Baro Başkanlığımız döneminde, İnönü Üniversitesi’nden, “Türkiye’de Hukukun İşleyişi ve Barolar” konulu bir konferans vermem talep edilmiş, ben de kabul etmiştim.

O Konferansı, 26.03. 09 günü Üniversite Kongre ve Kültür Merkezi Salonunda sunmuştum.

Konferans, katılanların, dekanların, hocaların ve öğrencilerin yoğun coşkusu içinde uzun ve güzel bir süreç olmuştu.

Şu sözlerle başladım:

“Hukuk, en sevdiğim sözcüklerden biri. Hukuk denince içim ısınır benim. Acıkmışken önüme konan bir ekmek, susamışken elime tutuşturulan bir bardak su gibidir. Bu durum, haklara saygılı, adalete uyumlu yaşanılması özlemimden kaynaklanıyor olsa gerek. Ben, aslında, baldıran zehriyle idam edilen Sokrates’in dediği gibi, ‘Haksızlık yapmış olmak yerine, haksızlığa uğramış olmayı yeğlerim.’ diyenlerin çoğunlukta olduğu bir toplum murat ederim.

Hukuk da bunu amaçlar zaten. Adaleti gerçekleştirmeyi erek edinir.” dedikten sonra, hazırlık notlarıma da zaman zaman bakarak teoriden bilgiler, pratikten, yaşamın içinden örnekler vererek konuşmamı sürdürmüş, hocalardan, öğrencilerden gelen yoğun sorulara anlaşılır yanıtlar vermeye çalışmıştım.

İşte o hazırlık notları…

Gayem, okuyucularımızda, bir miktar da olsa teorik hukuk aşinalığı oluşturabilmektir.

Değişik Hukuk Tanımları:

Tanım yapmanın bilimsel nitelikli bütün çalışmaların en zor yönünü oluşturduğu söylenir.

Tanım, tanımlanacak kavramın tüm unsurlarını içine almalı, kapsamadığı unsurları dışlamalıdır.

* Hukukun görevi, devlet görevlilerinin ve yargıçların ödevlerini ifa ederken ve suçluları cezalandırırken uyacakları kuralları göstermektir. Aristo

* Gerçek hukuk doğaya uygun akıldan çıkar. Bu hukuk, evrensel, değişmez ve ebedidir. Cicero

* Hukuk, devlet gücü tarafından dış zorlama ile güvence altına alınan sosyal hayat şartlarının bütünüdür. Jhering

* Hukuk, toplum hayatında kişilerin birbirleriyle ve toplumla olan ilişkilerini düzenleyen ve uyulması kamu gücü ile desteklenmiş sosyal kurallar bütünüdür. Necip Bilge

* Hukuk, insanların dışa yansıyan davranışlarını düzenleyen, egemen güç (üstün siyasal iktidar) tarafından çıkarılan ve uygulanan kurallar bütünüdür. Holland

Bu son tanıma bakarak şunlar söylenebilir:

1. Dışa yansıyan davranışlar hukukun konusudur.

2. Egemen güç (Siyasi otorite) tarafından belirlenir.

3. Kurallardan oluşur.

4. Genel olarak kişilerarası ilişikleri düzenler.

Yaptırım Sorunu (Müeyyide):

•Ceza hukukunda ölüm, hapis, para cezası, adli kontrol.

•Medeni hukukta tazminat, butlan, aynen iade…

•Vergi hukukunda usulsüzlük, kaçakçılık…

• Yönetim hukukunda uyarma, kınama, görevden çekilmiş sayılma, iptal…

•Anayasa hukukunda milletvekilliğinin düşmesi, iptal...

Geçmişte Ceza Hukukunda Yaptırım Sorunu:

•Kişisel Öç- Faili, mağdur veya yakını istediği biçimde cezalandırabilir. Barış ve güven iyicene bozuldu. Kan gütme gibi.

•Kısas-Misilleme- Sözlük anlamı bir şeyin mislini, benzerini yapmak. Aynen karşılık vermeyi içerir.

Tevrat: “Göze göz, dişe diş.”,

Kur’an: Yalnızca cinayette kısas öngörülmüştür.

•Diyet-Fidye-Para, mal verme.

