NEDEN BUGÜN YAZIYORUM?

Nevruz yaklaşırken, içimde bir sorumluluk hissediyorum. Belki de bu satırlar tam bayram günü değil de öncesinde yazılmalı ki, Nevruz’un anlamı üzerine derinlemesine düşünme fırsatı bulalım. Bugün, Nevruz’a yalnızca bir bayram ya da baharın gelişi olarak değil; bir uyanış, bir kardeşlik yemini, bir birlik çağrısı olarak bakmalıyız. Yalnızca takvimlerde yerini alan bir tarih değil, gönüllerde filizlenen bir bilinç olarak yaşatmalıyız Nevruz’u.

NEVRUZ NEDİR, KİME AİTTİR?

Nevruz, yalnızca bir milletin, bir etnik grubun ya da bir coğrafyanın tekelinde değildir. Bu bayram; Orta Asya bozkırlarından Anadolu’nun bereketli topraklarına, İran yaylalarından Kafkasların sert rüzgarlarına, Mezopotamya’nın kadim medeniyetlerinden Balkanların köklü kültürlerine kadar uzanan ortak bir mirastır. Baharın gelişiyle birlikte doğanın canlanışını simgeleyen Nevruz, aslında insan ruhunun da yeniden doğuşunu temsil eder.

Türk boylarından Farslara, Kürtlerden Araplara kadar pek çok halk, Nevruz’u aynı coşku ve heyecanla kutlar. Bu bayram, binlerce yılın içinden süzülüp gelen; sınırları aşan, kalpleri birleştiren kadim bir bayramdır. Bugün, Nevruz’a sahip çıkmak, yalnızca bir kültürü yaşatmak değil; ortak bir insanlık mirasını korumak anlamına gelir.

NEVRUZ’UN TARİHİ VE SİYASALLAŞTIRILMASI

Nevruz, tarihin derinliklerinde bir kardeşlik ve barış günü olarak doğmuş, ancak zamanla farklı ideolojilerin ve siyasi grupların elinde araçsallaştırılmıştır. Özellikle 20. yüzyılda, Sovyetler Birliği’nin Orta Asya’daki baskıcı politikaları neticesinde Nevruz yasaklanmış, yerine halkı asimile etmek amacıyla uydurulan resmi bayramlar ikame edilmiştir.

Türkiye’de de benzer bir süreç yaşanmıştır. Uzun yıllar boyunca, Nevruz göz ardı edilmiş, ardından ise belli gruplar tarafından yalnızca bir etnik aidiyetin bayramı gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Özellikle 1980’li yıllardan sonra, Nevruz bazı siyasi hareketlerin propagandasına alet edilmiş, bayramın özünde bulunan kardeşlik ve barış mesajı göz ardı edilmiştir. Oysa Nevruz, ayrıştırıcı değil, birleştirici bir bayramdır.

NEVRUZ’UN TÜRKİYE’DEKİ KUTLANIŞI: BAHAR MI, BARIŞ MI?

Türkiye’de Nevruz, ne yazık ki olması gerektiği gibi kutlanamamaktadır. Bir yanda baharın gelişini coşkuyla karşılayanlar, diğer yanda ise Nevruz’u siyasi emellerine alet eden gruplar bulunmaktadır. Kimi zaman barikatların kurulduğu, polisle göstericilerin karşı karşıya geldiği, taşların ve molotofların havada uçuştuğu sahneler, Nevruz’un barışçıl ruhuna gölge düşürmüştür.

Nevruz ateşinin üzerinden atlamak yerine, o ateşe benzin dökenler olmuştur. Dostluk türkülerinin yerini, sloganlar almış; birlik halaylarının yerini, protesto yürüyüşleri tutmuştur. Oysa Nevruz, kavgayı değil; kardeşliği, bölünmeyi değil; bütünleşmeyi simgeler. Kanın döküldüğü, nefretin körüklendiği bir gün değil; insanların birbirine sarıldığı, barışın ve dostluğun pekiştirildiği bir bayram olmalıdır.

NEVRUZ’U GERÇEKTEN KUTLAMAK

Peki, Nevruz’u gerçek anlamıyla kutlamak için neler yapılabilir? İşte birkaç öneri:

1. Resmi Tatil İlan Edilmeli:

21 Mart, Türkiye’de resmi tatil ilan edilmelidir. Bu adım, bayramın resmiyet kazanmasını sağlayacak, toplumda daha geniş bir kabul görmesine yol açacaktır.

2. Kültürel Etkinlikler Düzenlenmeli:

Belediyeler, okullar ve sivil toplum kuruluşları, konserler, halk oyunları gösterileri, şiir dinletileri gibi etkinlikler düzenlemelidir.

3. Medya Desteği Sağlanmalı:

Televizyon kanalları, gazeteler ve dijital medya platformları Nevruz’un tarihine, kültürel önemine ve birleştirici yönüne dikkat çeken programlar hazırlamalıdır.

4. Eğitim Programlarına Dahil Edilmeli:

Okullarda Nevruz’un anlamı anlatılmalı, öğrencilere kompozisyon ve şiir yarışmaları düzenlenmelidir.

5. Aile İçi Kutlamalar Teşvik Edilmeli:

Tıpkı bayram sofralarında olduğu gibi, Nevruz’da da aileler bir araya gelmeli, büyükler geçmişin anılarını anlatırken, çocuklar da bu geleneğin bir parçası olmalıdır.

SİYASETİN GÖLGESİNDEN ÇIKARMAK

Nevruz’u siyasetin kirli ellerinden kurtarmak zorundayız. Hiç kimsenin Nevruz’u bir ideolojinin aracı haline getirmesine izin vermemeliyiz. Bu bayram, ayrışmanın değil, birleşmenin bayramıdır. Kardeşliğin, hoşgörünün, dostluğun ve dayanışmanın simgesidir.

GEÇMİŞTEN GELECEĞE BİR KÖPRÜ

Nevruz, yalnızca bir bayram değil; bir geçmiş, bir kültür, bir bilinçtir. Atalarımızın yaktığı Nevruz ateşi, yalnızca kuru dalları değil; kalplerdeki kin ve nefret ateşini de yakıp kül etmelidir. Bugün, Nevruz’un özüne dönmek zorundayız. Siyasi sloganların değil, barış türkülerinin yankılandığı meydanlara ihtiyacımız var.

YAKLAŞAN BU NEVRUZ BİRLEŞTİRSİN BİZİ VE HEPİMİZE BAYRAM OLSUN

Nevruz, kimsenin tekelinde değildir. Ne bir ideolojinin, ne bir etnik kimliğin, ne de bir siyasi hareketin malıdır. Nevruz, milletlerin ortak hafızasıdır. Bu bayram, binlerce yıl boyunca halkları bir araya getirmiştir. Gelin, bu yıl Nevruz’u gerçekten bayram gibi kutlayalım. Kardeşliğimizi pekiştirelim, farklılıklarımızı zenginlik sayalım, birlik olalım.

“Nevruz, yalnızca baharın gelişi değil; kalplerin arınışı, kardeşliğin dirilişidir.”

Saygılarımla