CHP Battalgazi Başkanı seçildiğimde, 13 Şubat’ta kutlanacak Atatürk’ün Malatya geliş yıldönümüyle ilgili, ilkokul, üniversite, bütün öğrencileri içine alan, Atatürk konulu resim ve yazı yarışması açtık.

TANJU ÇOLAK’IN…

CHP Battalgazi Başkanı seçildiğimde, 13 Şubat’ta kutlanacak Atatürk’ün Malatya geliş yıldönümüyle ilgili, ilkokul, üniversite, bütün öğrencileri içine alan, Atatürk konulu resim ve yazı yarışması açtık.

Kuru kuru kutlama olmazdı.

Malatya’da, “Kuru kuru kurban olam!” diye bir söz var ya…

Atatürk’ün fotoğraflı ve yarışma koşulları yazılı bir afiş hazırladım.

Basımdan çıktı, çok güzeldi.

Öncesinde Türkocağı, sonra Halkevi ve sonra da Atatürk evi olan tarihi binanın önüne geldik.

Basın mensubu arkadaşlarım da oradaydı.

Hava yağışlıydı.

Aklıma Kültür Müdürümüzü arayıp, içeriye girme izni almak geldi.

Müdür bey,

“Hay hay başkanım!” dedi.

İçeriye girdik, afiş bir arkadaşımızın elinde, basın açıklamamızı yaptık.

Bu arada yarışmayla ilgilihomurdanmalar olduğu kulağıma gelmişti.

Araç gereç de temin ederek gençlere verdim.Özellikle okul çevrelerine asmalarını tembihledim.

Gece ‘ne yaptıklarını’ sordum, “Tamam başkanım, astık” dediler.

Sabah oldu çevreye göz attım, göremedim.

Sonraları her yere baktım, bir tek afiş bile görmedim.

Arkadaşlardan da gördüm diyen çıkmadı.

Anlaşılan, talimat gelmiş, ya asılmamış, ya da asılmış sökülmüştü.

Bildiğim CHP, başkanlığını yaptığım CHP değilmiş!

Biz yıldönümünü kuru kuru kutlamayalım, görevimizi şeklen yapmayalım, içini dolduralım, vefamızı gösterelim demiştik.

Olmadı. Üstünde de durmadım. İşime baktım.

Benim de Kurultay Delegesi olduğum 18 Aralık 2010 tarihli Kurultay, milli CHP’lilerin ayıklanmaya başlandığı, kısa yoldan söyleyeyim CHP’nin CKP (Canan Kaftancıoğlu Partisi) olmasıkadrolarının oluşturulmaya başlandığı Kurultay olmuştu.

Kongre salonunda, bir kişinin, “Başkanım, başkanım!” diye seslendiğini duydum. Baktım Diyarbakır Eski Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu’ydu. “Başkanım buraya oturabilir miyim?” dedi. Salona girilmeye yeni başlandığı için yerler boştu. Ayrılan bir yere oturmamak için sormuştu.

“Oturun Başkanım, oturun” dedim.

O Kurultayda Parti Meclisine seçilmiş, ardındanGenel Başkan Yardımcısı olup, 2011 seçimlerinde karar verici olmuştu.

Bir HDP’li avukat arkadaşım, seçimden sonra, “Adli yıl açılışında yaptığın konuşma, sana neler kaybettirdi biliyor musun?” dedi.

“Neyi kaybettirirse ettirsin, ben Baro Başkanı olarak vatandaşlarıma doğru bildiğimi söylemek zorundayım.” demiştim.

Arif Sağ’ın CHP’ye katılıp aday olduğu 1983-84’lerde, Gırgır Dergisi için, “CHP milletvekilleri, rakı sofralarına sazıyla eşlik edecek bir sanatçı buldular” demiştim.

Hasta olduğunu bildiğim Arif Sağ’ımıza Allah’tan sağlık diliyorum, şifalar diliyorum…

CHP o yıllarda da aynı boşluk içindeydi.

Seçimi kazanalım, milletimizi fakirlikten kurtaralım, demokrasiyi geliştirelim, darbe dönemlerini kapatalım, diye bir dertleri yoktu.

