Google amcaya..! Malatya adetleri diye yazdığınızda doğum, düğün, ölümle ilgili birçok bilgi çıkar karşınıza. Ben daha çok unutulmaya yüz tutan ve çok kişinin bilmediği ve internette bulamayacağınız bazı adetlerimizi dilim döndüğünce kısaca anlatmaya çalışacağım.

Vahi Öz’ün, Bedia’sı Mualla Sürer’e “avans ver gülüm” deyip yanaktan masum bir öpücük istediği, insanların gelenek görenek ve adetlerine sımsıkı sarıldığı, telefonun yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı ve her evde telefon olmadığı günlerde, insanlar evden getirtmek istedikleri şeyleri getirtmek için eve birini göndermeleri gerekirdi. Fakat evin hanımının bu gelen kişinin eşi tarafından gönderilip gönderilmediğini anlaması için de, evin reisi yüzüğünü veya karısının tanıyabileceği bir özel eşyasını (tesbih, tabaka gibi) giden kişiye verir öyle gönderirdi. Eşinin özel eşyasını gören hanım gelen kişinin kocası tarafından gönderildiğine emin olur ve istediği emaneti verirdi.

Eskiden hamam bir ritüeller manzumesiydi. Özellikle kadınların hamam sefaları çok renkli geçerdi. Önce evin çalışanı, kilden ve bohçalarla birlikte hamama gönderilir, hanımı için yer ayrılması sağlanırdı. Daha sonra hanım ve aile efradı paytonlara binerek hamama giderlerdi. Hanımın statüsüne göre, ya da hanımın daha önceki gelişlerinde verdiği bahşişin miktarına göre, hanım kürünü, gıllı kürün veya issi kürünün birinden yer ayrılırdı. Hanımın verdiği bahşiş kuvvetliyse ayrılan kürün mutlaka hanım kürünü olurdu. Ayrılan küründeki kurnaya hanımın hamam tası konur bu da bu kurnanın ayrıldığını gösteren bir işaret sayılırdı. Hamam dönüşünü de paytonla yapmak değişmez adetlerdendi.

Erkeklerin hamam sefaları da renkli geçerdi. Arkadaş gurubuyla hamama gidilir, patates öfelemesi, çiğ köfte yemeden çıkılmazdı. Ayrıca “hamam otu”..! kullanılması da yaygın bir adetimizdi. Hamam çıkışında hizmet eden personel kapıda sıraya dizilir ve onlara bahşiş vermeden çıkmak ayıp sayılırdı. Ha az kalsın unutuyordum, sizden sonra hamama gelen tanıdığınız birinin hesabını vermek de adettendi.

Bu “üstüne gelmek” diye adlandırılan güzel gelenek, berberler, kahvehaneler ve lokantalarda da geçerliydi. Hesap vermeye gittiğinizde “hesabınız falanca bey tarafından ödendi” denildiğinde insanlar mutlu olurlardı.

İçkili lokantalarda tanıdık masalara meyve, çerez göndermek de adetten sayılırdı. Bu jeste karşılık sadece teşekkür edilir, karşılığında bir şeyler göndermek saygısızlık sayılırdı.

Yok olan adetlerimizden biri de esnaflarımızın birbirine yardım konusuydu. Eskiden esnaflar komşularının her sorunuyla ilgilenirdi. Borçlu olan veya icralık olan esnafların borçları onun haberi dahi olmadan ödenirdi. Sabah dua ile açılan çarşılarımızın bu güzel dua adeti de yok olan adetlerimizdendi. Tıpkı ben siftah ettim komşum etmedi diyen esnafların neslinin tükendiği gibi...
Şu anda olmayan bir güzel adet de “cemaat kurma” adetiydi. Şimdilerde seneler süren davaları ve mağdur olan tarafları düşününce bu adetin güzelliğini daha iyi anlıyorum. İki komşu arasındaki, mal sahibi kiracı arasındaki, alacak verecek konusundaki anlaşmazlıklar için hemen mahkemeye baş vurulmazdı. O yörenin sözü geçen, güvenilir insanlarından oluşan, etki altında kalmayan, Allah ve adalet için karar vermeye çalışan bir kurul oluşturulur ve buna “cemaat kurma” denirdi. Bu cemaata dertlerini, sorunlarını anlatan insanlar bu cemaatın verdiği kararlara riayet ederlerdi. Ha bu kararların temyizi de yoktu..! ...
Hıdrellez gününde yazdıkları dilekleri Kernek’den suya atanlar, bu dilek yazılan kağıtları kanaldan toplayıp okuyan ve eğlenen gençler, evden getirdikleri yiyecekleri toplu halde yiyip (Hayfene) paylaşmayı öğrenen çocuklar, tiritli dolma küftesi yaparken, bu da evin delisine..! gelsin diyerek bir tanesini boş bırakanlar, çocuğunun göbek bağını cami avlusuna gömenler, çocuğun ilk dişi çıktığında buğday kaynatarak “diş hediği” yapanlar, yürümeye başlayınca “simidini kaçıranlar”, sünnet sırasında çocuğun ağzına “lokum” tıkıştıranlar, evlenirken damadı kaçırıp sağdıçtan bahşiş koparanlar, gelin almaya gelindiğinde kapıyı açmayanlar, evlendikten bir hafta sonra kız tarafına ziyafete, “haftasına gidenler”, cenaze çıkan evde “Kırk gün” süreyle radyo açmayanlar ve bu adetler maalesef sessiz sedasız hayatlarımızdan bir bir çıkmaktalar.

O güzelim adetlerimiz de o güzel insanlar gibi o güzel atlara binip gittiler...

Üstelik gittiklerinin farkına bile varamadık...

Hayfene yapmanın ne olduğunu ve onun verdiği mutluluğu maalesef bu nesil bilemeyecek...

Varsın bana tutucu, statükocu desinler...

Ben elimden geldiğince kültürümüzü yaşatmak için mücadele edeceğim...

Selam olsun kültürümüzü yaşatan Malatya’mın güzel insanlarına... busabahmalatya.com