Günün birinde Nasrettin Hoca pazara gitmek için eşeğine biner ve yola koyulur. Bir süre gittikten sonra eşek huysuzlanır, hoplayıp zıplamaya başlar.
KAYBEDENLERİN TÜRKÜSÜ
Günün birinde Nasrettin Hoca pazara gitmek için eşeğine biner ve yola koyulur.
Bir süre gittikten sonra eşek huysuzlanır, hoplayıp zıplamaya başlar.
Derken Nasreddin Hoca da eşekten düşüverir.
Düşer düşmesine de çevresine toplanan çocuklar toplu hâlde bağırmaya başlarlar:
“Nasreddin Hoca eşekten düştü, Nasreddin Hoca eşekten düştü.”
Hoca, şöyle bir sağına soluna baktıktan sonra büyüklerden kimselerin olmadığını görünce eşe dosta rezil olmamak için;
“Çocuklar, eşekten düşmedim, ben zaten eşekten inecektim.” deyiverir.
…
Fıkra deyip geçmeyin. Bu son zamanların modası haline geldi. Öyle ‘’istemem yan cebime koy’’ mevzusu da değil. Kaybedenlerin türküsü desek yerinde olur.
Kayıplar bazen büyük kazançların habercisidir. Ancak insanın aceleciliği bunu görmeye fırsat vermez. Bu yüzden sabredenler kazanır.
Her türlü yarışa girmek cesaret ister. Neden mi?
Rakip hakkında algı operasyonu birinci önceliktir.
Taraflar kazanmak için her türlü yalan, iftira, hakaret, tahrik, taciz, asılsız iddia ve ima gibi çirkeflikleri kendilerinde mubah görür. Bu yüzden de yarışların kazananı her zaman için çirkefleşmeyen taraf olur.
Çirkefleşmeyen taraf yarışı kaybetse de yarışın kazananıdır. Bunu idrak edebilmek de feraset gerektirir.
Bir çocukla oynadığınız bir oyunda bir kere olsun bilerek yenilip çocuğu tebrik etmiyorsanız, çocuğa önemli ve güzel olanın birlikte vakit geçirmek olduğunu vurgulamıyorsanız, çocuğun sizden öğrendiği şey çirkeflik, verdiğiniz dersin adı da çirkefliğe giriştir.
Gerçi insan ancak gördüğünü gösterebilir!
Velhasıl kelam:
Nasrettin Hafız eşekten düşünce ben zaten inecektim demişte, sahi siz hiç düşündünüz mü eşekten düşünce ne diyebileceğinizi?
Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…