TÜRKİYE’NİN STRATEJİK ROLÜ VE TARİHİ SORUMLULUĞU
Esad gidiyor ve bunu durduracak bir güç veya denge de söz konusu değil.
Suriye’nin Kritik Önemi
Suriye, tarihi, coğrafi ve kültürel bağlarıyla Türkiye için yalnızca bir komşu ülke değil, aynı zamanda bölgesel dengelerin merkezinde yer alan bir stratejik bölgedir. Uzun süredir devam eden iç savaş, Suriye’yi bir harabe haline getirmiş, milyonlarca insan yerinden edilmiş ve ülkenin toplumsal yapısı derinden sarsılmıştır. Son dönemde muhaliflerin iktidara galip gelmesiyle Suriye’de yeni bir dönemin kapıları aralanmıştır. Bu süreç, Türkiye’nin aktif bir rol oynaması gereken bir dönemdir. Çünkü Suriye’nin geleceği, yalnızca bölgeyi değil, Türkiye’nin güvenliği, İslam dünyasının birliği ve küresel dengeleri de etkileyecek potansiyele sahiptir. Ayrıca bugün, Suriye’nin geleceği konusunda Türkiye’nin rolü, hem tarihi bağlar hem de uluslararası hukuk perspektifinden tartışmasız bir öneme sahiptir.
Uluslararası Hukuk ve Garantörlük Rolü
Uluslararası hukuk, devletlerin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü esas alırken aynı zamanda bölgesel barış ve istikrarı korumayı amaçlar. Türkiye, Suriye’deki çatışmaların başından bu yana, uluslararası hukuka uygun bir şekilde hareket etmiş ve özellikle Astana Süreci’nde garantör devlet rolü üstlenmiştir. Bu süreçte, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve kalıcı bir siyasi çözümün sağlanması için önemli bir çaba harcanmıştır. Ancak bu çabalar, bölgeye demokrasi getirme iddiasıyla hareket eden diğer güçlerin çıkar odaklı politikaları nedeniyle zaman zaman sekteye uğramıştır.
Suriye’nin Türkiye İçin Önemi
1. Tarihi ve Kültürel Bağlar
Suriye, Osmanlı Devleti’nin önemli bir eyaleti olarak yüzyıllarca İstanbul’a bağlı kalmıştır. Bu süre boyunca Halep, Şam ve diğer şehirler, Türk-İslam medeniyetinin birer parçası olmuştur. Bu tarihsel bağ, Türkiye’nin Suriye’ye duyduğu sorumluluğun temelini oluşturur.
2. Jeopolitik Konum
Suriye, Akdeniz’e açılan bir kapı ve Ortadoğu’nun merkezi olarak stratejik bir öneme sahiptir. Türkiye’nin sınır güvenliği, bölgedeki istikrar ve enerji koridorlarının güvenliği açısından Suriye’de kurulacak yapının niteliği hayati önemdedir.
3. Terör Tehdidi ve Tampon Devlet Riski
Suriye’deki otorite boşluğu, terör örgütlerinin yuvalanmasına zemin hazırlamıştır. PKK/YPG/PYD, bu süreçte uluslararası desteği arkasına alarak Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurma hedefi gütmektedir. Türkiye için bu, yalnızca sınır güvenliği değil, ulusal birliği tehdit eden bir durumdur. Aynı şekilde, İsrail’in güvenliği bahanesiyle oluşturulması planlanan tampon bir terör devleti, hem Suriye’nin toprak bütünlüğünü hem de bölgedeki Müslümanların geleceğini tehdit etmektedir. Öyle ki, müslümanlar için bu tehlikeden daha büyük bir tehdit söz konusu değildir.
Esad Sonrası Dönemde Türkiye’nin Rolü
1. Demokratik Yapının İnşası: Amerika’nın Irak’a Getirdiği Demokrasi(!) Modeline Karşı Uyarılar:
Esat rejiminin devrilmesi sonrası Suriye’nin geleceği, inşa edilecek yönetim modeline bağlıdır. Türkiye, Irak’ta yaşanan demokratikleşme(!) sürecinin başarısızlığından ders çıkararak Suriye’nin Irak tarzı bir parçalanmış demokrasiye dönüşmemesi için aktif bir şekilde rol oynamalıdır. Suriye’de oluşturulacak bir huzur ortamından en fazla Türkiye faydalanacaktır. Türkiye’nin aktif rolü, Suriye’ye Amerikan tarzı bir “demokrasi” ya da Rusya’nın hegemonya projelerinin dayatılmasının önünde en büyük engeldir. Suriye’nin geleceği, halkının iradesine bırakılmalı ve bu süreçte Türkiye, tarihi bağları ve garantör devlet rolüyle bu iradenin korunmasında öncü bir aktör olmalıdır. Kısacası, Suriye’nin kaderi yalnızca uluslararası güçlerin insafına bırakılmamalıdır. Türkiye, bölgenin kaderini şekillendiren tarihi sorumluluğunu yerine getirmeye devam etmeli ve Suriye halkıyla dayanışma içinde, bu coğrafyada barış ve istikrarı inşa etmelidir.
Bu bağlamda:
• Milli Uzlaşı ve Toplumsal Bütünlük: Türkiye, etnik ve mezhepsel çatışmaları körükleyen yapılar yerine, Suriye halkını kapsayan bir uzlaşı sürecini desteklemelidir. Hatta bu süreci bizzat Türkiye yönlendirmelidir.
