Bu tarihi güne şahitlik ettiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Bu anı iki adımlık mesafeden gelip izlemeyenlere ise sadece teessüflerimi sunuyorum.
Zaten bizde hep böyle değil mi?
Ota böceğe her şeye konuşur yorum yaparız ama iş icraata geldi mi ara ki birini bulasın.
Neyse onlar televizyon başından atıp tutmaya devam etsinler. Aslında müsabakayla ilgili öyle uzun uzadıya ‘nasıl oynadık’ şeklinde bir analiz yazısı yazacak kadar sağlıklı doneler elde ettiğimizi düşünmüyorum. Çünkü sahada fiziksel kapasitesinin yüzde 80’ini kullanan bir takımla henüz yüzde ellide bile olmayan bir takım vardı.
O yüzden bu şartlarda şu futbolcu şöyle oynadı, hoca bunu niye oynatmadı diye yorum yapmak bizi gerçeklikten uzaklaştırır.
Tabi yine de gözlemlediğim bir-kaç nokta var aslında…
Mesela savunmaya alınan yeni transfer Hadebe’yi çok beğendim. Pozisyon alma beceresi, topu oyuna sokma ve çabukluk gibi birkaç özelliği daha ilk maçında ekstra bir futbolcu olduğunu gösterdi.
Onu izlerken yıllar önce Malatyaspor’da oynayan vatandaşı Mapeza geldi aklıma.
Şahsen yeni bir Mapeza kazanabileceğimizi düşünüyorum.
Bu tespitimin dışında bir diğer dikkatimi çeken ise bireysel hataların yine ön planda oluşuydu. Bazı futbolcularımız yüksek özgüvenlerinden olsa gerek maçın içerisinde garip garip işler yaptılar. Zaten ikinci golü de Erkan Farnolle işbirliğiyle yedik.
Erkan demişken…
Tribünlerin hele de böyle bir Avrupa sınavında kendi oyuncusuna tepki göstermesine hiçbir anlam veremedim.
Hiç gereği yoktu.
Orada sadece Erkan’ı değil, Erkan’ın takım arkadaşlarını da oyundan düşürdüğümüzün sanırım farkında değiliz. Gelelim turu geçip geçemeyeceğimize dair öngörüme…
Yukarıda da söyledim, maalesef hazır değiliz.
Ancak unutmamak lazım ki 1 Ağustos’taki rövanş maçına 6 günlük bir süre var. Mevcut kadrodan ilk on bire yapılacak bir iki eklemeyle orada durumu lehimize çevirebiliriz.
Özetle ben takımdan o ışığı aldım.
GAZETECİLİK!
Ah Malatyam ah, bu şartlarda nasıl gelişesin, nasıl doğru yolu bulasın.
Siyasetçisi başka bir dünyada, gazetecisi başka…
Herkes kendi nefsani duygularının esiri olmuş, herkes ‘mış’ yapıyor.
Geçenlerde bir gazeteci ağabeyimiz çıkmış güya öz eleştiri mahiyetinde ‘memlekette gazeteci mi kaldı ki bayramını kutluyorsunuz’ deyip kendisini doğru yapan, başkalarını ise yoluna düşmüş gibi gösteren bir yazı kale almış. Güler misin ağlar mısın!
3-5 kuruş reklam avantasına mesleğe halel getirenlerden bahsetmiş ama dönüp kendi ahvaline bakmamış.
Doğru habercilik demiş lakin kendi medya mecrasında bazı siyasileri değil eleştirmek gözünün üstünde kaşın var demeye bile cesaret edemediğini anlatmamış.
Yazılı ve görsel basındaki çalı-şanların eğitim durumlarını diline dolamış ancak kendi diplomasının bir dönem sırf askerlikten yırtmak için bitirilen öylesine bir bölüm olduğunu unutmuş.
Eskiden bu ağabeyimin gazeteciliğine büyük saygı duyar, memlekette gazetecilik yapan 3-5 kişiden birisi olarak görürdüm.
Ancak şuan ki durumuna mesleki açısında üzülerek bakıyorum.