KITA YÜZÖLÇÜMÜNÜN ADALETE YANSIYAMADIĞI YER: AFRİKA’NIN PARÇALANMIŞLIĞI

Afrika kıtası, yüzölçümü açısından dünyanın en büyük kara parçalarından biri olmasına rağmen, siyasi haritada bu büyüklükle ters orantılı bir görünüm sergilemektedir. Amerika kıtasında toplam ülke sayısı sınırlı kalırken, Afrika kıtası adeta yapay bir şekilde onlarca ülkeye bölünmüştür. Bu durum tesadüf değildir; aksine tarihî bir mühendisliğin ürünüdür. Afrika, sadece coğrafî olarak değil, aynı zamanda etnik, kültürel ve siyasi olarak da bilinçli biçimde parçalanmıştır.

Kıtanın bu hâle gelmesinde dış müdahalelerin çok ciddi payı vardır. Dış güçler, Afrika’yı sömürgeleştirmekle kalmamış, onu sürekli çatışma hâlinde tutacak biçimde dizayn etmişlerdir. Etnik gruplar bölünmüş, kabileler karşı karşıya getirilmiş, dil ve kültür farkları çatışma vesilesi yapılmıştır. Bu yöntemle kıta, kendi kendisiyle uğraşır hâle getirilmiş, bu da dış sömürüyü kolaylaştırmıştır. İç savaşlar, terör faaliyetleri ve yönetim krizleri hep bu derin parçalanmışlığın sonucudur. Yüzölçümünün büyüklüğü, potansiyelinin yüksekliği, bu mühendislik karşısında etkisiz bırakılmıştır.

SÖMÜRÜNÜN MÜHENDİSLERİ: İNGİLTERE VE FRANSA’NIN DERİN ROLÜ

Afrika’nın bugünkü siyasi, ekonomik ve toplumsal yapısının şekillenmesinde başat rolü oynayan iki ülke vardır: İngiltere ve Fransa. Bu iki ülke, 19. ve 20. yüzyıllarda Afrika’yı kendi aralarında paylaşmış, farklı sömürge yöntemleriyle kıtayı hem fiziken hem zihnen dizayn etmiştir. İngiltere dolaylı yönetim sistemiyle yerel krallıkları kontrol altına alırken, Fransa doğrudan yönetim modeliyle asimilasyonu tercih etmiştir. Her iki yöntem de halkların kendi kimliğini, özgürlüğünü ve geleceğini elinden almıştır.

Bu ülkelerin uyguladığı politika sadece maddi sömürüyle sınırlı kalmamış, aynı zamanda kültürel bir işgale de dönüşmüştür. Yerel diller yerine Fransızca ve İngilizce öğretilmiş, eğitim sistemleri bu diller üzerinden yapılandırılmıştır. Haritalar yeniden çizilmiş, aynı etnik kökenden gelen halklar farklı ülkelere bölünerek sürekli bir gerilim hattı oluşturulmuştur. Bu yapay sınırlar, kalıcı barışı ve işbirliğini imkânsız hâle getirmiştir. Afrika’nın birçok yerinde çıkan iç çatışmaların, bitmek bilmeyen yönetim krizlerinin temelinde bu sistematik müdahaleler yatmaktadır. Hatta Afrika’daki bazı göllerin, dağların ve şehirlerin isimleri dahi bu sömürgeciliğin izlerini taşımaktadır.

AFRİKA BİRLİĞİ: BİR HAYALİN SÖNEN IŞIĞI

Sömürgecilik sonrası kurulan Afrika Birliği, kıta için bir umut kaynağı olmuştu. Fakat aradan geçen yıllar, bu yapının etkinliğini yitirmesine neden oldu. Kuruluş amacında, siyasi birlikteliğin sağlanması, ekonomik kalkınmanın hızlandırılması, bölgesel çatışmaların önlenmesi gibi ideal hedefler varken; bugün bu hedeflerin çoğu ya gerçekleşmedi ya da sembolik düzeyde kaldı. Afrika Birliği, birçok kriz karşısında pasif kaldı; gerçek bir yaptırım gücü oluşturamadı. Üye ülkeler arasında güven eksikliği, dış güçlerin etkisi ve yeterli siyasi iradenin bulunmaması bu süreci daha da zorlaştırdı.

Afrika Birliği’nin etkin bir yapıya kavuşamaması, kıtanın içsel yapısal sorunlarının da bir göstergesidir. Bazı ülkeler, Batılı devletlerle olan eski bağlarını hâlâ koparamamış; bu nedenle bağımsız ve güçlü adımlar atamamıştır. Kıtada ortak bir para birimi oluşturulamamış, ortak savunma gücü hayata geçirilememiştir. Bu başarısızlıklar, kıtanın hâlâ dış yönlendirmelere açık olduğunu ve iç dayanışmasının zayıf kaldığını göstermektedir. Oysa kıta içi entegrasyon ve iş birliği, Afrika’nın kalkınması için hayati önemdedir. Bunun sağlanamaması, kıtanın potansiyelini sürekli baskı altında tutmaktadır.