Seksen, yüz milletvekili çıkarıp ana muhalefet partisi olmak onlara yetiyordu.

Bir gün, Ankara’danbir toplantı için gelen heyet içindeki Nurettin Sözen’e,

“Turgut Özal televizyonda, vatandaşlar onu, sanki babaları nasihat ediyormuş gibi dinliyorlar.Baykal öyle mi!” demiştim. O da bana,

“Ne yapsın, öyle olamıyor.” demişti.

Gerçek gazetesindeki bir yazımda da, “Lider dediğin bir otobüsün üzerinde konuşurken, onu dinleyen bir çaycı, bir boyacı, bir vatandaşa bir sevgi çıngısı atmalıdır. Baykal yerine, bu partinin genel başkanı, atıyorum Ağrı İl Başkanı olsadaha çok oy alır” diye yazmıştım.

CHP’de, mevki makam, peşindekiler dışında herkes sağolsunlar beni çok severdi.

Kalp kalbe karşıdır, ben de onları çok severdim ki bu hiç değişmez.

Ve onların çok büyük bir çoğunluğu Alevidir.

Baro Başkanıyken, Hacı Bektaşı Veli Vakfı Cemevinde bir toplantıya katılmıştım. Orada, tayini çıkan müftümüzün hatıra plaketi de bana verdirilmişti.

Kadınların el iş sergisi vardı. Onun açılışını da yapmıştık. Ayrılırken, kadınlar aracıma kadar getirerek eve götürmek için ısrarla bana elişi hediyeler verdiler.

CHP Battalgazi Başkanıyken İl Başkanlığıyla aynı binada, içgüveyiymiş gibi oturan ilçe binasını, İnönü caddesine taşımıştım.

Bütün partililer, boş zamanlarını orada geçirirlerdi.

Bir yaşlıağabey bana, “Başkanım seni çok seviyoruz. Seni eşinizden çok seviyoruz.” dedikten sonra, içimde saplı duran şu sözü eklemiş, ki şimdi bunu yazarken gözlerim yaşarıyor, “Başkanım bizi bırakmayasın ha!”demişti.

O söz aklıma geldiğinde,aynen, Ukraynalı babanın, eşini, evladını savaştan kaçırmak için yurt dışına giden otobüse bindirirken, onlara sarılıp hüzünlendiği, ağladığıgibi oluyorum.

Bir eski ilçe belediye başkanımız da bana, “Başkanım sen nereye gidersen git, başımızın tacısın” demişti. Zaviye Muhtarı Baki Ulutaş da bir taziyede, “Seni kaybeden CHP, Türkiye’yi kaybetmiştir” demişti.

Açık söylüyorum, Allah nasip etti Ak Partiye geçtim.

Böyle bir şey yıllarını CHP’de çalışmaya adamış bir kişi için, Allah’ın nasip etmesiyle gerçekleşecek bir değişimdir.

Bu değişim, benim için aya çıkmak kadar akla gelmeyecek bir şeydi.

Ak Partiye geçince de bir avukat arkadaş, hadi adını da yazayım, Av. Enes TuncayYarloğlueş, “Çok sevindim. Sizin bu geçişinizMalatya’daki siyasi gerginliğin yumuşamasına yardım edecektir” dedi.

Bir başka arkadaşım, onun da adını yazayım Av. M. Kürşat Tokaç da, Baro salonundayanımıza geldi ve şöyle dedi, “Az önce diğer odada da söyledim, ‘Ak Parti Malatya’da bir milletvekili kaybetti ama Selahattin Sarıoğlu’nu kazandı’ dedim.”

Eski Baro Başkanımız Niyazi Ergin Gökçe’nin cenazesinde, kadimden kameraman, gazeteci, arkadaşım Erdal Akbuğa, arkadaşlarına beni tanıştırırken, “CHP’liydi, Ak Partiye geçti” deyince,“Hala onu mu söylüyorsun!” dedim. O, “Başkanım, senin CHP’den Ak Partiye geçmen, Tanju Çolak’ın Galatasaray’dan Fenerbahçe’ye geçmesinden daha çok konuşuldu” dedi.