Malatyalıların çoğunun birbirini tanıdığı, birbirlerine gülümseyip selam verdiği, esnafın evde yapılan yemekleri sefer tasıyla “dükkânına” götürüp komşusuyla paylaştığı, insanların
“Ganere”de “gellelli” kebabı yedikten sonra alışveriş yapıp aldıkları öteberiyi hamalın küfesine doldurup, kendisinin, ellerini arkasına bağlayıp önden, hamalın da arkadan yavaş yavaş geldiği, yoğurtçu pazarında “külek külek” organik köy yoğurtlarının satıldığı, kimsenin “park yeri” arama derdi olmadığı, herkesin “dükkânının” önünün birer park yeri olduğu yıllar...
O yıllarda, lokanta sayısı bir elin parmaklarını geçmediği için, insanlar farklı ve daha ucuz arayışlara girmişlerdi. Bunların başında genellikle Akpınar’da bulunan “zalatacılar” gelirdi. Salatacılardan aklımda kalan, Abit Dayı’nın dükkânı ve Boz Ali’nin (Ali Altınkaya) dükkânıydı. Daha sonra Hacı Bayram Kaya’nın, Cumali Örnek’in dükkânı gelirdi.
Meşhur Boynik Tahir’in de Ganere'de salatacı dükkânı vardı. Ayrıca ‘Ganere’de yağ peynir satışı yapan Yağcı Recep ve Yağcı Etyemezlerin Şahap Çavuş’un dükkânının arkası da bir nevi salatacı dükkânı gibi hizmet verirdi. Burada insanlar lokantadan çok daha ucuza karınlarını doyururlardı.
Genellikle insanlar sarımsaklı cacığı, sıcak ekmekle yiyerek karınlarını doyururlardı. Salatacılarda mevsime göre değişik yiyecekler bulunurdu. Yazın, peynir, zeytin, çökelik, helva, tahannebi üzüm ve yoğurt buranın olmazsa olmazlarıydı. Kışın ise genelde süt kaynatılır hatta tükürük kebabı, kuru fasulye bile yapıldığı olurdu.
Salatacılarda genellikle açık ekmek servis edilirdi. “Helvacı Hakkı”dan alınan “Güzel” helva açık ekmek arasında kâğıt kebabı gibi olurdu. O zaman açık ekmeklerin kuş yemi gibi olmadığı, ekmeğin ekmek gibi olduğu yıllardı. Ekmek 550 gram üretilirdi.
Acıkan insanların, biz öğrencilerin imdadına yetişen yumurtayı anmadan geçmeyelim. O zaman yumurtalar fraksiyonlara ayrılmamıştı. Gezen tavuk yumurtası, köy yumurtası, organik yumurta diye bir şey yoktu. Yumurtaların hepsi hem gezen hem de organik olduğu için başına bir tamlama konulmaz, sadece yumurta denirdi.
Önceleri kaynatılırken soğan kabuğu konularak sarartılan, daha sonra kumaş boyaları çıkınca boya ile allı morlu hale getirilen yumurtalar fakir fukaranın en önemli yiyeceğiydi. Nedense kırmızı boyalı yumurtaları çok severdik. İnce tırnaklı açık ekmeğin içine koyduğumuz haşlanmış yumurta, yeşil soğan, maydanoz, tuz ve acı biberden oluşan karışım bizim için kuzudan lezzetli olurdu.
Bir de yemeden önce yumurta tokuşturmak yok muydu? Ne zevk alırdık. Tokuşturmadan kazandığımız yumurtaları yemekten “dabaz” döktüğümüz olurdu. Şimdiki çocuklar ne dabaz dökmeyi bilir, ne de yumurta tokuşturmayı.
Ya üzüm ekmeğe ne demeli? Sıcacık açık ekmeğin yanında kütür kütür “tahannebi, Kureyş veya Arapkir” üzümleri, bir öğün savacak harika bir yemek olurdu. Bununla ilgili, küçük bir lokantası olan bir arkadaşım ilginç bir olay anlatmıştı:
Bir gün lokantaya elinde kese kâğıdıyla biri gelir. (Daha naylon poşetler çıkmamıştı.) Kese kâğıdının içi üzüm doludur. Kimseye bir şey söylemeden, direkt lavaboya geçer ve üzümleri yıkamaya başlar. Bu arada üzüm taneleri lavaboyu tıkamıştır. Yere dökülenler de cabası. Yıkadıktan sonra kese kâğıdını da birkaç yerden deler ki suyu süzülsün. Sular ortalığa süzüle süzüle gider ve masaya oturur, kese kâğıdını yırtar, üzümleri masaya yayar ve yemeye başlar. Masanın üstü sırılsıklam olmuştur.
O zaman ekmekler kesilip ağzı kapaklı genişçe bir kabın içine konurdu. Kahramanımız, kapağı açar, ekmekle üzümü afiyetle yer bitirir. Bu arada masadaki ekmek bitmiştir. Üzüm ve ekmek bittikten sonra, ağzını siler ve gitmek için kapıya yönelir. Lokanta sahibi seslenir:
— “Nereye kardeşim?”
— “Gidiyim.”
— “Para vermeden nereye gidiysin?”
— “Ne parası ben bi’ şey yemedim ki.”
— “Ekmek bize bedava mı geliyi zannedeysin?”...
Böyle önemli bir görev ifa eden salatacılar, Hamit Fendoğlu’nun katledilmesinden sonra çıkan olaylar sırasında çıkan yangında maalesef yok oldular.
Yemek kültürümüzün bir dönemini işgal eden “salatacılar”ı anlatmaya ve hatırlatmaya çalıştık...
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına...