GEÇMİŞİN PRANGALARI, BUGÜNÜN GÜCÜ

Tarih, milletlerin yürüdüğü yolları sadece kayıt altına almaz; aynı zamanda onlara yön verir, dersler sunar ve hatırlatmalarda bulunur. Türkiye’nin bugün ulaştığı noktayı anlamak için geçmişte nerede olduğuna bakmak şarttır. Dün bir açıklama yapan Almanya’nın eski Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz’un “Türkiye’nin önemini geç anladık” itirafı, aslında sadece Almanya’nın değil, Batı dünyasının da uzun yıllar boyunca Türkiye’yi görmezden gelme eğiliminin bir yansımasıdır.

Oysa Türkiye bugün, küresel dengeleri değiştiren, uluslararası krizlerde anahtar rol oynayan ve büyük güçlerle masaya eşit oturabilen bir devlet haline gelmiştir. Ancak bu noktaya nasıl gelindiğini anlamak için, geçmişin sisli koridorlarında dolaşmak gerekmektedir.

1970’ler, 1980’ler ve 1990’lar boyunca Türkiye, siyasi istikrarsızlık, ekonomik krizler ve uluslararası ilişkilerde edilgen bir konumun gölgesinde yol almak zorunda kaldı. Bugün ise aynı Türkiye, bölgesinde ve dünyada kritik kararları etkileyebilen, diplomatik gücünü artırmış, askeri ve ekonomik bağımsızlığını güçlendirmiş bir aktör olarak öne çıkıyor.

ECEVİT, DEMİREL, MESUT YILMAZ DÖNEMLERİNDE TÜRKİYE’NİN KISIR DÖNGÜSÜ

Türkiye’nin 1970’lerden 1990’lara kadar yaşadığı siyasi ve ekonomik açmazlar, uluslararası arenadaki konumunu da zayıflatıyordu. O dönemler Türkiye, iç siyasetindeki kargaşalar, koalisyon hükümetlerinin getirdiği belirsizlikler ve ekonomik çalkantılarla anılıyordu.

Ecevit’in rahmetli Erbakan hocamızın zorlaması ile de olsa 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda gösterdiği liderlik, Türkiye’nin uluslararası arenada bağımsız hareket etme iradesinin ilk örneklerinden biriydi. Ancak Batı dünyasının Türkiye’ye karşı uyguladığı ambargo ve ekonomik baskılar, bu bağımsız duruşun sürdürülebilir olmasını zorlaştırdı. Türkiye, ekonomik darboğazlarla, döviz krizleriyle ve ağır enflasyonla mücadele ederken, diplomatik alanda da Batı tarafından yalnızlaştırılmaya çalışıldı.

Demirel’in liderlik ettiği dönemlerde ise Türkiye, genellikle “Batı’nın sadık müttefiki” kimliğiyle tanımlanıyordu. Ancak bu sadakat, çoğu zaman Türkiye’nin ulusal çıkarlarından ödün vermesi anlamına geliyordu. Kendi dış politikasını belirleyebilen, bağımsız hareket edebilen bir Türkiye profili yerine, ABD ve Avrupa’nın taleplerine boyun eğmek zorunda kalan bir Türkiye vardı.

Mesut Yılmaz dönemine gelindiğinde ise Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri yeni bir boyut kazandı. Ancak bu süreç, Türkiye’nin AB tarafından sürekli oyalandığı, tam üyelik sürecinin bilinçli şekilde uzatıldığı bir dönem olarak tarihe geçti. Avrupa, Türkiye’yi bir ortak olarak görmek yerine, kendi siyasi çıkarları doğrultusunda yönlendirebileceği bir ülke olarak değerlendirdi. Türkiye’nin AB üyeliği hep “kapıda bekletilen ülke” konumunda bırakıldı ve bu süreç Türk halkında büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

GEÇMİŞTEKİ TÜRKİYE VE YENİ YÜZYILIN TÜRKİYE’Sİ ARASINDAKİ DERİN UÇURUM

Türkiye, geçmişte büyük güçlerin gölgesinde hareket eden, ekonomik krizlerle boğuşan ve diplomatik anlamda edilgen bir pozisyonda bulunan bir ülkeyken; bugün uluslararası krizlerde çözüm üreten, masaya şartlarını koyabilen ve gerektiğinde büyük güçlerle pazarlık yapabilen bir aktör haline geldi.

