Allah gani gani rahmet eylesin. Yeri Cennet olsun inşallah.
Telefonumu evde bırakmış olduğumdan gelen aramaları görememiştim.
Sonradan oğlu Tuğrul'un (kardeşinin adı da Çağrıl) mesajını gördüm,
-Selahattin abi babamı kaybettik. Bilginiz olsun diyordu.
Malatya'mızın ulusal düzeyde tanınmış simge simalarındandı.
Yüce Dinimizi sevdiren üslubuyla, kendisini de çok sevdirmişti.
Ziyaretimize gelir, zaman zaman arardı.
Bir defasında,
-Hoca cemaati aramaz, cemaat hocayı arar demiş de gülmüştük.
Malatya Müftümüz ve Cem Vakfı başkanımızın tanık olduğu düğünümüzde, duayı da o yapmıştı.
Bir unutamadığım hatıramız da şuydu: Baro başkanlığımız sırasında yaptığım bir basın açıklamasında, birliğimizi, beraberliğimizi savunmuş, farklılıklarımız nedeniyle ayrışmamamızı, birbirimizle siyasi, ticari, sosyal ilişkilerimizi sürdürmemizi, yüze dost, içe dost olmamızı vurgulamıştım.
Onu TV'de dinlemiş, çok beğenmiş. Ertesi gün de bir törende karşılaştığımızda, tokalaşmak için elimi uzattım, o herkesin içinde,
-Dur! Tokalaşmak olmaz, yiğitlerin alnından öpülür deyip alnımdan öpmüştü.
Çok zamandır görüşmüyorduk. O kadar ilginçtir ki, başka kimseyi değil, onu aramak isteği hep beni dürtüyor,
-Şeker Hocamı arayayım, arayayım... deyip duruyordum.
Kısmet olmadı. Demek ki, böyle hatır, gönül münasebetlerini, görevlerini ertelememek gerekiyormuş.
Sonra heyhat! diyoruz.
Hepimizin gideceği yer orası.
Kendimizi insanlara sevdirerek, Yaradan'a sevdirerek vedalaşmalıyız bu dünyayla;
Celal Tilgen, namı diğer Şeker Hoca gibi inşallah.
Allah rahmetini esirgemesin, mekanını Cennet eylesin, geride kalanlarına, saygıdeğer eşi Nesrin Hanıma sağlık, sabır versin inşallah.
Covid’den yoğun bakımda olduğunu öğrendiğimde de aramış, saygıdeğer eşiyle konuşmuştum.
Eşi ağlamaklı ve inlemeli konuşurken, Şeker Hocanın 12 gündür İnönü Üniversitesi Araştırma Hastanesinde yatmakta olduğunu, tedaviye cevap vermediğini, verileni çıkardığını, yüksek tansiyon hastası olduğunu, tansiyonunun 24’lerde seyrettiğini ve uyutulmakta olduğunu söylemişti.
Şeker Hocamızın sevgili eşi, kendisinin de koronadan hasta olduğunu, çok dikkat etmelerine, kimseyle görüşmemelerine rağmen koronaya yakalanmalarına inanamadığını, bir süre hastanede yattığını, şimdi evde kaldığını, çocuklarının ilgilendiğini söylemişti.
Hocamın sevgili eşi,
-Senden razıyız Selahattin Bey. Ne gelirse Allah’tan, Allah’tan umut kesilmez, Allah’ın takdiri diyerek sözünü bitirmişti.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 2010’da İl Kongresine katılmak için Malatya’ya geleceği günün bir gün öncesinde ona, “Hava alanından şehre gelirken, özelleştirme sürecindeki Şeker Fabrikası önünde durmasını, fabrikaya gidip grevdeki işçilerle konuşmasını, oradan da on, on beş metre ötedeki Şeker Camii avlusuna gidip, o caminin avlusunda elini yüzünü yıkamasını, orada caminin ulusal düzeyde tanınan imamı Şeker Hocayla tanışıp, “Yüce dinimizi sahiplenmemizin zamanı geldi, geçiyor bile” demesini önerdiğim ve bu önerimin tartışılmasını dilediğim bir faks çektim.
Bu faksın bir örneğini Genel Sekreter Önder Sava, bir örneğini de İl Başkanlığına göndermiştim.
Baykal geldi.
Hava Alanında parti otobüsüne bindik, kimimiz oturmuş, kimimiz ayakta şehre geliyorken, ön taraftan Baykal’ın konuşmaları içinde adımın geçtiğini duydum.
Muharrem Kılıç’la ben otobüsün orta sıralarındaydık.
Adımı duyunca hemen öne gittim.
-Buyurun Sayın Genel Başkanım Selahattin Sarıoğlu benim dedim.
-Senin o projeni nasıl yapacağız? dedi.
Şoke oldum. Tartışılması için yazmıştım. Kabul edilirse ile bildirilir, İl Başkanlığı gerekli hazırlığı yapardı diye düşünmüştüm.
