Cumhuriyetin 100. Yılında güzel projelerle yeniden inşa edilmeyi bekleyen 4 şehir için beklentiler büyük. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı tüm ülkede coşku ile kutlandı. Özellikle deprem bölgesinde, depremin etkisi hiçbir şekilde hissettirilmeden coşku ile kutlandı. İkinci asra yelken açarak, “Türkiye Yüzyılı” adı altında gelişime ve büyümeye emin adımlarla ilerleme yolunda, büyük hedeflerin olduğunu görmek bu ülke çatısı altında yaşayan her bir bireyi fazlası ile mutlu etmekte.
Türkiye Yüzyılı olarak ikinci asra adım atılan şu süreçte büyük bir yıkım aldığımız ve yaraları sarma adına ülkemizde topyekûn bir mücadele var. Cumhuriyetin 100. Yılına yakışır yeni konutlar, yeni iş merkezleri ve daha ferah şehir merkezleri beklentisi içerisinde olan depremzede vatandaşlar, öncelikle evlerine kavuşma hayali içerisinde. Son yılların en güvenilir ve sağlam yapılarını oluşturan TOKİ’ye, deprem sonrası daha önce görülmemiş bir güven sağlanmış durumda. Güzel haberler aldığımız gibi bazen canımızı sıkan haberler de almıyor değiliz. Orta hasarlı yapılarla ilgili nasıl bir yolun izlendiğini ya da izleneceğini hala tam anlamı ile bilen vatandaş sayısı çok da değil. Depremden doğrudan etkilenen yaklaşık 11 milyon vatandaşın neredeyse 10’da 9’unun hala kafası karışık. Bu karışıklığı giderecek tam anlamı ile bilgilendirmeler -üzülerek ifade etmek istiyorum ki -yapılamadı. Yerinde dönüşüm, orta hasarlı binalar ve rezerv alanlarda yapılan konutlar. Vatandaşların kafası bin bir çeşit soru ile karışık.
Yetkililere naçizane bir önerim olsun. Malatya’da neredeyse bitti bitecek olan ve Kasım ayında bir kısmının teslim edileceği deprem konutlarında, biten örnek dairelerin halka açılması yapılan konutlarla alakalı merak edilenler açısından sağlıklı olacaktır. Sanırım bu çok zor bir şey değil. Sosyal medyada doğru yanlış bilgilerin dolaştığını görmekteyiz. Yanlış ise doğruyu yerinde gezerek görecek olan vatandaşlar için en sağlıklı olan sanırım örnek dairenin halka açılması olacaktır.
Orta hasarlı yapılardaki durum ve yerinde dönüşüm ile alakalı da bir vatandaş olarak önerim olacaktır. Mahalle muhtarları ile toplantılar, yapılacaklar ile alakalı istişareler yapmak şu an yetersiz. Nasıl ki seçimlerde mahalle mahalle dolaşılıp projeler anlatılıyor ise aynı durum bu konuda da olmalı diye düşünüyorum. Kapalı kapılar ardında yapılan toplantıların bu halka hiçbir faydası olmaz. Kapalı kapılar ardında alınmış resmi kararlar öncesi, halkı önce dinleyip sonra anlatılması gereken konular üzerinde daha hassas davranılması gerektiğini düşünüyorum. Malatya’da siyaset çok iyi yapılabiliyor belki, ama halk için değil, millet için değil. Birileri, birilerinin gözünün içine baka baka kentin durumunu görmezden gelip, çıkar ve menfaat derdine düşmüşler. Kentte büyük oranda göç olmuşken olası göçlerin önüne geçilmesi adına henüz adım atılmamış olması, yıkık kentte toza dumana bürünmüş, nefes almakta zorlanan vatandaşları gerektiğinden fazla üzüyor.
Neredeyse 3 ay sonra asrın felaketinde tam 1 yıl geçecek ve biz hala proje dahi üretmiş değiliz. Belki “projemiz hazır” diyenler olacaktır ama birbirimizi kandırmaya gerek yok. Proje varsa çalışma yok derim. Çalışma varsa neden geç ilerliyor derim. “Geç ilerlemiyor” derseniz ‘nedir bu şehrin hali?’ derim. “Nedir bu şehrin hali?” derseniz, ‘yıkıldık toparlanamıyoruz’ derim. Bunu çokça uzatırım öyle gider. Yazımın en başında da belirttiğim üzere, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılında bu ülkeyi gururlandıracak metropol projeler yaparak, depremden etkilenen bölgeleri daha cazip şehirler haline getirmek için elimizde fırsat varken, bu fırsatı sırf birilerinin cebi dolsun diye yanlış adımlar atarak tepmeyelim derim. Siz ne dersiniz?