Geçmişte, IMF kapılarında kredi arayan, enflasyon oranlarıyla mücadele eden ve iç siyasette çalkantılar yaşayan bir Türkiye varken, bugün ekonomik büyümesini sürdüren, savunma sanayisini geliştiren ve enerjide bağımsızlık yolunda adımlar atan bir Türkiye var.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN LİDERLİĞİNDE TÜRKİYE’NİN YÜKSELİŞİ

2002’den itibaren Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye, geçmişin zincirlerini kırarak yepyeni bir kimlik kazandı. Özellikle savunma sanayisi, ağır sanayi ve teknoloji alanındaki atılımlar, Türkiye’yi küresel bir güç haline getirdi.

Savunma Sanayisinde Devrim

Bugün Türkiye, artık kendi savaş uçaklarını, insansız hava araçlarını, füzelerini ve savunma sistemlerini üreten bir ülke haline geldi.

Bayraktar TB2 ve Akıncı İHA’lar, dünya çapında savaş sahasında oyun değiştirici olarak kabul edildi.

Milli Muharip Uçak KAAN, Türkiye’nin havacılık alanındaki bağımsızlığının simgesi haline geldi.

Hisar, Siper ve Tayfun füzeleri, Türkiye’nin bölgesel savunma kapasitesini güçlendirdi.

Denizaltılar, insansız savaş gemileri ve modern fırkateynler, Türkiye’yi denizlerde de söz sahibi yaptı.

Ağır Sanayi ve Yerli Üretim Hamleleri

Türkiye, TOGG gibi milli otomobil projeleri, yerli trenler, elektrikli otobüsler, yenilenebilir enerji santralleri ile sanayide bağımsızlığını ilan etti.

Türkiye, nükleer enerji alanında Akkuyu Nükleer Santrali ile büyük bir adım attı.

Savunma ve havacılık sanayisinde yerlilik oranı %20’lerden %80’lere çıkarıldı.

Altay tankı, Atak helikopteri ve milli gemi projeleri, Türkiye’yi dünya savunma liginde üst sıralara taşıdı.

KARŞILAŞTIRMALI OLARAK GEÇMİŞ VE BUGÜNÜN TÜRKİYESİ

Geçmişin Türkiye’si, güçlü rüzgarların önünde sürüklenen bir yapraktı. Bugünün Türkiye’si, o rüzgarları yönlendiren bir kaptana dönüştü.

Dünün Türkiye’si, pusulasını başka ellerin tuttuğu bir gemiydi. Bugünün Türkiye’si, kendi rotasını çizen bir amiral gemisi haline geldi.

Geçmişte Türkiye, büyük masaların küçük sandalyesinde oturan bir figürdü. Bugün ise o masanın bizzat kurucularından biri haline geldi.

GÖRMEZDEN GELİNEN GERÇEK, ARTIK KABUL EDİLEN HAKİKAT

Almanya’nın eski Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz’un itirafı, sadece bir diplomatın kişisel görüşü değil, Batı’nın Türkiye’ye bakış açısının artık değişmek zorunda olduğunu gösteren bir gerçektir.

Türkiye artık eski Türkiye değildir. Diplomaside, ekonomide, askeri alanda ve uluslararası arenada ağırlığını koyan bir güçtür.

Batı’nın Türkiye’ye yönelik “stratejik ortak” söylemi artık boş bir ifadeden ibaret olmamalıdır. Türkiye’yi sadece bir köprü olarak görmek, onun gerçek potansiyelini görmemek demektir. Çünkü Türkiye, sadece bir köprü değil, aynı zamanda o köprüyü inşa eden, yöneten ve kullanmasını bilen bir devlettir.

Unutulmamalıdır ki,

“Türkiye, yalnızca bir köprü değil, iki kıtayı birbirine bağlayan bir kaderdir ve Dünya değişirken Türkiye’yi yok sayanlar, kendi yok oluşlarını hızlandırırlar.”

Saygılarımla