Şekerci Ahmet’i tanımayanınız yok gibidir. Malatya’mızın renkli simalarından biri olan “Şekerci Ahmet” adıyla bilinen Ahmet Işık, yalnız aileden gelen mesleğiyle değil esprili kişiliği ile de unutulmayacak hemşehrilerimizden biri olmuştur.

DUŞKAM SUCUĞU

Şekerci Ahmet’i tanımayanınız yok gibidir. Malatya’mızın renkli simalarından biri olan “Şekerci Ahmet” adıyla bilinen Ahmet Işık, yalnız aileden gelen mesleğiyle değil esprili kişiliği ile de unutulmayacak hemşehrilerimizden biri olmuştur.

Patron renkli olur da, yanında çalışan kişi renkli olmaz mı?

İşte bu hikaye, Şekerci Ahmet ve yanında çalışan Bülent Ceylan kardeşimin başından geçen yaşanmış bir olaydır:

O yıllar Malatya esnafının mal temini için İstanbul’a gitmesi gereken yıllardı.

Bir gün, Şekerci Ahmet’de nikah şekeri ve dükkanın diğer eksiklerin temini için İstanbul’a gider. Şekerci Ahmet’in eski arkadaşı olan firma sahibi Şekerciyi lüks bir lokantada misafir eder. Güzel bir masa donatır, masada kuş sütü eksiktir. Yerler, içerler, sohbet ederler. Tam kafaların iyi olduğu anda, firma sahibi yeni bir sucuk lokum ürettiklerini ve sucuğun özelliklerini anlatmaya başlar. Bu sohbetten sıkılan Şekerci Ahmet, rakınında etkisiyle “yaz gardaş yaz beş sandıkta bize yaz” der.

Şekerci Ahmet ertesi gün Malatya’yı arar ve “Biloş yeni bir sucuk yapmışlar, çok methettiler ben de kıramadım beş sandık (her sandık 25 kilo) sipariş verdim. Ben biraz daha İstanbul’da kalıp, sonra Susanoğlundaki yazlığa geçeceğim. Ben gelene kadar lokumları bitir, dükkan sana emanet” der.

Bundan sonrasını Bülent Ceylan’dan dinleyelim:

“Aradan 4-5 gün geçmişti ki Yeni İş nakliyat ambarının dağıtım kamyonu dükkanın önünde durdu.

Gelen hamala, “ne geldi gardaş” diye sordum.

“Sandıgh amma içinde ne var bilmiyim” diye cevap verdi.

Nasıl olsa hepsi 5 sandık sucuk lokumu diye düşünüp, “indirin” dedim. Hamal şaşkınlıkla “hepsini mi”? Diye sordu. Bende saf saf tabi ki hepsini dedim. Hamal kafasını sallayarak, şaşırmış bir vaziyette çıktı.

Ve başladılar sandıkları indirmeye. Bir, iki, üç, dört, beş derken baktım hala indiriyorlar. Yahu durun, bizim sipariş 5 sandık olacaktı dediysem de onlar indirmeye devam etti. Neyse irsaliyeyi getirdiler ki 5 sandık değil 50 sandık yazılmış…

Cep telefonu olmadığı için Şekerci Ahmet’i de arayamadım. Üç gün sonra şekerci Ahmet aradı. Yazlığa geçtiğini söyledi. 50 sandık sucuk geldiğini anlattım. Güzel bir kalayladı ve satamazsak geri göndeririz deyip kapattı.

Ben de değişik bir lokum beklentisiyle, merak içinde sandığı açtım. Aynı polis jopu büyüklüğünde sıradan bir lokum rulosu ile karşılaştım. Çıkarıp vitrine diğer çeşitlerin yanına koydum. Fakat ne soran var, ne de alan. Üstelik iki gün geçince kuruyup kazık gibi olmaya başladı ve acayip fire vermeye başladı. Kuruyan malı geri gönderme şansımız da olmaz, ne yapıp edip bu malı satmalıyım diye düşündüm. Ben kara kara düşünürken aklıma birden bir arkadaşımın bana yazmam için verdiği hatıra defteri geldi. Üzerinde “dywkam” diye telafuzunda bile zorlandığım bir şey yazıyordu. Aşk anlamına gelen Rusça bir kelimeymiş. Ben bu kelimeyi kendimce “duşkam” diye telaffuz ettim.

