BİTMEK BİLMEYEN BİR AZABA TAKİP OLMAK

İslam’ın adalet anlayışı ve yöneticilere yüklediği sorumluluk, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) şu uyarısında apaçık ortaya konmuştur: “Devlet malından bir hırka bile aşıran, savaşta bile ölse şehit olamaz.” Bu söz, devlet malının kutsallığını ve ona ihanet edenlerin manevi dünyada bile kaybedeceklerini açıkça gösterir. Çünkü kamu malı, halkın ortak emeğidir ve onu korumak en başta yönetenlerin boynunun borcudur.

Ancak, ne yazık ki, kamu malının adeta talan edilerek kişisel servet edinme aracı olarak kullanıldığına defalarca şahit olduk. Belediyelerde, devlet kurumlarında, kamu şirketlerinde yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık almış başını gitmiş durumda. İslam’ın açıkça haram kıldığı ve hukukun ağır yaptırımlar getirdiği bu tür uygulamalar, sadece maddi kayıplara yol açmıyor; toplumsal vicdanı da derinden yaralıyor.

Özellikle son günlerde çokça gündeme gelen ve bir kısım belediyelerin konser adı altında yaptığı talan, anlatılır gibi değil.

İSLAM DİNİNDE KAMU MALINA EL UZATMANIN SAKINCALARI

İslam dini, kamu malına zarar vermeyi büyük bir günah olarak kabul eder. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“Kim devlet malına hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir.”

Bu ayet, kamu malına ihanet edenlerin ahirette ağır bir cezayla karşılaşacaklarını açıkça belirtmektedir. Peygamber Efendimiz de bu konuda defalarca uyarmış ve devlet malına ihanet edenlerin en ağır cezalara çarptırılacağını bildirmiştir.

Ayrıca, İslam hukukunda kişinin canı, malı ve maddî-manevî değerleri koruma altındadır. Bunlara zarar vermek yasaklandığı gibi, herhangi bir zarar durumunda en güzel şekilde telafisi sağlanmalıdır. Kamu malına zarar vermek, hem kul hakkını ihlal etmekte hem de toplumsal düzeni bozmaktadır.

DEVLET MALINA GİYDİRİLEN ATEŞTEN GÖMLEK

Devlet yönetimi, makam sahipleri için bir lütuf değil, ağır bir sorumluluktur. Devletin hazinesi, yönetenlerin keyfi harcamaları için açılmış bir sofra değildir. Kamu malına uzanan her el, aslında bir ateşten gömlek giymiş demektir.

Bu bilinçle hareket etmeyenler, dünyevi zevkler uğruna sadece adaleti çiğnemekle kalmaz, ahirette de büyük bir hesabın altına girerler. Çünkü yetim hakkı yemekle devlet malını çalmak arasında hiçbir fark yoktur. Hatta devlet malına el uzatmak, daha büyük bir vebal taşır; çünkü milyonlarca insanın hakkını gasp etmek anlamına gelir!

HUKUKİ BOYUT: KAMU MALINA ZARAR VERMENİN CEZALARI

Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) mala zarar verme suçu, 151. ve 152. maddelerde düzenlenmiştir.

•TCK Madde 151’e göre, başkasının taşınır veya taşınmaz malına kasten zarar veren kişi, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

•TCK Madde 152 ise suçun kamu kurum ve kuruluşlarına ait bina, tesis veya eşya hakkında işlenmesi durumunda cezanın artırılmasını öngörmektedir.

Yargıtay kararları da bu suçun ciddiyetini vurgulamaktadır. Örneğin, Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2013/18797 E., 2014/9878 K. sayılı kararında, sanığın polis merkezinin kapısına zarar vermesi nedeniyle kamu malına zarar verme suçunu işlediği kabul edilmiştir.

Kamu malına zarar verenler veya zimmetine geçirenler, ağır hapis cezası ile yargılanmaktadır. Ancak ne yazık ki, birçok yolsuzluk ve kamu malına zarar verme suçu, güçlü bağlantılar ve siyasi korumalar nedeniyle örtbas edilmektedir.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KAMU MALI İSTİSMARLARI

Ne yazık ki geçmişte, özellikle 30-35 yıl önce, birçok belediyede kamu malının hoyratça kullanıldığına, halkın vergilerinin lüks yaşamlara harcandığına ve yöneticilerin zevk ve sefa içinde yaşadığına şahit olduk. Belediyeler, adeta kişisel servet edinme aracı haline getirilmiş, kamu kaynakları yeni eşler edinmekten özel yatırımlara kadar her türlü şahsi çıkar için kullanılmıştı.

Bugün ise benzer bir tablo Malatya Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Esenlik İmar İnşaat Şirketi ile gündeme geldi. %100 kamu şirketi olan bu kuruluşun bazı mallarının yok pahasına belirli kişilere verildiği, ancak sonrasında geri alındığına dair iddialar kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Hatta birkaç yıl önce de bu malların bazılarının eski milletvekillerinden birine verildiği bile konuşuldu. Sanırım bu söylemler de sayın vekil tarafından inkar da edilmemişti.

Hatta bundan iki dönem önce de belediyeye çöreklenmiş bir cemaatin sözde çok dindar elemanlarının “beytül mal bize helaldir, bu güne kadar onlar yedi(fetö) bundan sonra da biz yiyeceğiz” dediğini duyduğumda hayretler içinde kalmıştım.

Peki, bu nasıl bir yöneticilik? Bu nasıl bir vicdan? Kamu malını emanet olarak değil, kişisel mülkü gibi gören bir anlayışın şehrimize, ülkemize ve insanlığa ne faydası olabilir?

HESAP VERMEDEN KURTULMAK YOK!

Bu tür olaylar, halkın devlete olan güvenini sarsıyor. Kamu malına el uzatanlar, yalnızca hukukun karşısında değil, vicdanlarda da mahkûm olmalıdır.

Devleti yönetenlerin unutmaması gereken bir gerçek var:

Makamlar geçicidir, ama adalet ebedidir.

Son söz olarak, Hz. Ömer’in şu uyarısını hatırlatmak gerekir:

“Fırat’ın kenarında bir koyun kaybolsa, onun hesabını benden sorarlar.”

Eğer bir koyunun bile hesabı soruluyorsa, kamu mallarını talan edenler için nasıl bir hesap gününün beklendiğini düşünmek bile ürkütücü olmalıdır!

Unutulmamalıdır ki, haram lokma midede durmaz, hem dünyayı hem ahireti mahveder!

Saygılarımla

14.02.2025

Avukat Mehmet Ali KÖROĞLU