Üç Mehmet’le başlayayım…

AŞIK VEYSEL’İN KIZI NE DEDİ?

Üç Mehmet’le başlayayım…

Biri bibim (Halam) oğlu Mehmet…

İstanbul’da yaşıyor, okumuş, inşaat işiyle uğraşıyor, Avcılar CHP’de çalışıyordu.

Diğeri dayım oğlu Mehmet.

Ankara’da yaşıyor, astsubay, emekli.

Bir hafta arayla dünyaya gelmişiz.

Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmemiş, çocukluğumuzun bir kısmı aynı avluda geçmiş, büyümüşüz, birbirimizin evinden ayağımızı kesmemiş, bir kez bile küsmemişiz.

Üçüncü Mehmet de Haçovalı Alevi arkadaşım.

Mersin’de yaşıyor. Teknik öğretmen, emekli.

Tunceli Yapı Enstitüsünde, Erzurum İnşaat Teknisyen okulunda aynı sırada oturmuşuz, yatılı okumuşuz, onun numarası 69 benimki 72.

Tunceli’nin Munzur’unu, Erzurum’un rüzgarını, ayazını, buzunu birlikte iliklerimizde hissetmişiz. Yememiz, içmemiz, gezmemiz bir olmuş, paramızı, parasızlığımızı paylaşmışız, birbirimizden bıkıp usanmamışız.

Üç Mehmet’le de bu güzelliğimiz, benim Ak Parti’ye geçmemle kökünden kurudu.

Nazım Hikmet’in, “Arkadaşlık bir ağaca benzer/Kurudu mu yeşermez artık” dizelerindeki gibi oldu.

Bibim oğlu Mehmet’i altı ay önce evin en küçüğü olarak çok, çok erken kaybettik.

Telafisi mümkün olamayacak bir şekilde ebedi aleme benle küs gitti.

Rizeli ve şimdi İzmir’de yaşayan ve Rize’de müthiş güzel arkadaşlığımız olan, eve yakın bir yerden aldığım odunu sıfır arabasının bagajına koyarak taşıyacak denli özverili olan teknik öğretmen arkadaşım Talip de şimdi aklıma geldi.

O, benimle arayı tamamen kesmedi ama ağzından, “Sen benim için ölmüşsün” gibi bir lafın çıkmasını da önleyemedi.

Bu arkadaşların hepsi de Atatürkçü, solcu, okumuş, tecrübeli, akıllı, akılcı olduğunu düşünen kişiler.

Ben de onların kendileri hakkındaki görüşlerine tamamen olmasa da katılırım.

Ama bu yaptıklarının neresi, akıllılık, akılcılık, Atatürkçülük?

Ben önceden dürüsttüm şimdi sahtekarmı oldum, namusluydum namussuz mu oldum, vatanseverdim hain mi oldum, ne oldum?

İhanet etmedim, ihanet edenden, sapmıştan, yoldan çıkmıştan, yanlıştan, eskimişten ayrıldım, doğruya geldim.

Bir röportajda CHP için, gazeteye manşet olan “Akşam bölücü, sabah Atatürkçü” nitelemesini yaptım.

Sonraki günlerde, “CHP, CKP oldu” dedim.

Bu arkadaşlar bunlara hiç bakmıyor…

Varsa da yoksa da Ak Parti, varsa yoksa Erdoğan düşmanlığı.

Yahu siz hiç mi düşünmezsiniz ki, bu düşmanı olduklarınıza başta ABD, bütün Batı düşman…

Nasıl olur da Türkiye’ye düşman olanlarla aynı değirmene su taşır, aynı hedefe yürürsünüz?

Yine Nazım Hikmet dizeleri geliyor aklıma, “Sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman/Vatan ki bu insanların evidir/Sevgilim onlar vatana düşman.”

Valla bir yerde okudum mu, bir yerden duydum mu hiç aklıma gelmiyor, ben insanların bu haline, bu duygu ve düşünce durumuna “Odunlaşma” diyorum.

Kusura bakmasınlar, tutuculuk, gericilik, buzlaşma, donmadiyorum.

Dinime daha sıkı bağlandım, Atatürk’ü, Laikliği daha doğru anladım, tarihime, her görüşten sanatçıma, toplumsal, ulusal değerlerime, benliğime, kimliğime, bilumum maddi manevi varlığıma daha sıkı sarıldım.