Rahmetli Mevlüt Aslanoğlu da Baykal’ın yanındaydı.
-Sayın Genel Başkanım, giderken yolun ters tarafında kalıyor, gidemeyiz deyince Baykal,
-Olsun döner önüne gideriz dedi.
Öneriye çok sıcak baktığını gördüğüm Mevlüt bey bana,
-Bu olmaz Selahattin Bey dedi. Ben,
-Dönüşte uğransın falan dedim, gerisini onlara bıraktım.
Olmadı. Yani o açılım yapılamadı, o adım atılamadı.
Ayrıca, rahmetli Şeker Hocamla 2011’de Türkiyem TV’de bir programda beraber olmuştuk.
Aşağıdaki yazıda, Şeker Hoca ile yapılan bir söyleşi veriliyor. Ona bakalm bir…
Celal Tilgen, Malatya’daki şeker Camii’nin imamı şeker Hoca. Ama bu lakabı sadece camiye borçlu değil.
Vaazını, ‘Malatyaspor Galatasaray’ı yensin, amin’ diye bitiren
ama kimseden tepki almayan bir din adamı
Şeker Hoca bir alem hoca :
-Peygamberimiz yaşasaydı cipe binerdi, zaten devenin de iyisine binmiş! diyor.
Şeker hoca Basın Yayın Halkla İlişkiler mezunu.
Yaşını sorduğumuzda ’52 modelim!’ diyor.
İşte sorular ve cevaplar:
-Cemaatiniz camiden taşıyormuş. Nedir bunun esbab-ı mucibesi?
-Zebanilerden, cehennemde kaynayan kazanlardan, cehennem ateşinde yananlardan bahsetmem. Cami korkutma yeri değil, sevdirme yeridir. Adam camiye zaten dert, ızdırap içinde geliyor. Bir de cehennemden mi bahsedeceğiz? ‘
Camilerde niye devamlı ayakkabılar çalınır?
-Bizde ayakkabılar kaskoludur. Ayakkabısı çalınana ayakkabı alıyorum.
-Hep böyle grand tuvalet mi giyersiniz?
-İslam dini cübbe, sarık, takke ve tesbihten ibaret değildir. Peygamberimiz sıcak iklimde yaşadığı için entari giymişti. Kutuplarda yaşasa öyle mi giyecekti?
-Cuma Namazının farzını kıldırıp cemaati gönderdiğiniz oluyormuş, niye?
-Bu memleketin 330 milyar dolar borcu var. Namazın farzını kıldırdıktan sonra; ‘Haydi şimdi gidin çalışın, memleket düzlüğe çıksın! diyorum.
-Bir gün sabah namazı için camiye gelmiştim. Üstünde hırka olan birini gördüm ama çok karanlıktı, tanıyamadım. ’Kimisiniz?’ dedim, ‘Turgut Özal’ım’ dedi. O sırada Başbakandı. Korumalarını atlatıp gelmiş. Annesi Hafize Hanım’la tanıştırıp aile imamları olmamı, dini konularda onları yönlendirmemi ve yılda 5 kere hatim indirmemi istedi.
-Babam için 5 kere hatim indirmiyorum, ancak bir kere yapabilirim! dedim.
-Peki öldükten sonra mezarıma 5 yıl boyunca gelip dua okur musun? dedi.
-Ya Amerika’da, Arabistan’da ölürseniz, nasıl geleyim? dedim, onu da kabul etmedim.
Ama 4 yıl boyunca Özal ailesinin aile imamlığını yaptım.
Cami, yeni yapıldığı zamanlarda 4 avize gerekiyordu. Halde çalışan birine;
-Sen camiye avizeleri getir, ben senin reklamını yapayım! dedim.
Cami doluyken cemaate;
-Namazın farzı kaç diye sorsam aranızda bilen olur, bilmeyen olur.
Haydi ondan da vazgeçtim, abdestin farzını sorsam onu da bilen olur, bilmeyen olur...
Ama kaliteli, ucuz sebze ve meyvenin hal binası No:47, Ş. T.’nda satıldığını bilip oraya gidersiniz! dedim.
15 gün sonra avizeleri getirdi.
-Hocam, gelen giden benim dükkanı soruyor, caminin başka
ihtiyacı var mı? diye sordu.
Bir ara dünya kupası maçı vardı. Birkaç rütbeli kişi teravih
namazını da, maçı da kaçırmak istemiyordu.
-Hocam ne yapacağız? diye sordular.
-Teravihe gelin, hızlı kıldırıp sizi maça yetiştiririm! dedim. Birkaç rekatı hızlı hızlı kıldırdım. Sonra biraz rolantiye almışım. Maça geciktiler.
-Hocam ne yaptın? İyi gidiyordun, sonra birden yavaşladın? dediler.
-Yahu radara yakalandık! Görmediniz mi, cemaatin arasında Malatya Müftüsü vardı? dedim.
Nur içinde yatsın Şeker Hocamız.