Savaşların tarihi insanlık tarihi ile başlar. İlk insanlar Hz. Adem, Hz. Havva ve çocuklarıdır. Tabi ki, nasıl dünyaya geldikleri konusuna girmeyeceğim. Bilinen ilk mücadele (savaş) Hz. Adem ve Haz. Havva’nın çokları Habil ile Kabil arasında cereyan eden mücadeledir (savaştır).  Habil’in ölümü ile sonuçlanmıştır.

Habil ile Kabil’in mücadelesi ilkleri içinde barındırıyor. Doğan ilk insanlar, öldüren ilk insanlar ve ölen ilk insanlar…

Habil ile Kabil’in mücadelesinin sebebinin efsanesine girmeden yazıya devam edeceğim. Savaşlar insanlık ile başlamış ve insanlık var olduğu sürece de devam edecektir.

Gelelim yakın tarihimizin savaşlarına; imparatorluklar, liderler, komutanlar, beylikler, devletler …

Var olabilmek ve idamelerini sürdürmek için sürekli birbirleri ile savaş halinde olmuşlar. Her savaş yeni insanların ölümü olmuş lakin kalanlarında selameti olmamış. Savaşlar sebep- sonuç itibariyle farklı şekillerde cereyan etmişlerdir.

Şunu da unutmayalım her ne sebeple olursa olsun insan öldürmek suçtur. Bu suçlar bazen meşruiyet kazansa da, adı bazen katliam bazen de terörizm olur.

“Değişen Dünyada Yeni Dengeler”  makalesine konu olan “Küresel Güç Savaşları”na gelelim.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda başta ABD olmak üzere kendi güçleri için küresel güç olma rüyasında olanlar masumları öldürtmekten geri durmuyorlar. Terör örgütlerini kurup destekleyerek, terör estiren devletleri destekleyerek bazen da iki devlet arasında savaş çıkartarak bunu yapıyorlar.

Ukrayna-Rusya Savaşında Ukrayna’ya destek vererek, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de terör örgütlerini destekleyerek, Filistin’de terör devletine yardım yaparak masumları, sivilleri, kadınları öldürtmekten, hastane ve ibadet yerlerini bombalatmaktan zevk alıyorlar.

Bunları yaparken de utanmadan; özgürlük, bağımsızlık ve demokrasi kılıfı adı altında yapıyorlar.

Bu katliamları yaptırırken mazeret olarak İslam dinini gösterip Müslümanları ve İslam dinini,  terör olarak dünyaya anlatıyorlar.

Bunları hedeflerini ulaşmak uğruna İslam dünyasının bir ve beraber olmaması için gayret gösteriyor ve ne acıdır ki, bunları yaparken sözde İslam  (Arap) ülkelerini kullanıyorlar.

Meseleyi daha iyi anlatmak için bazı somut istatistiki veriler ile birkaç soru sorarak daha iyi kavrayabiliriz.

Kim terörist kim değil daha net anlaşılır sanırım.

11 milyon insanı öldüren Hitler,

20 milyon insanı öldüren Stalin,

20 milyon insanı öldüren Mao,

400 bin insanı öldüren Mosolini,

200 Bin insanın öldüğü Hiroşima ve Nagazaki’ye Atom Bombasını atanlar,

3 Milyon insanın öldüğü Kamboçya’daki ölümleri yapanlar,

12 milyon insanın öldüğü ırak savaşını yapanlar,

500 Bin insanın öldüğü Bosna ve Kosova katliamlarını yapanlar,

17 milyon insanın öldüğü 1. Dünya savaşını başlatanlar,

2. Dünya savaşını başlatanlar,

Filistin de çocuk öldürenler,

Hocalı Katliamını yapanlar,

Afrika’da sömürge kurup katliamlar yapanlar,

Haçlı savaşlarını başlatanlar,

Vs. …

Müslüman mı, Terörist mi?

Şimdi bu veriler ışığında sorularımızı soralım;

Bu katliamları yapanlar Müslüman mı, Hristiyan mı?

Bu katliamları yapanlar inançları gereği mi yoksa var olmaları için mi yaptılar?

Kim mağdur, kim katil?

Kim Terörist?

Bu soruların cevaplarını yazmaya gerek var mı?

Durum gayet açık ve net….

Şunu unutmayınız ki, bir ve beraber olursan güçlüsün, bir ve beraber değilsen kırılgansın ve kırarlar…

Kendileri masumları öldürünce meşru müdafaa, kendi askerleri ölünce herkes terör…

Kendi dinlerinden ölenler sarı saçlı mavi gözlü, Müslümanlar ölümce terör…

Kim Terörist?

Sanırım anlaşılmıştır.

En acı olanı ise Müslümanların çoğunun bu süslü ve  kılıflı sözlere inanması…

Kudüs Müslümanlarındır. Öyle kalacak İnşallah…