YENİ BİR UMUT IŞIĞI: AFRİKA’NIN TÜRKİYE’YE DUYDUĞU GÜVEN

Son dönemde Afrika’nın dikkatini çeken ve halklar nezdinde karşılık bulan yeni bir aktör vardır: Türkiye. Türkiye’nin Afrika’ya yaklaşımı, klasik sömürgeci mantığın tam tersine dayanmaktadır. Afrika’ya çıkar temelli değil, iş birliği temelli bir siyasetle yaklaşılmış; eğitimden sağlığa, tarımdan ulaşıma kadar birçok alanda yapıcı projeler hayata geçirilmiştir. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) tarafından açılan su kuyuları, mesleki eğitim merkezleri, sağlık hizmetleri; Maarif Vakfı’nın kurduğu eğitim kurumları, kıta halkı için somut kazanımlar sağlamıştır.

Ayrıca Türkiye’nin kamu diplomasisi araçları da etkili şekilde devreye sokulmuştur. Türk Hava Yolları’nın kıtadaki birçok ülkeye doğrudan uçuş gerçekleştirmesi, Türk dizilerinin yaygın şekilde izlenmesi ve Türkiye’nin kültürel ürünlerinin olumlu etki yaratması, halkların gözünde Türkiye’yi samimi ve güvenilir bir ortak konumuna taşımıştır. Türkiye’nin Afrika’daki bu güçlü varlığı, özellikle Fransa gibi eski sömürgecileri rahatsız etmekte; bu yüzden Türkiye’ye karşı siyasi ve diplomatik engeller çıkarılmaktadır. Ancak Afrika halkları, Türkiye’nin tutumundaki eşitlik ve kardeşlik anlayışını fark etmiş; bu yeni ilişki modeline değer vermeye başlamıştır.

GERÇEK KURTULUŞUN ŞARTLARI

Afrika’nın kronik sorunları sadece dış müdahalelerle açıklanamaz. Kıtadaki birçok ülkenin yönetimi, kendi halkına karşı sorumluluk taşımaktan uzaklaşmıştır. Uzun yıllar boyunca koltukta kalan liderler, halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaktan çok, dış güçlerle kurdukları ilişkiler üzerinden kendi iktidarlarını sürdürme yoluna gitmişlerdir. Bu yozlaşma, dış sömürüyü daha da kolaylaştırmış, halk ile devlet arasındaki bağları zayıflatmıştır. Doğal kaynak zengini ülkelerin büyük bir bölümü hâlâ yoksullukla mücadele etmektedir. Çünkü bu kaynaklar, halkın değil, yöneticilerin ve dış şirketlerin refahı için kullanılmaktadır.

Ancak bu tablo değişebilir. Afrika halkları genç, dinamik ve potansiyel sahibi kitlelerden oluşmaktadır. Eğitim, üretim ve teknolojiye dayalı kalkınma projeleriyle bu potansiyel harekete geçirilebilir. Bölgesel dayanışma, şeffaf yönetim ve halk temelli kalkınma modelleriyle kıta, kendi kaderine yön verebilir. Dışa bağımlılığın azaltılması, yerli üretimin teşvik edilmesi ve gelirlerin adil dağılımı, gerçek bir özgürlük ortamı yaratacaktır. Bunun için Afrika’nın önce kendi iç sorunlarını çözmesi, halkın iradesine dayanan güçlü bir yönetişim modelini hayata geçirmesi gerekir.

Bugün hâlâ Afrika’nın birçok ülkesinde İngiltere, Fransa ve Amerika’ya ait askeri üsler, maden şirketleri ve stratejik yatırımlar bulunmaktadır. Bu durum, sömürgeciliğin yalnızca biçim değiştirdiğini ortaya koymaktadır. Fakat halklar bilinçlendikçe, bu yapıların varlığı sorgulanmaya başlanmıştır. Afrika Birliği, tekrar etkin ve kararlı bir platforma dönüştürülebilir. Bu da ancak samimi, ilkeli ve istikrarlı bir siyasi irade ile mümkün olacaktır. Geleceğin Afrika’sı, kendi potansiyelinin farkına vararak, bağımsız ve güçlü bir kıta olma yolunda ilerlemek zorundadır.

UNUTULMAMALIDIR Kİ,

“Zincirler dıştan kırılmazsa içten paslanmaya başlar; Afrika artık ya paslanmış zincirlerini kıracak ya da pasla yok olacak.”

SAYGILARIMLA!