GAZZE’NİN ÇOCUKLARI YAZIN SICAĞINDA KORKUDAN TİTRERKEN, ÜMMETİN KALBİ SICAKTAN DONMUŞTU

Gazzeli bir çocuk, yazın ortasında titriyordu. Hava soğuk değildi. Ama o titriyordu. Çünkü tüm ailesini kaybetmişti. Esasen üstüne düşen bombalarla değil, ümmetin suskunluğu ile parçalanmıştı. O çocuğun gözleri, yanan bir evden değil, yıkılan bir vicdandan kaçıyordu. Çünkü ümmet, bu sahneleri binlerce kez izledi ama hâlâ uyanmadı.

Bir çocuk ağlıyorsa, yeryüzü titreşir. Ama bu ümmet, o titreşimi duymuyor. Çünkü bu ümmetin damarlarına ekranlardan eğlence, sofralardan israf, siyasetten hesap pompalanmış durumda. Gazze yanarken, ümmet klimalı salonlarda siyasi hesap yapıyor. Kudüs ağlarken, ümmet iftar sofralarında meze konuşuyor. Kurban kesiyor ama ne kadar et kaldığının hesabını yapıyor. Ve cehennem, işte bu yüzden ümmetin suratına tükürüyor:

“Ben seni yakmak istememiştim. Ama sen, kendi kendini yakmaya geldin.”

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Onlar, ateşe yakıt olanlardır.” (Âl-i İmrân, 10)

Bir çocuk titriyorsa ve senin kalbin kıpırdamıyorsa, senin bedenin değil, imanın donmuştur.

GAFLET: GÜNDÜZ GÖZÜYLE BİLE UYANMAMAK

Gaflet, Müslümanın en sinsi düşmanıdır. Çünkü öldürmez, sadece kör eder. Ve kör olan, zulmü fark edemez. Kör olan, kibirle bakar, izzetin ne olduğunu unutur. Bugün ümmetin en büyük problemi; zalimlerin gücünde değil, mazlumların sessizliğindedir.

Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor:

“Müslüman, diğer Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez.” (Buhârî, Mezâlim, 3)

Ama biz, kardeşlerimizi göz göre göre ateşe teslim ettik. Çünkü gaflet, bize kardeşlik duygusunu unutturdu. Çünkü gaflet, uykudan daha tatlı geldi. Çünkü gaflet, bizi konforun kucağında uyuşturdu.

Oysa Allah Teâlâ ne buyurur:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes, yarın için ne hazırladığına baksın.” (Haşr, 18)

Ama biz, yarını değil bugünün indirimini hesapladık. Biz, ahireti değil tatili planladık. Biz, uyanmadık. Gündüz bile gaflet uykusunda kaldık.

CEHENNEMİN BAKIŞINDAKİ KINAMA

Sessizce korkudan titreyen çocuğu seyrederken dalmıştım ve cehennem ile göz göze geldim. Ve bana, “Senin ne işin var burada ey Müslüman?”

Bu cümle, hayal ürünü değil; belki de cehennemin her gün sorduğu bir sorudur. Çünkü cehennem, Müslümanlara değil, kâfirlere hazırlanmıştır. Ama gaflet ehli, ahirette “Ben Müslümandım!” diyemez. Çünkü Müslümanlık, sadece bir kimlik değil, bir sorumluluk demektir.

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurur:

“Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned)

Peki biz ne yaptık? Şeytanla aynı dili konuştuk. Zalimleri protesto etmek yerine, onları takip ettik. Zulme karşı susmakla kalmadık, bazen alkışladık. Bazen dizilerdeki kahramanlara ağlayıp, gerçek kahramanların ölüsüne sırtımızı döndük. Cehennem tam da bu yüzden nefretle bize bakıyor:

“Ben seni yakmak istememiştim, ama sen cehennemi hak ettin.”

ÜMMETİN UYUMASININ BEDELİ: ÇOCUKLARIN ÖLÜMÜDÜR

Bugün Gazze’de bir çocuk, sadece bombayla değil; ümmetin uykusuyla öldürülmektedir. Çünkü bu çocuklar, Müslümanların vurdumduymazlığının faturasını ödüyor. Oysa bu ümmetin liderleri, halkı, gençleri, şeyhleri, tarikatları, dernekleri, cemaatleri, milyarlarca dolarlık servetleriyle bir tek çocuğun gözyaşını bile silemedi.

Müslümanlar, sadece ihmal ettikleri yetimleri değil; aynı zamanda Resûlullah’ın emanetini de yere düşürdü.

