Geçmişte, Hidayet Mahallesi, -önceki adı Melekbaba olan- Sadreddin Konevi Caddesi'nde gördüğüm Melekbaba’nın mezarıyla ilgili basınımıza şunları iletmiştim:

"Bu, tel demirle çevrilmiş, mezarı gördüğümde 'Kime ait?' diye gelip geçen birçok vatandaşa sordum, bilen bir kaç kişi ancak çıktı. Meğer Malatya'da yaşlı genç herkesin bir büyük semt adı olarak duyduğu, bildiği, ama kim olduğunu bilmediği Melekbaba'nın mezarıymış. Gerçekten de Malatya'da, özellikle yerli halktan herkes bu ismi bilir.

Ben bu mezarın kime ait olduğunu öğrendiğimde büyük bir keşif yapmışım gibi heyecanlandım. Ama Malatya'nın belleğine bu denli kazınmış bir simge ada ait, hem de kentin merkezindeki mezarın böyle bakımsız, böyle ortaya atılmış, haline bakıp üzüldüm, utanç duydum, yerin dibine girdim. 

Biz Malatya olarak neden simgelerimize, değerlerimize sahip çıkmayız diyorum. Başkası olsa, yani yüksek ve ileri düşünen bir akıl olsa, böylesi bir eseri mücevher gibi işler, güzelliğini ortaya çıkarır, hem insanların yüreğine, hem çevreye zenginlik katar.

Melekbaba'yla ilgili internette bilgi yok. Çevrede yaptığım araştırmada ve özellikle Mahalle Muhtarı Engin Güleç'ten aldığım bilgiye göre Melekbaba denilen kişi, bu çevredeki arazilerin sahibi, sürüleri, hayvanları olan bir zengin kişiymiş, bir başka deyişle ağaymış. Ama bilinen ağalar gibi fakir fukaraya zulüm yapan değil, tam tersine malını mülkünü onlarla paylaşan, her türlü dertlerine koşan, onlara babalık yapan iyiliksever temiz yürekli bir kişiymiş.

Halk ondan dolayı ona Melek demiş, Baba demiş. Öldüğünde de mezarlık dışında, ona özel bir mezar yapmış.

Bu çevreden yollar geçmiş, binalar yapılmış olmasına rağmen mezarın kaybedilmemesi sevindirici bir durum elbette ama böyle garip kalması üzücü.

Şimdi Melekbaba adına görkemli, sanatsal bir anıtmezar yapılmalı.

Bu türbe mezar özveri, paylaşma, yardımseverlik, temiz yüreklilik gibi hasletlerin anıtı olsun.

Gelip geçeni, göreni etkilesin, iyilik, güzellik, sevgi, saygı, değer bilme üzerinde düşündürsün.

Bu fakir, bu bakımsız çevreye değer katsın, çekicilik katsın."  16.08.16  

Not: Bu açıklamamın yayınlanmasından birkaç gün sonra Büyükşehir Belediyemizden, Daire Başkanı Ziya Kesriklioğlu aradı. Önceden tanışıyorduk kendisiyle. Baro Başkanlığımızı ziyaretinde bir kitabını hediye etmişti bana. Ziya bey sağ olsun, dedi ki, “Başkanım açıklamanızı okuduk, çok memnun olduk. Biz mühendislerimizle konuşuyoruz, oraya bir güzel anıt yapacağız. Projelerimiz hazırlandığında sizin de gelip görmenizi isteriz dedi. Ben de, benim görmeme gerek yok siz uygun gördüğünüzü uygularsınız dedim.

Fakat, ne yazık ki bir yapım olmadı.

OCAK KÖYÜ

Malatya’dan Kemaliye’ye, önceki adıyla Eğin’e doğru giderken, Arapgir’i 20 km. geride bıraktın mı, kuzeye dönük bir ok yazı görülür: Ocak Köyü 3 km.

Ana yoldan çıkarsın, sola, yamaca verirsin önünü.

Asfalt ince yol, dikleştikçe dikleşir.

Döngeler dönmekle bitmez, keskinleştikçe keskinleşir.

Ama bilirsin ki, çetin olmayan hiçbir yolun sonu sürpriz güzellik göstermez.

Umut, götürür sizi.

Doruk çağırır sizi.

Sarı kesme taştan yapılmış bir anıt kapı çıkar önünüze, üzerinde: Hıdır Abdal Ocağı yazar.

Karşılayan tabela: Ocak Köyüne Hoş Geldiniz der.

‘Köyümüz kapalı devre kamera sistemiyle izlenmektedir’ yazar diğerinde.

Çevreye bakınca bir gizem sarar sizi.

Buraya köy demek bin şahit ister…

Uyuşmazlıkları mahkeme değil, kamiller çözer, sokakları asfalt, sokak adlarında sanat, kültür insanlarımızın adları yazar, etkinlik sahnesi, Devlet Müzesi ve dahası Helikopter Pisti.

Bağlamalı Pir Sultan Abdal heykeli.

