Maçtan önce ‘Alın size 1 puan, Ankaralara kadar gelip de boşuna yorulmayın’ dense, makul düşünen hiçbir Malatyalının kolay kolay geri çeviremeyeceği bir sonuçtu beraberlik.
Maç oynadıktan sonra ise ortaya çıkan tablo aynen şöyleydi:
Aldığı 1 puanın seviciyle ayakları sırtına vuran bir Osmanlıspor, dünya kupasını penaltılar sonucu kaybetmiş kadar üzüntülü bir Evkur Yeni Malatyaspor.
Osmanlı maçıyla ilgili söylenecek, anlatılacak o kadar çok şey var ki, ancak benim dikkatimi tek bir nokta çekti…
Khalid Boutaib’e yapılan insafsızca eleştiriler!
Neymiş, Khalid Boutaib penaltıyı ve yakaladığı pozisyonları kaçırmasaymış, Osmanlı’yı farklı yenermişiz.
Doğru evet bulduğumuz pozisyonları değerlendirsek maç 4 ya da 5 olurdu.
Ancak hiç düşündünüz mü o pozisyonlar neden ya da nasıl gol olmadı?
Yani daha kestirme sorayım: O gol pozisyonları kaçırıldı mı, yoksa kurtarıldı mı?
Yahu Allah aşkına siz mi başka maçı izlediniz, yoksa ben mi?
Osmanlı maçında kalecinin yaptığı kurtarışları Türkiye’de başka hangi kaleci yapar, bana önce bunu bir anlatın.
Khalid hem ayakla, hem kafayla vurulabilecek her yere vurdu topu.
Düşünebiliyor musunuz, maçtan sonra yazan çizen tayfasının bir çoğu, ‘Khalid kötü oyuncu, gönderilip yerine acilen forvet alınmalı’ diyecek kadar aklını şaşırdı.
Türkiye’de golcü kıtlığı yaşanırken ve senin elinde de henüz ilk sezonunda ‘benim diyen’ golcüden bile daha fazla gol atmış, arı gibi çalışkan bir ileri uç elemanı varken, kalkıp golcü transfer edeceksin öyle mi?
Abartmıyorum, son yıllarda gördüğüm en etkili forvet oyuncularından birisi Khalid Boutaib. Bazen onu izlerken ben yoruluyorum inanın. Bu kadar takımı için savaşan, bu kadar toptan kaçmayan, bu kadar hem ofans, hem defans yönü güçlü bir futbolcu uzun zamandır izlememiştim.
MALATYA AMATÖRÜNÜN AHVALİ!
Malatya amatörünün ahvalini yazsam olmuyor, yazmasam gönül razı değil.
Bir tarafta milletin parasıyla oyuncak gibi oynanan Yeşilyurt Belediyespor, bir tarafta sırf birileri tatmin olsun diye genç çocukları transfer edip edip ortaya atan İnönü Üniversitesi!
Hangi birini yazıp çizesin, hangi birini söyleyesin?
Hele spora yön verenlerin basiretsiz yönetim şekline ne demeli?
Devletin yaptığı tesisleri ‘biz yaptık’ deyip sağa dola caka satmaktan bir türlü vazgeçmeyen sporumuzun başındaki pek değerli yöneticilerimiz, lütfen ara sıra o sıcak odalarınızı terk etme zahmetine katlanıp da dışarıda ne olup, bitiyor bir bakın.
Spor yöneticiliği sadece gelen evrakı imzalamak, hazır organizasyonları organize etmek midir?
Hakemler rezil, organizasyonların duyuruluş ve insanların davet ediş şekli rezil, tesislerdeki temizlik durumu rezil!
Ee geriye ne kaldı?
‘Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim’ mantığının hala devam ediyor olması hakikaten üzücü.