“Ben ve yetime bakan kimse, cennette şöyleyiz.” buyurdu Peygamberimiz ve iki parmağını yan yana getirdi. (Buhârî, Edeb, 24)

Ama ümmet, o yetime değil, borsaya baktı. O mazluma değil, piyasa analizine baktı. O çocuğa değil, sosyal medya istatistiklerine baktı.

Ümmetin uykusunun bedeli ağırdır. Çünkü bu uyku, sadece bir gaflet değil; bir ihanettir. Bu uyku, bir duvarın yıkılmasına değil; bir ümmetin çöküşüne neden olur. Ve bu çöküşü, Allah affetmeyecektir. Çünkü bu çöküş, zalimi değil; mazlumu toprağa gömdü.

GAFLET UYKUSUNDA GÖZÜ AÇILMAMIŞ ÜMMET, KULAKLARI SAĞIR EDEN HAYKIRAN CEHENNEM ATEŞİNDE YANAR

Bugün ümmetin içinde bulunduğu hâl, sadece bir gaflet değil; aynı zamanda bir tercihtir. Zira artık cehaletin mazereti kalmamıştır. Kur’an elimizde, Peygamber’in sünneti önümüzde, yaşanan zulümler gözümüzün önünde ve kardeşlerimizin çığlığı kulaklarımızda iken hâlâ sessiz kalmak, sadece acizlik değil; inanç zaafıdır. Allah bize açıkça seslenmiştir: “Sakın zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur.” (Hûd, 113) Bu uyarı, sadece zalime değil; ona sessiz kalanlara da ateşin dokunacağının ilanıdır.

Müslümanlar artık uyanmalıdır. Ama bu uyanış, “sadece zikir halkalarına katılmak” yahut “sosyal medyada slogan atmak”la değil; zulme karşı fiilî duruş sergilemekle olur. Peygamberimiz buyurur: “Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman, 78) Bugün ümmetin büyük bir kısmı, ne eliyle, ne diliyle müdahale ediyor. Kalple buğz bile etmeyenler var. Kalpler taşlaşmış, gözler körleşmiş, kulaklar sağırlaşmış…

İşte bu nedenle hesap günü geldiğinde, sadece Firavunlar, Nemrutlar değil; onların karşısında susan, koltuklarında rahat oturan, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen ümmet fertleri de sorgulanacaktır. Çünkü dinimizde pasiflik bir kurtuluş değil, vebaldir. Mazlumun gözyaşı, yeryüzünün en ağır tanığıdır. O gözyaşına sırtını dönen ümmet, kendi mezarını kendisi kazmaktadır. Cehennemin kapısında sorulacak ilk sorulardan biri şu olabilir: “Sen neden sustun?”

Bugün Gazze yanarken, Doğu Türkistan ağlarken, Arakan’da kadınlar feryat ederken, Yemenli çocuklar açlıktan can verirken, bizler hâlâ hangi konforun peşindeyiz? Ümmet olmak, sadece aynı kıbleye yönelmek değildir. Ümmet olmak, aynı acıya yanmak, aynı zulme karşı ayağa kalkmaktır. Allah Resûlü bir beden benzetmesi yaparken boşuna demedi: “Müminler, birbirini sevmede, birbirine merhamette ve şefkat göstermede bir beden gibidir. Ondan bir organ rahatsız olursa, diğer organlar da uykusuzluk ve ateş ile ona katılır.” (Buhârî, Edeb, 27) Peki biz, hangi acıya ortak olduk?

Son olarak şunu bilmeliyiz: Bu ümmetin ateşte yanması, dış düşmanların gücünden değil; iç gafletimizin derinliğindendir. Bizler kıyama kalkmadan, Allah rahmetini indirmez. Biz hesap sormadan, biz hesap vermezsek, tarih bizi yargılar. Ya zalime karşı saf tutarız ya da mahşerde onunla birlikte yargılanırız. Unutmayalım: “Kıyamet günü herkes, sevdiğiyle haşrolunacaktır.” (Buhârî, Edeb, 96) Kim zalime destek oluyorsa, onunla; kim mazlumu savunuyorsa, onunla dirilecektir

UNUTULMAMALIDIR Kİ,

“Mazluma gözünü kapatan, zalime yol açar.

Gaflet, ümmetin ölümüdür.

Uyanış, dua ile değil; adım ile başlar.

Cehennem, sadece düşman için değil;

kardeşliğe ihanet eden ümmet için de vardır.”

SAYGILARIMLA!