Ve hepsinden önemlisi, him hime yapılmış cami ile cemevi…

Eşim ve yanındakiler bir ‘köylü’ kadınla tatlı ballı konuşuyorlardı.

Fotoğraflar çektim, vardım yanlarına.

Merhaba demeden,

-Abla bu cami ne zaman yapıldı? dedim.

Abla kızgın,

-Nee! Sen de mi camiye karşı olanlardansın?

Abla beni Alevi sanmıştı.

-Yok, yok, olur mu, karşı değilim.

-Ne bileyim bizim bazılarımız niye yaptınız, ne gerek var diyorlar da…
İçime bir serinlik dolar ocağın, dağın, uygarlığın doruklarından...

Vedalaşırız, uzun uzun, el sallarız birbirimize…

HASAN BASRİ TUNCEL

Malatyalı halk şairi, yazar, müzisyen, fotoğrafçı...

On parmağında ondan fazla marifet.

Bir gönül insanı aramızdan ayrıldı.

Bir yıldız kaydı Malatya gökyüzünden.

...

Sabah yedi gibi Erol Kurhan kardeşimin paylaşımından aldım haberi.

Hasan abi ölmüştü.

Hastalanmış.

Dört beş gün evde yatmış.

Sonra hastaneye götürmüşler.

Covit 19’dan tanısı konmuş.

On dört gün yatmış.

Yoğun bakımda, bu dünyaya gözlerini bir daha açmamak üzere yummuş.

...

Seksen bir yaşındaydı.

Ama benim gözümde çakı gibiydi.

Hareketliydi.

Tezdi.

Çalışkandı.

Üretkendi.

Biraz zor işitiyordu.

O kadar.

Bilmediğim, böbreklerinin yüzde elli oranında çalıştığıymış.

...

Yazıhan’ın Malatya’dan 60 Km. uzaktaki köyü, dağın eteğinde, güneşin az göründüğü Epreme’den.

Uzun süre Yurt dışında yaşadıktan sonra 1981’de dönmüş yurduna.

Dört beş yıl önce Hacca gittiğini biliyorum.

Bazen teravih namazları dağılışında karşılaşır, birbirimize çay içmeyi teklif ederdik.

Çocukları olmamış ama eşinin yeğeni, manevi kızı Demet hep yanlarındaymış.

Demet, ‘Babam beni çok sever ama o babamdan daha çok başımı okşamıştır’ dedi.

...

Güler yüzlü, tatlı dilli.

Neşeli.

Gönüller yıkmaya değil, gönüller yapmaya gelmişti bu dünyaya.

Allah rahmet eylesin.... Nur içinde yatsın.

Dünya güzeli insan, şair, yazar, müzisyen, fotoğrafçı, daha ne çok güzellik.

Rahmetli, Can Simidi adlı romanının kişileri arasına adımla sanımla beni de sokmuştu.

İdealleri gerçek, yeri, yurdu Cennet olsun inşallah. 17.10.2020

Not: Şimdilerde bir rahatsızlık geçiren Erol Kurhan arkadaşıma da Allah’tan şifalar diliyorum.

ESKİ BAŞKANDAN ŞİİRLİ TEKLİF

Malatya Barosu eski başkanı Selahattin Sarıoğlu, Malatya merkezdeki Vilayet Parkı'nın atıl şekilde durmaması için şiirli öneri sundu.

Sarıoğlu şiirinde,

"Vilayet Parkına bir an önce kazma vurulmalı artık.

Dozer, kepçe hoyratlığıyla değil, gül bahçesine bakılır gibi nezaketle, zarafetle.

Makine değil 'el işi' üretim olmalı.

Bir tek ağacın köküne, kabuğuna, dalına, yaprağına dokunmadan.

Yok trafik, yok yol demeden.

‘Hiçbir şeye’ kurban edilmeden.

Şöyle adamakıllı yapılmalı.

Paranın geçmediği, parasızın geçebildiği.

İki kapalı yerinden biri tuvalet diğeri 'güvenlik' olan, kiracısı, kiralayanı olmayan.

Emeklinin, işsizin, engellinin öğrencinin, ev hanımının, yolcunun, yabancının… soluklandığı, iki satır gazete okuduğu, telefonuna baktığı, eşini, arkadaşını, yoldaşını beklediği, çeşmesinde su içtiği, elini yüzünü yıkadığı.

Halk Parkı, 'Millet Bahçesi' olmalı" önerisini sundu.

Valiliğe ait Malatya merkezdeki Vilayet Parkı, 30 yıldır müstecirliğini sürdüren esnafı çıkarıp, burada düzenleme yapılacağı açıklanmıştı. Ancak, aylardır, bu parkta bir çalışma yapılmayıp, buranın bir bölümü otopark olarak kullanılıyor.

Kaynak: İHA Malatya, Son Dakika 19.11.2012 MALATYA

Not: Bu önerimi ben şiir diye yazmamıştım, gazeteci arkadaşlar öyle demişler.