Çok yağışlı geçen bir baharın mayısının yağmursuz bir gününde, Kale’nin, diğer adıyla İzollu’nun, dağlarına kırdım arabamın dümenini…

Çok yağışlı geçen bir baharın mayısının yağmursuz bir gününde, Kale’nin, diğer adıyla İzollu’nun,

dağlarına kırdım arabamın dümenini…

Kale’nin güney yanı Doğanyol-Pütürge ve bu yönde yükselen dağlar, ortası Türkiye’mizin batısını

doğumuza bağlayan yol, kuzeyi önü büğetle, Karakaya Barajıyla kapatılmış Fırat’ın şişen suyunun

oluşturduğu büyük göl, bir başka deyişle, Vanlıların Van Denizi dediği gibi Karakaya Denizi, karşıyakası

da Elazığ Baskil’dir.

Baskilliler Elazığ’dan çok Malatya’yla içli dışlıdır.

Malatya’da kurulu Şehit Fethi Seki İskelesinden, sabahın altısından, akşamın altı buçuğuna değin,

saatte bir, Büyükşehir Belediye’nin işlettiği feribotlar gider gelir Baskil’e.

Biz de bir gün gittik, gezdik Baskil’i, öte geçeyi.

2002’de batan ve Malatya’yı acıya boğan feribot kazasını ve yaşamını yitiren vatandaşlarımızı da

rahmetle, acıyla anayım şimdi.

Niyazi Mahallesinden arkadaşlarım, Erkan, Erdal ve Aydın Gültekin kardeşlerin de, annelerini o gölde

kaybettiklerini yazayım buraya.

Baskil Kaymakamlığının işlettiği feribot, üzerinde iki karpuz yüklü kamyon, iki otomobil ve karpuzların

üstünde, otomobillerin içinde ve feribotun diğer taraflarındaki yolcularıyla akşam saatlerinde

Baskil’den çıkıp Malatya’ya gelirken Karakaya sularına batmış; bu feci kazada on altı vatandaşımız

kurtarılmış ama on üç vatandaşımız kurtarılamamıştır.

Sabah erken feribot iskelesine gittiğimde kıyıda, gözyaşları tükenmiş, ağıtları kesilmiş, oturmuş,

gözleriyle derin sulara dalmış, kayıp yakınlarını gözleyen insanlar gördüm. Arkadaşlarımı gördüm.

Allah rahmet eylesin inşallah.

Şimdi ulaşım, Allah’ın verdiği akılla yapılmış, o akılla yönetilen, güvenli feribotlarla sağlanıyor.

Allah kaza, bela vermesin! Ama sen işini iyi yapıyor musun, akılla, vicdanla, çalışkanlıkla, ihmal

etmeden yapıyor musun? Önce buna bak!

Zalim Fırat’ta! başka kazalar da olmuş ve bu kazalara türküler de yakılmış.

Fırat kenarında yüzen kayıklar

Anam ağlar bacım beni sayıklar,

Başıma toplandı bağrı yanıklar,

Nettim size beni yâre götürün

Elbisem duvarda asılı kaldı,

Kitabım bavulda basılı kaldı,

O yar benim ile küsülü kaldı,

Nettim size beni yâre götürün…

Fırat’ta boğulan Abdulkadir adlı Hukuk öğrencisinin üzerine yakıldığı söylenen türkü.

Yine, ilk dinlediğimde, yanımdakilere, “Çok güzel bir türkü, çok sevilir.“ dediğim, Şener Şen’in ‘Eşkıya’

filmiyle tüm Türkiye’de ünlenen türkü,

Kömürhan köprüsü Harput’a bakar,

Körolası zalim Fırat ocaklar yıkar,

Ahbaplarım gelmiş ağıtlar yakar,

Söyletmeyin beni anam yaram derindir.

Bu türkünün de Fırat’a su almaya inerken düşüp boğulan bir yeni gelinin kocası tarafından yakılmış

olduğu söylenir.

İki türkü de Malatya türküsüdür.

Aklıma Hasan Hüseyin Korkmazgil’in dizeleri geldi;

Kızılırmak akıyordu.

Köprü çürüktü.

(…)

Ve bir gelin alayıydı, çekip giderdi allı pullu.

Göçtü köprü, kaptı sular gelini.

Ve atlılar gitti gider.

Dediler: 'Kızılırmak n'ettin allı gelini?'

Demediler, 'Çürük köprü n'ettin allı gelini?'

Öyle ya, yol, köprü, ulaşım, uygarlık ve de güvenlik demek değil mi?

Şimdi Kömürhan’da, kendi suları altında kalan Zalim Fırat’ın üzerine, Eyfel Kulesi’nin demiri kadar

demir kullanılıp öyle bir köprü kondurulmuş ki, görmeye mahsus…

Allı pullu, telli duvaklı bir gelin!

Bir de dağ delinip, çift gidiş, çift geliş bir geçit yapılmış ki, bin altı yüz metre.

Işıl ışıl, pırıl pırıl.

Giderken, tünelde değil başka bir boyutta akıyorsun sanki.

Aşık Veysel’imizin dediği gibi, millet “Gündüz gece” güvenle geçsin diye, Devlet yapmış köprüyü de,

tüneli de.

Hani Zalim Fırat türküsünde,

‘Kömürhan Köprüsü Harput’a bakar’ deniyor ya!

Türküde geçen Harput değil, ‘Halpuz’ adlı bir köy.

Harput nere, Kömürhan nere?

Harput, Kömürhan Köprüsünden elli kilometre ötede.

Söylene söylene Harput olmuş.

Ne demiştik başlarken…

Beş altı yıl önce, bereketli bol yağışlarında ıslandığımız bir baharın, mayıs ayının yağışsız bir gününde

merkeze kırk kilometre uzaklıktaki Kale ilçemizin güneyinde yükselen dağlara sürdüm arabamı.

Bu dağlar yemyeşildir.

Yamaçlarda köyler kuruludur, uzaktan beyaz renkli kurşun kalem gibi minareleri görülen.

Döne döne asfalt yollarından geçtiğim köylerinden daha doruklara doğru devam ettim.

Yerleşim bitmiş, yol sert zemin üzerinde ham yol olarak devam ediyordu.

Bir yerde, yoldan şüphelendim, durdum. Yolu kontrol ettim, ‘araba gidebilir mi?’ diye.

Arabayı bırakıp yürüyerek devam edeyim dedim.

Park etmek için uygun bir yer aradım. Yerin batıp, batmayacağına baktım. Bir yer buldum. Oraya park

ederken arabanın ön tekerlekleri battı.

Yerin tamamını kontrol etmemişim. Önde, yamacın dibinde, meğer yağışla akan toprakların biriktiğini

ve buranın batak olduğunu tespit edememişim.

Taşlar topladım tekerleklerin önüne koydum, odunlar, otlar koydum olmadı.

Arabayı çıkaramadım.

Aşağıya doğru yürüdüm bir köye vardım.

Sarıot köyüydü.

Daha köye girmeden bir traktörün geldiğini gördüm.

El ettim, durdu.

Derdimi anlattım.

-Bin gidelim dedi. Giderken,

-Bu köyün imamıyım. Zorda kalan birine, kim olduğuna bakmadan yardım edeceksin dedi.

Geldi. Arabaya bindi denedi, patinaj, patinajdı. Gitti evden kürek, kazma, halat getirdi. Üstü başı

çamur içinde kaldı.

Motor çekecekti halat bağlanacak yeri bulamadık.

Nettiyse olmadı.

Onun çabası, fedakarlığı beni çok mahcup ediyordu.

O sırada konum attığım oğlum bizi bulup geldi.

Tabii ki o da direksiyona geçip denedi.

Artık arabayı orada bırakıp dönmeye karar verdik.

Hocam, şehre gedecektim, ben de geleyim dedi.

Hocamın evinin önüne gittik, hocam gitti üstünü başını değişti.

Geldi bindi, beraber Malatya’ya döndük.

Yolda çok güzel sohbetimiz oldu.

Oğlum Kardiyologdu. Onunla da tanıştı.

Malatya’ya geldik, vedalaşmadan önce çok düşünüp, traktörünü o kadar kullanmasına,

kendisinin onca çabasına, üstünün başının çamur olmasına bakarak, lisede okuyan oğluna

harçlık vermesi için bir miktar para vermeye çalıştım.

Olacak şey değildi.

Kabul etmedi.

Mahmut hocamla o günden beri hep görüşürüz.

Haberleşiriz.

Allah razı olsun, Allah Mahmut hocam gibi insanlarımızı çoğaltsın.