Kafamda birden şimşekler çaktı ve hemen karşımızdaki Şirket Hanın altında bulunan Kültür kitabevine koştum. Sahibi Ünal Ergöç abime, abi bana büyükçe karton parçaları ver, bir şey yazacağım dedim. Ünal abi de merakla: ne yazacaksın deyince, abi Haymana’nın meşhur “Duşkam” sucuğu geldi, her derde deva özellikle de o işe çok faydası varmış, deyince Ünal abi: “Eyleyse bana iki gangal gönder gardaş” deyince ilk yalanı söylemiş ve ilk satışı yapmıştım.

Kartonlara renkli kalemle, merak uyandırmak için sadece “Duşkam Sucuğu gelmiştir” diye yazıp vitrine astım. Kimsenin duymadığı bir isim. Hemen dikkat çekti. Gelip geçen herkes, merakla içeri girip, bu sucuk nedir diye sormaya başladı. Ben de Duşkam sucuğunun Haymana’nın yöresel bir ürünü olduğunu, birçok hastalığa iyi geldiğini, gençleştirici ve o işe! iyi geldiğini söyleyince, “hele gardaş bi boğum da bana ver” diyenler çoğaldı. Zaten bir boğumu 650 gram geliyor. Gelene sandıktan çıkarıp tattırıyorum, vitrinden versem mal kurumuş yenecek gibi değil. Yazıyı astığım gün satışlar patladı gitti ve ilk günden 4 sandık satıldı.

Böylelikle 25 sandık lokum kısa sürede bitti.

Malı vitrinden kaldırdım. Çünkü güneşi görünce sertleşiyor, bıçak bile kesmiyordu. O zamanlar sünnet lokumları vardı. Ben de elimizde kalan sucukların bir kısmını, sünnet lokumu ebadında kesip kutulara koydum ve sünnet lokumu diye sattım.

Fakat yine de epey bir lokum elimizde kaldı. Ne yapayım diye düşünürken yine aklıma parlak bir fikir geldi:

Pralin adı verilen, çikolataya benzer bir madde çıkmıştı. Genellikle pastaneler kullanırdı. Ben de doğranmış sucukları bir leğene koyup üzerine erimiş pralin dökerek bir gün beklettim. Ortaya harika bir çikolatalı lokum çıktı. Vitrine, diğer lokumların yanına koydum. Malatya o ana kadar çikolatalı lokum görmediği için fiyatı yüksek tutmama rağmen 10 sandığıda böyle tükettim.

Geri kalan kısmı da nikâh memuruna gönderdim. O yıllar adettendi, nikâhı olan kişiler, nikah memuruna çikolata, şeker türü hediyeler götürürlerdi. Ben de gelen müşterilere, pahalı ürünlere gerek yok bu lokumlardan götürün diyerek tüm sandıkları tükettim.

Ve günler sonra Şekerci Ahmet yazlıktan döndü ve merakla sucukların akıbetini sordu. Bitirdiğimi söyleyince, oldukça şaşırdı. Yaptığımı anlatınca katıla katıla güldü.

Patron gelince benim işim bitmiş, bu kez Şekerci Ahmet sahne almıştı. İlk işi İstanbul’daki firmayı aramak oldu. Bu kadar malı satmanın imkânsız olduğundan, malın kalitesizliğinden, beş sandık yerine elli sandık göndermelerinden dem vurup sürekli konuşuyordu. Malı geri göndermekten başka şansının olmadığını söyleyince, karşı taraf malı geri almaktansa çok cüzi bir fiyata inmek zorunda kaldı.

Şekerci Ahmet maalesef genç diyebileceğimiz bir yaşta aramızdan ayrıldı.

Allah rahmet eylesin…

Bülent Ceylan kardeşim yeteneklerini şimdi başka bir alanda, sağlık müdürlüğünde gösteriyor.

Başarılarla dolu bir hayat diliyorum…

Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…