• Adil ve Kapsayıcı Yönetim: Suriye’deki Arap, Kürt, Türkmen ve diğer etnik unsurların temsil edildiği, adil bir yönetim sistemi kurulmalıdır. En önemlisi de bu süreçten PKK/PYD/YPG terör örgütleri kesinlikle uzak tutulmalı; İngiltere, ABD ve İsrail’in bu sürece dahlinin bu örgütler üzerinden sağlanmasının önüne geçilmelidir.
2. Suriye’nin Toprak Bütünlüğünün Korunması
Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunmaya devam etmeli ve bölünmüş yapılar oluşturulmasına karşı çıkmalıdır. Bu süreçte uluslararası arenada aktif bir diplomasi yürütülerek ABD, Rusya, İran ve AB gibi aktörlerle temaslar artırılmalıdır ancak bu temaslar kesinlikle tavize dönüşmemeli ve Suriyeli’lerden dolayı yıllardır her türlü bedeli ödemiş olan Türkiye’nin bu bütünlüğün sağlanması aşamasında en fazla etkili devlet olması için tüm argümanlar kullanılmalıdır. Türkiye pasif değil aktif olmalı, yönlendirilen değil yön veren olmalıdır.
3. Terör Koridorunun Önlenmesi
Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen terör devleti(gizli İsrail), sadece Türkiye için değil, tüm bölge için bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye, sınır ötesi operasyonlarla bu tehdidi bertaraf etme konusunda kararlılığını sürdürmeli, hatta bu amaca hizmet eden PKK/PYD/YPG terör örgütünün kökünü kazırken aynı zamanda bölgesel aktörlerle işbirliğini güçlendirmelidir.
4. Suriyeli Mültecilerin Dönüşü
Türkiye’de yaşayan milyonlarca Suriyeli mülteci, Suriye’nin yeniden inşa sürecinde önemli bir rol oynayabilir. Türkiye, mültecilerin gönüllü, güvenli ve onurlu bir şekilde ülkelerine dönmesini sağlamak için Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölgeler oluşturmaya devam etmelidir.
Türkiye’nin Toplumsal ve Siyasal Sorumluluğu
1. İslam Dünyasının Birliği
Suriye’nin yeniden inşası, yalnızca Suriye halkı için değil, İslam dünyasının geleceği için de kritik öneme sahiptir. Suriye, İslam dünyasının kalbinde yer alan bir ülkedir ve burada sağlanacak bir istikrar, bölgedeki diğer Müslüman ülkeler için de umut olacaktır. Türkiye, bu süreçte İslam dünyasını bir araya getirecek bir liderlik üstlenmelidir.
2. Tarihi Sorumluluk
Osmanlı’dan devralınan tarihsel miras, Türkiye’ye Suriye’nin geleceği konusunda özel bir sorumluluk yüklemektedir. Türkiye, sadece bir bölgesel güç değil, aynı zamanda adalet ve barışın savunucusu olarak hareket etmeli, mazlum Suriye halkının yanında yer almalıdır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren Suriye ile Türkiye arasında güçlü kültürel, tarihi ve insani bağlar bulunmaktadır. Bu bağlar, Türkiye’yi diğer aktörlerden ayıran önemli bir unsurdur. Türkiye, Suriye’yi bir çıkar alanı olarak değil, ortak bir tarih ve medeniyetin parçası olarak görmektedir. Bu perspektif, Türkiye’nin Suriye’deki rolünün emperyalist ya da yayılmacı bir amaç taşımadığını, aksine bölgesel istikrar ve kardeşlik ilkelerine dayandığını göstermektedir.
3. Dünya Müslümanları İçin Suriye’nin Fethi
Suriye’nin yeniden barışa kavuşması, İslam dünyasında birliğin sağlanması açısından sembolik bir anlam taşımaktadır. Türkiye, bu fethi sadece askeri bir zafer olarak değil, bölgesel adalet ve huzurun tesisi olarak görmeli ve bu anlayışla hareket etmelidir.
Türkiye’nin Uluslararası Stratejisi
1. Çok Boyutlu Diplomasi
Türkiye, ABD, Rusya ve Çin gibi küresel aktörlerle ilişkilerini dengeleyerek, Suriye meselesinde kendi çıkarlarını korumalıdır. Aynı zamanda İran ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörlerle de diyalog geliştirilmelidir.
2. Avrupa ve Mülteci Meselesi
Türkiye, mülteci krizinde üstlendiği rolü Avrupa’ya karşı bir koz olarak değil, işbirliği için bir fırsat olarak değerlendirmelidir. Bu bağlamda, Avrupa’dan daha fazla destek talep edilmelidir.
3. İsrail’in Planlarına Karşı Her Zamankinden Daha Fazla Direnç
İsrail’in bölgedeki güvenliği bahanesiyle terör devletleri oluşturma girişimlerine karşı hem diplomatik hem de askeri tedbirler alınmalıdır. Türkiye, bu bağlamda İsrail ile dengeli bir ilişki kurarken, bu planlara karşı İslam dünyasını harekete geçirecek bir liderlik sergilemelidir.
Suriye’nin Yeniden İnşası ve Türkiye’nin Misyonu
Suriye’de Esad sonrası dönemde Türkiye’nin oynayacağı rol, sadece Suriye’nin geleceğini değil, bölgenin ve İslam dünyasının kaderini de belirleyecektir. Türkiye, tarihsel mirası, jeopolitik konumu ve liderlik vizyonuyla bu süreçte öncü bir aktör olmak zorundadır. Suriye’nin fethi, yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda adaletin, barışın ve kardeşliğin tesisi anlamına gelecektir. Bu süreçte Türkiye, İslam dünyasının birliğini sağlama yolunda liderlik ederek, hem bölgesel hem de küresel dengeleri şekillendiren bir ülke olmaya devam etmelidir.