Artık çağdaş cezalandırmada amaç, suçluyu topluma kazandırmaktır.

Bizde Hukuk Tarihi:

-Türk Hukukunun Temelleri Tanzimat Döneminde atılmıştır. Bilindiği gibi tüm İslam ülkelerinde olduğu gibi Osmanlı hukukunda da yargı örgütünün temel kişisi Kadıdır.

- Türk hukukunda Batıya açılma 3. Selim ve 2. Mahmut dönemlerinde başlamıştır. Cumhuriyet Dönemi hukuku tamamen Batı kaynaklıdır.

Tanzimat Döneminde Mahkemeler:

Tanzimat Dönemine kadar yalnızca kadı mahkemeleri bulunmaktadır.

a. Şer’iye Mahkemeleri,

b.  Nizamiye Mahkemeleri, (1864)

c. Ticaret Mahkemeleri,

d. Cemaat (azınlık) Mahkemeleri, (Kiliselerde zimmilerin özel hukuk işlerine bakan mahkemeler.)

e. Konsolosluk Mahkemeleri, (Kapitülasyonlarla ilgili.)

-Nahiyelerde İhtiyar Meclisi - İmam veya papaz başkanlığında.

- Kazalarda- Dava Meclisi-Kadının başkanlığında- -Üç Müslüman, üç Hıristiyan’dan oluşurdu.

-Sancaklarda- Hukuk ve Ceza Mahkemeleri, Kadının başkanlığında bulunurdu.

-Vilayetlerde- Hukuk ve Ceza Meclisi,

 Ayrıca Meclis-i Cinayet Mahkemesi-Ağır Ceza Mahkemesine benzer.

-1879’da Mahkeme Örgütü Kanunu çıkartılmış, bu Kanunla yargı yönetim karşısında bağımsızlaşmış, savcılık kurumu ilk kez gelmiştir.

- 1876’da da Avukatlık tüm yurttaki mahkemeler için kabul edilmiştir.

-1869’da basit hukuk mektebi kurulmuş, 1874’ lise düzeyine çıkarılmış.

Tanzimat Döneminde laiklik benimsenmediğinden eski ile yeni bir arada yürümüştür. Düalizm-İkicilik

-Osmanlı Örfi hukuku dinsel vasfını korumuş, Batı hukukunun geçirdiği sürece girememiştir

Bu nedenle hukuktaki atılımlar ‘kısmen’ verimli olabilmiştir.

Osmanlı Döneminde Kanunlaştırma (Kodifikasyon):

Hukuk aracılığı ile toplum hayatını değiştirmenin, hiç olmasa etkilemenin mümkün olduğu görüşü modern toplumlarca benimsenmiştir.

Osmanlı Devletinde hukuk yoluyla toplumu değiştirime ve yeni bir biçime sokma fikrinin 1839 Tanzimat Fermanıyla başladığı belirtilmektedir.

Cumhuriyet Döneminde:

Bu dönemin en önemli özelliği devlet yönetiminde Ulusal Egemenlik Sistemi yanında hukuk alanında Laiklik esasının benimsenmiş olmasıdır.

Medeni Kanun gerekçesinde, “Milli sosyal hayatın düzenleyicisi olan ve yalnız ondan ilham alması gereken… bir medeni kanundan Türkiye Cumhuriyetinin yoksun kalması, ne yüzyılımızın gerekleriyle, ne de Türk İhtilalinin içerdiği mana ile bağdaştırılır.” denilmektedir.

Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt : “TMK bütün medeni kanunlar arasında en yeni, en mükemmel ve en halkçı olan İsviçre Medeni Kanunu’ndan iktibas olunmuştur.” demiştir.

Yeni bir hukukun, eski hukuktan kopmuş hukukçular tarafından uygulanabileceği düşüncesi nedeniyle, 1925’te, benim de mezunu olduğum Ankara Hukuk Mektebi kurulmuştur.

Atatürk: “Cumhuriyetin müeyyidesi olacak bu büyük müessesenin küşadında (açılışında) hissettiğim saadeti hiçbir teşebbüste duymadım ve bunu izhar ve ifade etmekle memnunum.” demiştir.

Not: Bu yazımı Özgür Özel’e ithaf ediyorum!