Hatırlarsınız…

Merkez Beydağı Mahallesi, Mehmet Akif Ersoy Caddesinde, 8 Ekim 2016 günü, taş ocağından kum yüklü, rampa aşağı merkeze doğru gelen bir kamyonun freni patlamış ve iki katlı, Suriyeli insanların yaşadığı bir eve, adeta serseri bir kurşun gibi saplanmış, 26 yaşındaki hamile bir kadını öldürmüş, 6 kişiyi yaralamıştı.

CHP Battalgazi Merkez İlçe Başkanı olarak, kaza yerinde inceleme yaptıktan sonra, basınımıza yaptığım açıklamayla, kamyon yerinde kalacak şekilde, buranın Trafik Müzesi yapılmasını önermiş, “Büyükşehir Belediyesi bu binayı Trafik Müzesi yapmak için kamulaştıracak. Bir mimarlık şirketine bir proje hazırlatacak. Kamyonun çürümemesi için önlem alınacak. Bina mevcut durumu bozulmadan güçlendirilecek. Üst kat özel olarak bu kazayla ilgili, genel olarak da diğer kazalarla ilgili bilgilendirici ve uyarıcı fotoğraf, video vs. belgelerle donatılacak. Bina  çevresi düzenlenecek, araç park yerleri yapılacak. Büyükşehir Belediyesi bu eserle ilgili masraftan kaçınmayacak. Araştırmamıza göre Türkiye’de bir Trafik Müzesi yok. Belki dünyada da yok. Yani bu bir ilk olacak.” demiştik.

Yapılmadı, yapılsaydı güzel olmaz mıydı?

Bunu şunun için yazdım: Malatya’da, bu kaza yeri içindeki kamyonuyla müze yapılmadı ama Ankara’da, Altındağ’da, bir acı hapishane, içindeki acıları gelene yaşatabilecek şekilde müze yapıldı ki görmeye değer. Ziyaretçiyle dolup taşıyor. Milyonlarca kişi, bakıyor, görüyor, duygulanıyor, benim gibi kendini tutamıyor gözleri yaşla doluyor, düşünüyor, düşünüyor, gözden geçiriyor geçmişi, her şeyi…

Evet, Altındağ’da, Ulucanlar semtinde, adını yerinden alan bir hapishane, sonraki adına göre bir cezaevi vardı; 1925’ten, 2006’ya değin hapishanelik yaptı, kapatıldı, 2010’da çok etkili bir müze olmuş  olarak açıldı.

Öyle bir müze ki, devlete, millete derslik, tamı tamına ibreti alemlik…

Girişteki iki, iki katlı beyaz zeminli bina yüzeyinde iki çileli, çileli olduğu kadar marifetli ve büyük ve vatansever iki şairimizden dizeler nakşedilmiş geleni karşılıyor.

 

Zindan iki hece Mehmed’im lafta!

Baba katiliyle baban bir safta!

Bir de, geri adam, boynunda yafta…

Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!

Kavuşmak mı?... belki... daha ölmedim!

Avlu… bir uzun yol… tuğla döşeli,

Kırmızı tuğlalar altı köşeli,

Bu yolda tutuktur hapse düşeli,

Git ve gel… yüz adım… bin yıllık toprak,

Ne ayak dayanır buna ne tırnak.

…………

Mehmed’im sevinin başlar yüksekte

Ölsek de sevinin, eve dönsek de.

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir!

NecipFazıl Kısakürek 1961

Bugün Pazar

Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.

Ve ben ömrümde ilk defa

Gökyüzünün bu kadar benden uzak

Bu kadar mavi,

Bu kadar geniş olduğuna şaşarak

Kımıldamadan durdum.

Sonra saygı ile toprağa oturdum.

Dayadım sırtımı duvara.

Bu anda ne düşmek dalgalara,

Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım

Toprak, güneş ve ben…

Bahtiyarım…

Nazım Hikmet

Bir koğuşun duvarında;

“Özgürlüğünü kaybettin,

Onurunu kaybetme.”

Ve altında, duvara yapılmış dalgalanan Türk Bayrağı.

Bir koğuşun içinde, kapının üstünde: Taş taşı ama laf taşıma öğüdü.

Disiplin Hücresi (Zindan) nedir, nasıldır bilgisi:

“Toplum içerisinde yüz kızartıcı (Tecavüz, cinayet, taciz) gibi suçlardan veya koğuşlarda sıkıntı yaratıp uyarı cezası aldığı halde aynı davranışlara devam eden hükümlülerin gönderildiği çok karanlık, soğuk ve sıkıntı veren tek kişilik küçük odalar.”

