Yine o malum döneme girdik. Havada uçuşan milyon avrolar, havalimanında meşalelerle karşılanan "dünya yıldızları", KAP bildirimleri ve taraftarın bitmek bilmeyen transfer iştahı…

Futbolumuzun yapısal sorunlarını, borç batağını ve çürüyen altyapısını örtbas etmenin en konforlu yoludur transfer. Bir nevi toplumsal afyon, geçici bir illüzyon.

Peki, bu parıltılı tablonun arkasındaki acı gerçek ne? Cevap basit: Vizyonsuzluk.

Bizde "vizyon" kavramı maalesef günü kurtarmaktan, ezeli rakibe transfer çalımı atmaktan öteye geçemiyor. Avrupalı kulüpler 5-10 yıllık planlarla genç yetenekleri keşfedip birer sistem takımı inşa ederken; bizler kariyerinin son demlerine gelmiş, iştahını kaybetmiş isimlere servet döküyoruz. Sonuç? Avrupa kupalarında erken vedalar, her yıl katlanarak büyüyen borçlar ve her başarısızlıkta faturası kesilen teknik direktörler.