Sevgili hemşerilerim, iyi misiniz?
Sevgili hemşerilerim, iyi misiniz?
İyi olmanız için duacıyım.
Aman kendinize güzel bakın.
İncitmeyin, ruhunuzu, bedeninizi.
Allah akıl, izan vermiş, adımlarımızı doğru atalım, kararlarımızı doğru alalım diye.
Her okuduğumuza, her duyduğumuza hemen inanmayalım.
Erinmeyelim, bir tutarsızlık var mı diye basitten de olsa bir sorgulama yapalım.
Birçok kitap bastırmış bir arkadaşım, yeni çıkan kitabını bana verdiğinde, baktım, baktım kitabın üç-dört kelimeden oluşan adında cümle bozukluğu var. Cümle bozukluğundan anlam da bozuktu.
Ne yapalım, ne edelim derken ben, şuraya bir virgül koyalım düzelir dedim ve bütün kitaplarda aynı yere mürekkepli kalemle virgül konarak iş çözüldü.
Kitabının adını bile doğru yazamayan yazarların kitaplarında yazdıklarına ne kadar inanabiliriz!
Böylesi kitapları okuyan insanlarımız orada yazılı olana dayanarak düşüncesini oluşturuyor, kanaat getiriyor, tartışmalara girişiyor, iddiada bulunuyor.
Gazetelerde yazılan yazıları da yine dikkatle okumamız lazım.
Malatya’da köşe yazısı yazan bir arkadaşım vardı.
Ortadoğu’da ‘Arap Baharı’ zamanlarıydı! ‘Türkiye’de Arap Baharı Anayasa değişikliği ile olacak’ demişti. Eyalet, özerklik vs. hayal ediyor. Neyse bu arkadaş bir yazısında bir konuyla ilgili tamamen yanlış bilgiler yazmıştı.
-Niye Böyle yanlış bilgiler yazıyorsun? deyince,
-Bile bile yazdım dedi.
Siyasal düşüncesini, iddiasını desteklemek için böyle yazmıştı. Dedim ki,
-Sen böyle yazıyorsun, bunu okuyanlar doğru sanıyor, yanlış öğreniyor. Bu haksızlık değil mi? Kalemini kötü kullanmak değil mi?…
İnönü’yü anma töreni sonrasında, o arkadaşla aramızda geçen bu konuşmada, duayen gazeteci ve eski Basın İlan Kurumu Müdürü Nihat Abacı da kulak misafiriydi.
Bu kişiyle bir gün, Pir Sultan Abdal Derneği’nin bir etkinliğinde karşılaştık. Birçok kişinin, gazetecinin içinde,
-Yahu sen nasıl gazetecisin, ayıp değil mi, yalan şeyler yazıyorsun? Niye CHP’lileri bana kışkırtıyorsun? Ben de yazı yazdım, hem de, Diyarbakır Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nden makale dalında birincilik ödülü aldım. Böyle haksız bir kelime bile yazmadım. Sana o kadar geniş açıklama gönderdim, niye yazını, iftiralarını düzeltmedin? dedim.
Bu yalan, Yeşilyurt İlçe Başkanlığı Kongresinde, bir başka yalan zanaatkarı tarafından da yinelendi. Çıkıp kürsüye ona da cevabımı verdim,
-Videosunu paylaştım izleyin dedim. Tabii, yalanı, iftirayı zanaat edinmiş birinin yalancılığını nasıl giderebilirsin?
İnönü ve haber dedikten sonra aklıma geldi, Erdal İnönü’ye, başka partiden bir siyasetçi hakkında çıkan haberle ilgili, “doğru mudur?” diye sormuşlar. Erdal İnönü,
-Valla, benim hakkımda çıkan onca yalan habere bakınca, bunun doğru olduğunu nasıl söylerim? demiş.
Yine İnönü aklıma geldi… Lise yıllarımda, bir arkadaşım, İsmet İnönü’nün, İnönü Savaşlarına katılmadığını, kaçtığını, samanlığa saklandığını, bunu Cevat Rıfat Asilhan’ın kitabında okuduğunu söylüyor, ben e kabul etmiyor, doğru olamaz diyordum.
Bir gün kitabı getirdi, hep beraber okuduk, gerçekten de aynen dediği gibi yazıyordu.
Bir gün CHP ileri gelenleriyle Malatya Demiryolu Birleşik Taşımacılar Sendikası’nı ziyarete gitmiştik. Bu sendikanın başkanı meşum Ankara Garı Katliamında çok ağır yaralanmış, çok sayıda ameliyatla ölümden dönmüştü. Kendisinin basında çıkan açıklamalarında,
-Bombalar patladıktan sonra yerlerde yatan yaralılar ve yaralılara yardım etmek isteyenler üzerine Gar’dan gelen polislerce biber gazı sıkıldı diyordu.
Bu açıklamayı bir çok yerde duymuş, hayretler içinde kalmış, ama inanmam asla mümkün olmamıştı. Nasıl olurdu, bu polisler Yunan polisi miydi ki, yaralılara ve bunlara yardım etmek isteyen vatandaşlarına biber gazı sıksın?… Ziyaret sırasında aklıma geldi, heyetin huzurunda ve herkesin içinde bu arkadaşa sordum,
-Polisin yerde yatan yaralılar üzerine gaz sıkma olayı nasıl oldu anlatır mısınız? dedim.
Başkan’ın, katliamdan hafif yarayla kurtulan yardımcısı sözü alıp cevap vermeye başladı,
-Bomba patlayıp ortalık kan revan olunca, Gar’ın içinde bekleyen polisler dışarıya çıktılar ve yaralılara doğru gelmeye başladılar. Polisleri gören kişiler,
-Siz yaptınız bunları, siz sorumlusunuz gibi sözler söyleyerek polislere karşı bir harekete giriştiler. Polisler de bu kişileri biber gazı sıkarak dağıtmaya çalıştı dedi.
Olay buydu işte.
Buna rağmen bu söylemin hiç değişmediğine, her yerde tekrarlandığına tanık oldum. Hatta bu anlatış mahkemelere dahi yansımış, duruşma tutanaklarına girmişti.
Bu yalan furyası, bu algı operasyonu günümüzde Siyasal İktidarı, Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmek, muasır medeniyet yolunda ilerleyen Türkiye’mizi yolundan çevirmek için ve özellikle FETÖ’nin tasarladığı yeni giysilere bürünmüş olarak ve çok daha yaygın bir şekilde yaşam sürmektedir.
Cep telefonunuza, sosyal medya sayfanıza, e posta adresinize, Whatsapp gruplarınıza gelen mesajları, fotoğrafları, videoları, dosyaları dikkatle incelemeden, sorup soruşturmadan içeriğinin doğruluğuna inanmayın.
Sağlıcakla kalın, saygıyla, selamlarımla…
GENCO ERKAL
Yer Esenboğa Hava Limanı.
Bir baktım yanıbaşımdaki kişi O… Genco Erkal..
Merhaba dedim, öne buyur ettim.
Görevliler iki yerde kimlik denetimi yapıtı. İki denetçi de fark etmedi.
Ayaküstü sohbet ettik, fotoğraf çektirdik.
Belleğimdeki, Nazım Hikmet dizelerini okuyan muhteşem sesi, bende canlanmaya başlamıştı bile:
“Senin adını kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım.
Malum ya, bulunduğum yerde
Ne sapı sedefli bir çakı var,
Ne de başı bulutlarda bir çınar…” Bir Cezaevinde/Tecritteki Adamın Mektupları