SABIR

SABIR

Sabır aslında tam manasıyla kavrayamadığımız kavramlardan biridir. Çoğu zaman hiçbir eylemi olmayan boş boş bekleyiş olarak algılarız. Oysa resulüllah (sas) bir hadisi şerifinde derki “Sabır ziyadır”. Yani bir ışık! Bir nur! Dipsiz kuyuların karanlığından aydınlıklara çıkaran bir ziya. O halde bu, içerisinde eylem olan bir bekleyiştir ki sadece insana özgü bilinçli bir mühlet vermedir. Ama insanın her bekleyişi mühlet verişi sabır eylemi midir?

Mütefekkirlerimizden Rasim Özdenören’ in sabırla ilgili tespitleri konumuzu aydınlatır cinsten. Şöyle diyor; “Sabrı, ancak o fiili ifa eden kişinin kendisi bilebilir. Çünkü zahiren bekliyor (başka bir söyleyişle sabrediyor) gibi görünen birinin, aslında hiç de öyle olmayabileceğini tasavvur edebiliriz. Aynı otomobil içinde yolculuk yapan üç kişi düşünelim. Üçünün menzili aynı olsun. Bu üç kişinin zahirine bakıldığında üçünün de “sabırla” yolculuklarının sonunu beklediğini zannedebiliriz. Hâlbuki bunlardan birincisi menzile bir an ulaşabilmek için içi-içine sığmamaktadır. İkincisi miskin tabiatından dolayı umursamazlık içindedir. Üçüncüsü ise menzile ulaşılacağı vakti bildiğinden önceden bir mühlet vermiştir. Ve işin sonunu böyle bir bilinçle beklemektedir.

Bu üç yolcunun durumu, yolda beklenmedik bir arıza karşısında daha bariz olarak ortaya çıkar. Birinci kişi, zaten içi-içine sığmadığından böyle bir arızayı isyanla karşılar. Belki yersiz müdahaleleriyle işin büsbütün gecikmesine yol açar. İkinci yolcu, miskinliğinden dolayı, belki müdahale etmesi gereken yerde de kıpırdamadan kalır. Olumlu tavır, ancak üçüncü kişiden beklenebilir. Çünkü yalnızca o bilinçli bir bekleyiş içindedir. Çünkü ancak onun tarafından bu yolculuk için bilinçli bir tanınmıştır. Dolayısıyla onun adına telaşı gerektirecek bir durum söz konusu değildir. Kaldı ki arızanın beklenenden uzun sürmesi halinde de, ancak böyle birinin yalnız fiilini değil aynı zamanda hukuki müdahalesi de devreye girebilir. Ötekilerin tavrıysa durumun ya büsbütün karışmasına veya en azından devamına yol açmaktan başka bir işe yaramaz”

Belki de sabrı en iyi yukarıda anlatılan üçüncü kişinin örneğiyle anlatabiliriz. Peygamberimizin ifadesiyle sabrın hayatımıza ışık saçabilmesi için amaçsız bir bekleyişten uzak olması gerekir. Bir hedefimizin bir tasarımızın olması bu bekleyişe anlam kazandırır. Bir amacımız varken bekleyiş içerisine (mühlet verme) girmişsek ve bizim dışımızda hayatımıza olumsuz müdahaleler olmuşsa artık bize düşen tevekküldür, rızadır, teslimiyettir.

Ancak ortada bir zulüm bir cehalet varsa buna sabretmek doğru olmaz sabrın tanımına aykırıdır. Çünkü beklemek zulmün ve cehaletin artmasından başka bir işe yaramaz. Mesela yüksek amaçlarla yapılan bir mücadelede girmiş olduğumuz savaş da ülke adına verdiğimiz can kayıpları, maddi ve manevi zarar zafere ulaşabilmek için sıkıntılı bir bekleyiştir bir mühlet vermedir. Bu yüce amaç bizim acılarımızı hafifletecek, karanlıklarımıza ışık tutacak ve daha fazla can kaybını önlemek, zulüm ve cehaletin ortadan kalkması için bunlara sabır göstereceğiz ama umudumuzu kaybetmeden. Çünkü Allah sabredenlere birliktedir.

Rabbim zulmü ve cehaleti ortadan kaldırmak için giriştiğimiz her işte ve bu işleri yaparken başımıza gelen her musibette sabırlı davranmayı bizlere nasip eyle. Amin