Hayalinizde bir kasap profili canlandırın desem nasıl bir profil çizersiniz?
Nasıl bir profil çizdiğinizi az çok tahmin ediyorum.
İşte o profil Kasap Paşa'ya tıpatıp uyacaktır.
Kasap Paşa'yı görseydiniz sanki kasap olmak için doğmuş derdiniz. O uzun boyu, bembeyaz önlüğü ve iri göbeği ile heybetli görünümüne tezat, altın gibi bir kalbi ve çocuk ruhu vardı. Kendine yapılan şakaları büyük bir olgunlukla karşılar ve kendine yakışır bir vakarla cevap verirdi.
Bilirsiniz sanat da iki ekol vardır, sanat sanat içindir ve sanat halk içindir. Kasap Paşa adeta sanat sanat içindir ekolündeki sanatçılar gibiydi, istemediği birine et verdirmeniz mümkün değildi. Müşterilerine "Kasabınızla dost olun ki iyi et alasınız"diye öğüt verirdi.
Bir gün Akpınar’da ki cephesi küçücük dükkanına ukala bir müşteri girer:
-Babalık bana biftek, pirzola bir şeyler yap çabuk...
Bu tavırdan hoşlanmamıştır ama içinden ‘La havle!’ çeker ve etleri hazırlamaya başlar. Parça parça paket yapıp kenara koyar.
-Dana but, boyun yumuşak olur, oralardan yap...
Müşterinin etten hiç anlamadığını anlamıştır...
-En iyi et kuzu koldan çıkar, kuzuda kol kadında soy derler...
- Bırak babalık kandırma bizi... Derdemez Kasap Paşa ayağa kalkar ve kapıya yönelir, bu laf çok zoruna gitmiştir, o kimseyi kandırmayı düşünmemiştir.
-Çık dışarı, kapatıyoruz...
Paketlediği etlerin elinde kalmasına hiç aldırmadan, kovmuştur müşteriyi.
1960 yıllarının başı İstanbul'a gitme furyası başlamıştır. Kasap Paşa da İstanbul'a gider bir dükkan açar. İstanbul burası, Malatya gibi değil, genel olarak kadınlar alışverişe geliyorlar.
Kasap Paşa kadınlarla konuşmaya çok alışık değil, bir de o güzel kadınlar gelip:
-"İkiyüzelli gram antrikot, üçyüz gram bonfile, üçyüzelli gram biftek" vs isteyince, böyle et mi satılır yahu diyerek İstanbul'da yapamayacağını anlar ve Malatya'ya geri döner. Çünkü o yıllarda Malatya'da etler bırakın kiloyu "Şaka" ile, but ile satılmaktadır.
Şakayı bilmeyenler için açıklayayım; yöresel bir tabirdir, yarım gövde demektir.
O dönemin insanlarının çoğu gibi Kasap Paşa'nın da içkiye aşırı düşkünlüğü vardır. Arkadaşları içki muhabbetinden sonra gecenin ilerleyen saatlerinde onu eve bırakırken davul zurna çalarak bırakırlar bütün mahalle Kasap Paşa'nın geldiği saatlerde pencerelere çıkar ve Paşa'nın eve girişini daha doğrusu giremeyişini (çünkü genelde sızdığı için )seyrederler ve hanımının beddualarını dinlerler...
Rahmetli Burhan Aksoğan'ın yaptığı bir şakayı anımsıyorum. Akpınar’daki dükkanının cephesi çok küçüktü. Burhan Aksoğan akşam bir kamyon kum sipariş ediyor ve adres olarak Kasap Paşa’nın dükkanının önünü veriyor. Kumu getiren ne yapsın, emir kulu gece getirip dükkanın önüne kumu döküyor...
Sabah işine gelen Kasap Paşa dükkanını göremiyor, dükkan yok olmuş, çünkü kum yığını dükkanın önünü tamamen kapatmış...
Birgün muzip arkadaşlarından biri kocaman bir lağım faresini kasap dükkanının önündeki çengele asıp, yanına da kocaman bir yazı asıyor.
Kasap Paşa'nın kuzularııı...bunlarrr...
Bunun gibi daha niceleri...
Böyle şakalar şimdi yapılsa herhalde insanlar birbirini boğazlardı diye düşünüyorum.
Bir güzel insanı daha andık ve sizlere hatırlattık...
Rahmet olsun...
Selam olsun Malatya'mın güzel insanlarına...