Ak Parti’nin büyük atılımlarına, Cumhurbaşkanımızın Seferberlik hali çevikliğine, çabukluğuna, canhıraş çalışmasına ve alınan çok başarılı sonuçlara bakıp, ‘Biz adam olmayız”, Böyle gelmiş böyle gider”, “Sen mi düzelteceksin”, “Baban da bu dertle öldü”, “İşini görmeye, köşeyi dönmeye bak” zihniyetinden, güvensizliğinden, umutsuzluğundan, tembelliğinden, miskinliğinden çok şükürler olsun tamamen sıyrıldım. Batı hayranlığını kaldırdım attım, kendime, milletime saygım arttı.

Hapsi bu arkadaşlar, hepsi bu!

Neyse bu konuyu daha fazla uzatmayayım…

Allah ıslah etsin diyorum, Allah ayıktırsın inşallah diyorum.

Mehmetlerime dönüyorum…

Tunceli’de okurken, lise birde, Alevi Mehmet arkadaşımdan bağlama çalmasını öğrendim.

Üç türkü öğretti bana, eline, bağlamayı tutuşuna baktım, gerisini söktüm. “Tren gelir hoş gelir”, “Fırat kenarında yüzen kayıklar” ve “Koyun gelir yata yata” türküleriydi o üç türkü.

Sonraki yıllarda elime aldığım her enstrümanı çalar oldum.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Prof Dr. İbrahim Kalın’da çok güzel bağlama çalıyor, çok güzel söylüyor.

Cumhurbaşkanımız da müziğe, müzisyene, sanata, sanatçıya çok yakın.

23 Mayıs günü Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi Selçuklu Müze ve Sergi Salonunda açılan Türk Müziği Tarihi Sergisini gezdi.

Yanında gençler ve sergide yer alan sanatçıların aile bireyleri vardı.

Sergi, aramızdan ayrılan sanatçılarımızla sınırlıydı.

Sergiyi gezerken sanatçılar, yer yer Cumhurbaşkanını durdurup sürpriz türküler, şarkılar seslendirdiler.

Aşık Veysel’den, “Uzun ince bir yoldayım”, Aşık Mahzuni Şerif’ten, “İşte gidiyorum çeşmi siyahım”, Yıldıray Çınar’dan,“Çarşambayı sel aldı.”, Cem Karaca’dan, “Deniz üstü köpürür” şarkıları seslendirildi, Cumhurbaşkanımız da duygu dolu dinledi, yer yer iştirak etti.

Geziden sonra, sanatçı yakınlarıyla bir araya geldi, güzel güzel, kırk yıllık ahbap gibi sohbet etti.

Aşık Mahzuni’nin oğlu Ali Mahzuni şunu söyledi;

“Sizin nezdinizde Mahsuni ailesi olarak tüm emeği geçen dostlara teşekkür ediyoruz. Bunun ileriki dönemlerde sizin de vesile olmanız kaydıyla daha genişletilmiş olarak halka daha kolay sunulacak alanlarda sunulmasını çok arzu ederiz” dedi.

“Nasıl böyle dinçsiniz, yorulmuyorsunuz, bir vitamin filan mı? denildi.

Cumhurbaşkanı,

“ ‘Aşkla koşan yorulmaz.’ Aşk varsa meşk de vardır. ‘Aşk, kişinin sevdiğinde yok olmasıdır.’ Siz mesleği seviyorsanız onda yok olacaksınız. Eğer sevmiyorsanız zaten yapmaya da gerek yok.” dedi.

Neşet Ertaş’ın kızı, “İlk Konservatuvar vardı. Burayı müzik müzesi yapabilir miyiz? Müzik müzesi mutlaka olması lazım.” diyor. Cumhurbaşkanı, orada bulunan İletişim Başkanına,

“Fahrettin hoca, notunu al bakayım. Onu başkanla bir görüşelim.” diyor.

Aşık Veysel’in torunu,

“Bir gün bana plaket vermiştiniz. Anneme selam söylemiştiniz. Bugün de annem, özellikle, ‘Sayın Cumhurbaşkanımıza benim selamımı söyle.’ dedi.”

O arada, Aşık Veysel’in kızı Hayriye Özer Cumhurbaşkanını aradı ve telefonun açık hoparlöründen Hayriye hanımın aynen şu sözler duyuldu:

“Vallahi sizinle gurur duyuyoruz. Bu parti kurulduğu an oyumu size kullandım. Hala da devam eder, sonuna kadar devam eder.

Cumhurbaşkanı, teşekkür etti, “Allah razı olsun” dedi.

Not: Sözleri videodan aldım.