Zafer, sadece meydanlarda değil; iradede, sabırda ve inançta da kazanılır.
ÜFÜRÜKLE YIKILMAZ, ÇELMEYLE DEVRİLMEZ İRADELER
Zayıf olanın en çok sığındığı şey, güçlüye dair yaptığı karalamalardır. Oysa güçlü, başkasının ne dediğine değil, kendi yürüyüşüne bakar. İrade, azim, güç ve kuvvet bir araya gelince çözülmeyecek düğüm, aşılamayacak engel kalmaz. Bunun en yalın örneklerinden biri 15 Temmuz gecesidir. O gece, birileri “sineklikten izlediği darbeyle” adeta film seyreder gibi bir kalkışmayı yorumlarken, birileri de bedenini tanklara siper etti. İşte irade tam da budur: Sözle değil, eylemle inşa edilen bir duruş.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153)
Sabır, sadece beklemek değildir; aksine, mücadeleye devam ederken sarsılmamaktır. Bir çelme ile devrilen değil, çelmeyi görüp daha sıkı basan kazanır. Üfürükle yıkılan inançlar, rüzgârla savrulmaya mahkûmdur; ama sağlam irade, fırtınada dahi yönünü korur.
ZAFER VE HEZİMET AYNI YOLUN YOLCUSUDUR
“İşaret aldığın gün atandan” cümlesi, yalnızca bir nostalji değil; köke bağlı bir istikamet tarifidir. Atalarımızdan devraldığımız irade mirası, sadece kahramanlık hatırası değil; bugün yaşarken bizde tezahür etmesi gereken bir bilinçtir. Zafer ve hezimet, birbirine tezat gibi görünse de aslında aynı yolda yürüyen iki ihtimaldir. Zaferi kutsayan, hezimetten korkmamalı; çünkü her ikisi de imanla yürüyen bir ömrün doğal neticesidir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadîsinde şöyle buyurur:
“Bir Müslüman’a isabet eden hiçbir yorgunluk, hastalık, üzüntü, keder, eziyet ve sıkıntı yoktur ki Allah, bunlarla onun günahlarını bağışlamasın.” (Buhârî, Merdâ 1)
Hezimet, bazen zaferin perdesidir. Yıkım gibi görünen nice olay, aslında yeni bir dirilişin tohumudur. O yüzden zafer de hezimet de istikametten şaşmayanlar içindir. Kader yoluna revan olan kişi, başına gelen her şeyi imtihan bilip yürüyüşünü sürdürmelidir.
SAHADA OLANLARLA EKRANDA YORUM YAPANLARIN ARASINDAKİ FARK
Modern zamanlarda kahramanlık, sadece dillerde dolaşan destanlara indirgenmiş durumda. Oysa hakiki kahramanlar, sahada olanlardır. Bir yanda kahvesini yudumlayarak darbe girişimini izleyenler, diğer yanda canı pahasına milleti ve devleti için sokağa çıkan “Emin Erler.” Bu iki tip, sadece farklı tercihleri değil; iki farklı insanlık seviyesini temsil eder. Biri konforun içinde rehaveti, diğeri ise inancın içinde direnişi yaşar.
Tarih yazmak, sadece olayların geçtiği zamana tanıklık etmek değil, o olaylara yön vermek demektir. O gece sokağa çıkanlar yalnızca bir kalkışmayı bastırmadılar, aynı zamanda geleceğe bırakılacak bir irade mirası inşa ettiler. Nitekim tarihte de bu böyledir. Bedir’de, Uhud’da, Malazgirt’te, Çanakkale’de sahaya çıkanlar olmasaydı, bugün okuduğumuz destanlar sadece birer masal olurdu.
TARİH SADECE OKUNMAZ, YAZILIR DA
Her milletin bir mazisi vardır; ama her millet tarih yazamaz. Tarih yazmak, irade, adanmışlık ve sabır ister. Sadece hatırlamakla yetinmek değil, geçmişi bugünde yeniden üretmek gerekir. Bugün Türkiye’nin sınır ötesindeki etkinliği, yalnızca askerî değil; aynı zamanda tarihî ve ahlâkî bir duruştur. Işık saçmak, özgürlük götürmek ve umut olmak, ancak tarih yazan milletlere mahsustur.
Tarihten ders almazsak, yalnızca başkalarının yazdığı tarih kitaplarının satır aralarında figüran oluruz. Nitekim tarih tekerrür etmez; aynı yanlışlarda ısrar edenler için sonuçlar tekrar eder. Hz. Ali (r.a.)’nin meşhur sözü ne güzel özetler bu durumu:
“Geçmişten ibret almazsan, gelecekte tekrar yaşarsın.”
Bu yüzden tarih, sadece mazide kalan değil, bugünde şekillenen ve geleceğe yön veren bir misyondur.
GELECEK, EMİN ELLERİN YÜRÜYÜŞÜYLE ŞEKİLLENİR
Tarihin yazılmasında rol oynayanlar sadece geçmişi bilen değil, geleceğe yön vermek için bugünü inşa edenlerdir. Bugünün rehaveti, yarının çöküşüdür; bugünün gayreti ise yarının umududur. Bu yüzden her bireyin kendine şu soruyu sorması gerekir: “Ben geleceği inşa edenlerden miyim, yoksa başkalarının inşa ettiği hayatta edilgen bir figür müyüm?”
İşte “geleceğin adamı olmak,” geçmişi rehber, bugünü emanet, yarını ise görev bilenlerin işidir. Kur’an’da Allah buyurur:
“O gün, herkes yaptığının karşılığını alacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/25)
Geleceği emin kılan, ancak bugüne sahip çıkanların yürüyüşüdür. Tarih yalnızca geriye dönük bakışla değil, ileriye doğru yürüyüşle de yazılır. Bugün yolda olanlar, yarın yazılacak tarihin öznesi olacaklardır
TARİHİN ÖZNESİ OLMAK, EMİN VE ERDEMLİ BİR DURUŞLA MÜMKÜNDÜR
Yaşadığımız çağ, değerlerin içi boşaltılmış bir vitrin gibi… İman, irade, erdem, sadakat gibi kavramlar artık sadece metinlerde dolaşıyor; yaşantılara sirayet etmiyor. İşte bu noktada sahada olmak, kararlılığı, bedel ödemeyi ve sorumluluğu üstlenmeyi gerektiriyor. Sözle değil, davranışla yazılan bir tarih gerekiyor.
İşte bu yüzden, “Ben buradayım!” diyebilen bir ruh inşa etmek zorundayız. Korku, kaos ve kargaşaya boyun eğmeyen, yokluk ve yoksulluğu bahane etmeyen, inançla yürüyen bir nesle ihtiyaç var. Bu nesil, sadece kendi kaderini değil, ümmetin ve insanlığın da kaderini değiştirecek güce sahip olacaktır.
Yüzünü geçmişten aldığı işaretle bugüne çeviren, yarını inşa etmeye çalışan insanlar; hem dünyada hem de ahirette iz bırakırlar. Her zaman “vay be” dedirten bir tarih, ancak “biz yazdık” diyebilen bir toplumla mümkündür.
UNUTMAYIN,
“Kiminle yürüdüğün değil, neye yürüdüğündür seni tarihe yazdıran.”
SAYGILARIMLA!