Meşhur ‘Volta Atmak’ tanımlanmış:

“Bir yerde belli bir düzende gidip, gelmek anlamına gelen volta, mahkumlar için belli bir zamanı temsil ettiğinden büyük bir anlam taşımaktadır.

Genellikle tespih sallayarak ya da elleri arkadan bağlayarak ve ayakkabıların topuğunu çiğneyerek yapılan volta, mahkumlar için vazgeçilmez bir ritüeldir.

Volta, mahkumların kendilerini sakinleştirdikleri, kendi iç dünyalarına daldıkları ve gidiş gelişlerle stres attıkları bir ritüeldir. Hayalleri ile mahkumluktan kurtuldukları, çocuğu, ailesi, sevgilisiyle beraber oldukları zamanı temsil etmesi açısından da volta önemli bir yere sahiptir. Hiçbir şey onların volta atmasına mani olamamaktadır. Bu da voltanın cezaevi bağlamındaki önemini ifade etmektedir.

Mahkumlar arasında birbirine omuz atmak, birbirine meydan okuma anlamına geldiğinden, mahkumlar kalabalık avlularda birbirlerine çarpmamak için zikzaklar çizerek dolaşırlar. Kabadayı mahkumlar bir aşağı, bir yukarı zikzaklar çizmeden gider gelirler. Bunların yürüyüşünü kesecek şekilde bir başka mahkumun gezmeye kalkması cezaevinde olduğu gerçeğini de vurguladığı için yine mahkuma meydan okuma anlamına gelir.”

Tecrit Odası neymiş?

“Mahkumun cezaevine ilk girdiği zaman, yaklaşık iki gün süreyle kaldığı tek kişilik hücrelerdir.”

Hangi koğuşlara, niye Hilton denmiş? (9 ve 10. Koğuş)

“Cezaevindeki mahkumlar arasında Hilton olarak adlandırılan 9. ve 10. Koğuşlar ilk kez 1957 yılında dönemin Milletvekili Sayın Osman Bölükbaşı’nın tevkifi üzerine özel olarak yapılmıştır. Ankara manzaralı Hilton sonraki yıllarda dönemin Başbakan’ı Sayın Bülent Ecevit’in tutukluluk sürecine tanıklık ettiği gibi daha birçok önemli gazeteci ve yazarın yolu da Ulucanlardan geçmiştir.

Hilton Koğuşu’nda kaldığı tespit edilebilenler: Osman Bölükbaşı – Bülent Ecevit – Necip Fazıl Kısakürek – Nazım Hikmet – Osman Yüksel Serdengeçti – Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı)  - Zekeriya Sertel –  Şinasi Nahit Berker – Ratip Tahir Burak – Mümtaz Faik Fenik - Ahmet Emin Yalman – Ülkü Arman – Kurtul Altuğ – Beyhan Cenkçi – Adnan Cemgil – Nihat Subaşı – Yusuf Ziya Adem – Metin Toker – Cüneyt Arcayürek – Fakir Baykurt – Nahit Duru – Cemal Sağlam – Fethi Giray – Hüseyin Cahit Yalçın – Halim Büyükbulut – Fahri Erdinç – Mustafa Bağışlayıcı – Cevat Rıfat Atilhan – Faruk Taşkıran – Erdoğan Tokatlı – Turhan Dilligil – Tarık Halulu – İbrahim Cüceloğlu – Muzaffer İlhan Erdost – Süleyman Ege

Ulucanlar Cezaevinde Gerçekleştiği Tespit Edilebilen İnfazlar: (1925-1983)

İskilipli Mehmet Atıf Hoca: 3 Şubat 1926

Babaeski Müftüsü Ali Rıza Hoca:3 Şubat 1926

Maliye Nazırı Cavit Bey: 26 Ağ. 1926

Dr. Nazım Bey: 26 Ağ. 1926

Milletvekili Hilmi Bey: 26 Ağ. 1926

Nail Bey: 26. Ağ. 1926

Abdulkadir Bey Eski Ankara Valisi): 1 Eyl. 1926

Süvari Fethi Gürcan: 27 Haz.1964

Albay Talat Aydemir: 5 Tem. 1964

Deniz Gezmiş: 6 May. 1972

Yusuf Aslan: 6 May. 1972

Hüseyin İnan: 6 May. 1972

Necdet Adalı: 8 Ek. 1980

Mustafa Pehlivanoğlu: 8 Ek. 1980

Erdal Eren: 13 Ar. 1980

Fikri Arıkan: 27 Mar. 1982

Ednan Kavaklı (Adi suçlu): 13 haz. 1982

Ali Bülent Orkun: 13 Ağ. 1982

Not: 1 Bilgiler Müzeden alınmadır.

Not: 2 Ulucanlar’dan yeni yazılar yazma niyetindeyim.