Malatya'da baharatçı dediğimde aklınıza gelen ilk isim kimdir desem?

Tabi bu sorum elli yaşın üzerindeki Malatyalılar için geçerli.

Cevapları duyar gibi oluyorum. Ucuzcu Dursun dediniz değil mi?

Dursun Ucuzcu nam-ı diğer Ucuzcu Dursun Malatya'nın markalaşabilecek, en güvenilir esnaflarından biriydi ama maalesef Dursun amcanın vefatından sonra malum sebeplerden dolayı ticaret hayatına son verdi. Daha sonra onun ismini kullanarak ticaret yapan bazı yerler olduysa da onun yerini tutması mümkün değildi ve de tutmadı.

Dükkanının yerini hatırladınız mı ?

Sinema tabelalarının yerini hatırladınız mı? Peki ben söyleyeyim, şu anki özel bir banka binasının olduğu yerde sinema tabelaları vardı, arkasında küçük bir boşluk ki burada ciğer, lahmacun satanlar olurdu. Bunun tam sırtında da Dursun Ucuzcu'nun baharatçı dükkanı bulunuyordu. Malatya'nın tek baharatçı dükkanı olduğu için o günleri yaşayanların bu küçük dükkana en az bir kere de olsa gitmişliği vardır.

Korkunç bir ikna ve satış yeteneğine sahip olan Ucuzcu Dursun 1.55 boylarında, 49 kilo, midesinden yedi kez ameliyat olduğu için yemekle pek arası olmayan, saçı var mıydı yok muydu kimsenin bilmediği, çünkü kafasındaki fötr şapkanın çıktığını pek gören olmayan sevimli bir kişilikti.

Bir gün dükkana bir kadın gelir, dükkanın orta yerinde duran salçayı göstererek, şundan bir kilo verin deyince, kalfası Mithat bir naylon poşet alıp salçaya doğru hamle yapınca, Ucuzcu seslenir:

-Mithat, o salçadan verme ablama. Benim eve götürdüğüm salçadan ver.

-Emrin olur usta, hemen der, sonra dükkanın üstündeki depoya çıkar, aynı salçadan paket yapar getirir. Başka salça cinsi yoktur zaten. Müşteri de kendine ayrıcalık yapıldı zannıyla ve Dursun Ucuzcu'ya güveni bir kat daha artmış olarak, mutlu mesut evinin yolunu tutmuştur bile .

Kuru Kahveci Mehmet efendinin paket kahvelerini satarlardı. Müşteri kahve istemiş ve dükkanda da kahve kalmamışsa, kesinlikle kalmadı denmez:

-Oğlum git depodan getir, denirdi.

Tabi depoda da kahve olmaz kalfa Mithat hemen cadde üstündeki bakkaliyelerden alır müşteriye verirdi.

Dursun Ucuzcu alternatif tıp bilgisi çok olan biriydi. Çocukların sancıları için anason, nöbet şekeri, irziyan, Hindistan cevizini dövdürür, tülbentten geçirir, sonra “Yalancı memeye batır çocuklara ver” derdi. Ne hikmetse sancıyı geçirdiği söylenirdi.

Kadınların baş ağrısı için çekem dövülüp, kına ile karıştırılarak saça yakılırsa baş ağrısını geçireceğini söylerdi. Deneyenlerde memnun kalırdı.

Malatya'nın tek baharatçısı olduğu için, bayram arifelerinde dükkan çok kalabalık olurdu. Büyük oğlu Yavuz ve diğer oğulları da yardıma gelirlerdi.

Dursun Ucuzcu, kendi gibi baharatçı olan Doğan Vanlıoğlu'nun dedesidir. Doğan bey dede mesleğini sürdürmektedir ama gönül isterdi ki Ucuzcu Dursun ismi bu günlere kadar ulaşsın. Yeni nesil de bu isimle tanışsın.

Dükkan artık küçük gelmeye başlamış, yeni dükkan arayışları başlamıştır ve Ziraat Bankasının karşısında bir dükkan bulunur ve oraya taşınılır.

Yeni dükkanın adresini, insanlara tarif etmekte sıkıntı yaşandığını fark edince, yirmi kiloluk bir teneke alır, içine boyayı doldurur ve eski dükkandan başlayarak Ziraat Bankası karşısındaki yeni dükkana kadar bir hat çizer. Başına da şöyle yazar:

-Bu çizgiyi takip ederseniz Dursun Ucuzcu'nun yeni dükkanına gidersiniz.

Böylece okuma yazması olmayan, köyden gelmiş Malatya'yı iyi bilmeyen müşterilerine pratik bir çözüm yolu göstermiş oluyor ve bir sorununda kendi zekasıyla çözüyordu.

Enteresan bir kişiliktir vesselam, onun yanında çalışanlar oranın bir hayat okulu olduğunu, ondan çok şey öğrendiklerini söylerler.

Yakın bir akrabasından dinlemiştim, o akrabası bir gün bir valiz alır, eve götürememiştir. Aklına Ucuzcu'nun dükkanına bırakmak gelir.

-Amca şu valiz burada kalsın bir saat sonra alayım…

-İçini aç bakayım ne var, ona göre alayım…

Böyle lafını sözünü esirgemeyen, her davranışıyla insana bir ders veren, her zaman ticaret için yaratıldığını düşündüğüm, insan ilişkilerinde ticareti kadar başarılı olamayan Malatya tarihine bu yönüyle damga vurmuş ilginç bir kişilikti.

Mekanı cennet olsun...

O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler.

Ortalık demirin tunçuna insanın p*çine kaldı...