Doğduğu kente aidiyet duyan ve kendini bu kente borçlu hisseden biri olarak, bu şehri yöneten insanlara bir ufuk açabilir miyim düşüncesiyle böyle bir yazı yazma gereği duydum.
"Hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez"
Bu muhteşem sözü çok önemsiyorum, tam kitabın ortasından dedikleri türden bir söz.
Bu sözü insan hayatından, kent yönetimine, kent yönetiminden ülke yönetimine birçok alanda uygulayabilirsiniz .
Sözün açılımı:
Öncelikle bir yol haritanız olacak, nasıl bir şehir istiyoruz ona karar verdikten sonra o yol haritasının önderliğinde hedefe adım adım ulaşacaksınız.
Öncelikle kenti yönetenlerin bir an önce şehrimizin kimliğini belirleyip nasıl bir kent olacağına karar vermeleri ve Malatya’yı inşa etmek için çalışmalarını ona göre yapmaları gerekir.
Kent kültürü, kent kimliği, kent belleği ve kente duyulan aidiyet kenti kent yapan unsurlardır. Toplumsal kimliği kaybetmemek bu bağlamda önem arz eder. Kentler yalnızca barınma yerleri değildir, kentler aynı zamanda sosyalleşme ve üretme alanlarıdır. Kentlerin başta barınma, ulaşım, eğitim, sağlık, yeşil alan ve üretime vb cevap verebilmesi gerekir.
Malatya olarak hedefimizin yerinde dönüşüm olması icap eder…
Aksi düşünülürse Kent kimliği ve Kent kültürünün korunması mümkün olmayacaktır diye düşünüyorum…
Kent kimliği ve Kent kültürü üzerinde en çok durulması gereken konuların başında gelir.
Çünkü bizi biz yapan o değerlerdir… Çünkü kimliği ve kültürü korunmamış şehirler ruhsuz şehirlerdir ve ruhsuzlaşan şehir de bir süre sonra anlamını ve işlevini yitirir ölmeye başlar…
Bu yüzden çarşı merkezde uygun yerlere geçmişte var olan ve alış veriş yaptığımız kapalı çarşının küçük bir örneği olan Bedesten (1730), eski Çınarlı Cami(1627), Şirket Han, Söğütlü Caminin tarihi minaresi (1763) gibi tarih ve geçmişimizi hatırlatan binaların yapılması hafızayı tazeleme adına elzemdir.
Ayrıca bizim kadim çarşı kültürü yok edilmemeli, bakırcılar, demirciler, sobacılar, kelle, paçacılar, manavlar, kasaplar, balıkçılar, tere yağı, peynir vs satıcıları İçin ayrı ayrı mekanlar dizayn edilmelidir.
Şehrinin yok olduğunu düşünen, evi, iş yeri, arabası göçük altında kalan ve mecburen şehrinden uzaklaşan mutsuz insanlar çoğunlukta olduğundan, bu insanlarımızın şehirlerine dönüşünü hızlandıracak doğru ve bütüncül ve en önemlisi ekonomik çalışmalar yapılıp, şehir bir yandan imar edilirken, bir yandan da kültürel mirasın ivedilikle ayağa kaldırılıp şehre ruh kazandıran, medeniyet ve kültür atmosferinin sağlanması insanlarımızın kentine dönüşünü hızlandıracak ve kent belleğinden uzaklaştırmayacaktır.
İlim şehirlerde doğar, büyür ve gelişir…
NOT: Depremden bu güne iki ay geçmesine rağmen yapılan mimari görsel taslaklar sivil toplum örgütleri ve kamuoyu ile paylaşılmamış fikri düşünceler alınmamıştır.