Aslı Baykal’ın “Fareler ve Kaptan” metaforu, CHP’nin içindeki liderlik krizini bir kez daha gün yüzüne çıkardı.
PARTİDEN KAÇANLAR, DARAĞACINA GİDENLER VE GÖZDEN DÜŞEN LİDERLER
CHP’de sular durulmuyor. Kurultay iptal davası, yolsuzluk iddiaları ve liderlik belirsizliği derken, gemi su almaya başladı. Ve bu fırtınada, dümeni elinde tutanlar kadar güvertede kalmayı reddedenlerin de sorgulanması gerekiyor.
Tam da bu noktada Aslı Baykal’ın yaptığı o paylaşım, satır aralarında çok şey söylüyor. İsimsiz ama hedefi belli. “Batan gemiyi fareler terk eder” diyerek CHP içindeki istifalara, iç muhalefet trafiğine sert bir gönderme yapıyor. Metaforu tamamlayan diğer cümle ise daha da çarpıcı: “Kaptan korkaksa, o da…” Bu, partinin mevcut genel başkanı Özgür Özel’e açık bir eleştiri mi, yoksa Kemal Kılıçdaroğlu’nun vedasını ima eden bir serzeniş mi, yorum okuyucuya kalsa da ok yaydan çıktı bir kere.
MEKTUP TRAFİĞİ Mİ, KURTULUŞ PLANLARI MI?
Baykal’ın sözünü ettiği “mektup trafiği” CHP içindeki kulis faaliyetlerine dair ciddi bir ima taşıyor. Bu, sadece bireysel istifaların değil; kimi vekil, il başkanı ya da parti emektarlarının, yeni bir liderlik yapısı için “kapı aralama” çabasının dışavurumu olabilir. Zira 30 Haziran’da görülecek kurultay iptali davası, sadece bir prosedür değil, aynı zamanda bir siyasi kırılma noktasıdır.
Eğer kurultay “yok hükmünde” sayılırsa, Özgür Özel’in liderliği düşecek. Ve CHP tüzüğüne göre, genel başkanlık makamı bir önceki sahibine, yani Kemal Kılıçdaroğlu’na geri dönebilir. Kılıçdaroğlu’nun bu olasılığa hazırlıklı olduğu, son günlerde sessizliğini koruması ama perde arkasında hareketli olduğu yönündeki kulisler bu ihtimali güçlendiriyor.
AHLAKİ DURUŞ MU, TAKTİK MANEVRA MI?
Aslı Baykal’ın paylaşımındaki en dikkat çekici cümlelerden biri de şu:
“Darağacına gitse bile diz çökmeyenleri hatırlar bu toplum.”
Bu ifade, siyasette duruşun, cesaretin ve tutarlılığın hala bir değer olarak görüldüğünü anlatıyor. Lakin bu değerlerin, CHP’de kimde karşılık bulduğu bir muamma. Bugün parti içinde kimsenin darağacına gitme niyeti yok, ama çoğunun koltuk için eğilip bükülmeye hazır olduğu açıkça görülüyor. Oysa tarih, her zaman zor zamanlarda dik duranları yazar; seçim kazananları değil.
CHP NEYİN MÜCADELESİNİ VERİYOR?
Aslı Baykal’ın eleştirisi sadece isimlere değil, CHP’nin genel karakterine yöneliktir. Bugün CHP, kendi kimliğiyle kavga eden bir partiye dönüştü. Atatürk’ün kurduğu partide, ne Atatürkçülük açıkça konuşulabiliyor ne de sosyal demokrasi net bir rota çizebiliyor. Kurultaylar şeklen yapılıyor ama fikren boş. Liderler değişiyor ama zihniyet yerinde sayıyor. CHP, “ne yapmalı?” değil, “kimin adamı kalmalı?” sorusuna cevap arayan bir hale büründü.
GEMİYİ KİM BATIRDI, KİM TERK ETTİ?
Aslı Baykal’ın mesajı bir turnusol kâğıdı gibi partideki herkesin niyetini açığa çıkardı. Kimin suskunluğu korkudan, kimin çıkışı ahlaki duruştan? Kimin sadakati ilkelere, kimin bağlılığı makamlara? Bu soruların cevabı sadece CHP’nin değil, Türkiye’de muhalefetin geleceğini de belirleyecek.
Aslı Baykal’ın yaptığı sert ve hedefi belli paylaşım, aslında sadece bir kızgınlık ifadesi değil, köklerine yabancılaşan bir yapıya duyulan hayal kırıklığının yansımasıdır. CHP, uzun süredir ideolojik bir rota kayması yaşıyor. Bu kayma, parti içindeki çatışmaları ve hesaplaşmaları da beraberinde getiriyor. Atatürk’ün mirasına ve Deniz Baykal gibi isimlerin siyasi mücadelelerine sırt çeviren bir anlayışın, günübirlik ittifaklar ve popülizmle siyaset üretmeye çalışması doğal olarak içten bir itirazı tetikliyor. Bu bağlamda Baykal’ın paylaşımı, bir vefa çağrısından çok, bir uyarı manifestosudur.
Bugün CHP, kendi içinde hesaplaşmadan Türkiye’nin karşısına alternatif bir yönetim vizyonuyla çıkamaz. Özgür Özel’in liderliğinde verilen mesajlar, halkta bir karşılık bulsa da, partinin kurumsal iç düzeni yerle bir olmuş durumda. Kurultay tartışmaları, genel başkan değişim süreçleri, grup içi hizip kavgaları ve yolsuzluk iddiaları, CHP’yi bırakın iktidar alternatifi yapmayı, kendi içinde tutarlı bir muhalefet partisi olmaktan bile uzaklaştırıyor. Bu da doğal olarak, halkta bir güvensizlik ve dağınıklık algısını pekiştiriyor.
Aslı Baykal’ın kullandığı “darağacına gitse bile diz çökmeyenler” ifadesi, belki de bu dönemde en çok ihtiyaç duyulan ahlaki duruşun altını çiziyor. Siyasi partiler yalnızca oy hesaplarıyla değil, kriz zamanlarında gösterdikleri ilkeli tavırlarla da var olurlar. Bugün CHP içinde kimin ilkeli, kimin oportünist olduğu sorgulanmadan bu kriz aşılamaz. Bu sorgulamayı dışlayan her çağrı, sadece mevcut çürümüşlüğü meşrulaştırır. Bu yüzden Baykal’ın sözleri, bir kişinin değil; bir siyasi zihniyetin, hatta muhalefet anlayışının yeniden inşasına çağrıdır.
CHP, sadece iktidarı hedefleyen bir seçim makinesi değil; Türkiye’ye umut olacak, adalet, liyakat ve halk iradesini temsil edecek bir yapı haline gelmek zorundadır. Ama bunun için önce aynaya bakmalı, hatalarıyla yüzleşmeli ve kendini yenilemelidir. Parti içi klikler ve kişisel çıkarlar, partinin geleceğini belirleyemez. Bugün CHP’nin gemisi batmıyorsa bile yönsüzce sürükleniyor. Bu sürüklenişi durduracak olan, kaptanın cesareti değil; gemideki herkesin aynı yöne bakması ve doğru limanı istemesidir. Aksi halde, bu gemide kalanlar da, terk edenler de sorumluluktan kaçamaz.
UNUTULMAMALIDIR Kİ,
“Bir gemiyi fırtına değil, yönsüzlük batırır. Ve yönünü kaybeden bir parti, ilk önce kendi ahlakını terk eder…”
SAYGILARIMLA!