Sevgili hemşerilerim merhaba;  nasılısınız…

Sıkıntılar çektik, yoksunluklar çektik, hatırlatmaya gerek yok.

Şimdi Devlet, Milletimizin koyduğu sıfatla Babalığını gösterdi, göstermeye devam ediyor.

99 Kocaeli depreminde, “Milletin kafasındaki Devlet Baba imajı boş çıktı” diye yazmıştım.

Şimdi yeniden kalplere yerleşiyor.

Devlet Babamız, dağ, taş demedi, şehir kasaba demedi konutlarla, dükkanlarla, ağaçlarla, çiçeklerle doldurdu.

Elimize evimizin anahtarını verdi.

Ufak tefek eksiği üksüğü olmaz mı? Olur.

Onlar zamanla, hem de olabilecek en kısa zamanda, giderilir, tamamlanır mı? Elbette.

Bu kadar sağlam, bu kadar güzel evleri yapıp bize veren, oncağız eksiği mi yapmayacak.

“Keşke şurda olsaydı, şöyle olsaydı” diye iç geçirmelerimiz de olabilir.

Bu olumsuzlukları da, def edelim kalbimizden.

Bence bu küçük eksiklikler yüzünden, kocaman güzellikleri görmezlik gelmiş oluruz.

Belki bundan dolayı, değer bilmez oluruz, günahkar oluruz.

Yiğidi öldür ama hakkını yeme demişiz ya!

Küçücük eksikliği de söyleyelim, kocaman güzelliği de.

Dağıtım sürecinde, torpilmiş, kayırmaymış yok bildiğim kadarıyla.

Noter huzurunda, ad çekmeyle, açık, aleni, izlenebilir şekilde dağıtılıyor bittikçe.

Kusursuz kul olmayacağı gibi kusursuz Devlet de olmaz.

Devlet de kurumsal kişiliktir, tüzel bir kişiliktir.

Yüce Peygamberimiz der ki; “Her insan hata eder. Hata edenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir.”

Devletimiz de deneyim kazanacaktır gittikçe.

Kalkıp da, onca güzelliği olan, dört başı mamur diyeceğimiz evimizden için, “Şurası şöyle, burası böyle” deyip kendimizi de, yapanı edeni de huzursuz etmeyelim derim.

Şimdi, Merkezi ve Yerel Yönetimimizin ve de Gönüllü Toplum Kuruluşlarımızın yapacağı işlerden biri, yapacakları güzel işlerle, güzel etkinliklerle ulusal çapta Malatya Malatya’mızın adını duyurmak olacaktır.  

Geçmişte, iki bin yılında, çok ünlü sanatçı Tarkan’ın Malatya’da askerliğini yapmakta olmasından, Malatya’mıza, kayısımıza bir fayda sağlayalım diye gazete yazımda öneride bulunmuştum.

“Adam sendee…” deyip geçmiştik.

Tembelliği bırakmalıyız.

Adım atmaktan korkmamalıyız.

Mesela Baro Başkanlığımız sırasında, 10 Aralık İnsan Hakları Gününden için, avukatlarımız okullarımızda insan haklarıyla ilgili konuşmalar yapsınlar diye düşündüm. Bazı arkadaşlara danıştım, “Olmaz. Arkadaşlardan kimse gitmez.” dediler.

Ben iyi olacağına inandığım için, Baro Müdürüne, “Valiliğe yazı yaz. 10 Aralık günü saat 14’te, avukatlar, merkez okullarda konferans verecekler de, gidilecek okulları bildirilmesini talep et” dedim. Talep gitti, cevap geldi, 53 okulun adı bildirildi.

Arkadaşlar seve seve, çok arzulu olarak aynı gün aynı saatte, hazırlanıp ellerine verdiğimiz notlardan yararlanarak okulların salonlarında öğrencilerimize insan haklarını anlattılar.

Basınımızda geniş yer aldı.

Ertesi yıl, yine hazırlık yaptık.

Bu sefer, “Avukatlar şehir merkezinde konferans verdiler; ilçelerde, beldelerde niye vermesinler!” diyerek 13 ilçe, 13 beldemizde aynı gün aynı saatte arkadaşlarımız koşarak gidip insan haklarını, hak, hukuku anlattı.

Bu bilgiler, öğrencilerimizce köylerine, evlerine taşındı.

Malatya’mızın değerli yöneticileri, ulusal basında, sosyal medyada Malatya’mızın güzel işlerle söz edilmesi için, az çok demeden, küçük büyük demeden çalışmalara, arayışlara girmelidir.

Hemen şimdi aklıma geldi. Örneğin, ayrı ayrı zamanlarda, her ilden bir otobüs dolusu lise öğrencisi Malatya’ya getirilip, UNESCO Dünya Mirası Kalıcı Listesine giren, Anadolu’da ilk şehir devletinin kalıntılarının bulunduğu Arslantepe Höyüğü gezdirilebilir.

Ki, 7000 yılı aşan geçmişiyle burada yapılan kazılarda, dünyanın en eski saray yapısı, ilk metal silahlar, mühürler ortaya çıkarılmış.

Yine, seramikten fincana, ok ucundan boncuk tanelerine, çakmak taşına, müzik aletlerine ve maalesef diyeyim 5700 yıllık bir çocuk iskeletine rastlanmış. Daha neler neler…

Kayısı şenliklerini, Film Festivalini, Ankara’da, İstanbul’da Malatya Günleri etkinliklerini asla önermiyorum.

Tanıtım bakımından geçmişte yapılmış masrafından, zararından başka bir verim alınmamıştır.

Hele Malatya Tanıtım Günleri boş bir masraf kapısı.

Bir gün, Ankara’da reklam panolarında, “Gümüşhane Günleri” tanıtımını gördükten sonra Malatya’mızın çok değerli valisi Prof. Dr. Ulvi Saran’a, “Sayın valim, Ankara’da, panolarda Gümüşhane Tanıtım Günleri afişlerini gördüm. O afişlerde sanki bana, bir garibin, bir garibanın kendini zorla tanıtma çabası yazıyordu. Acıma duygularım kımıldadı. Başkaları da kuvvetle muhtemeldir ki benzer duyguları hissedeceklerdir. Bu durum Malatya için de geçerlidir kanımca. Böylece Malatya’mızı büyültmek yerine küçültmeye girişmiş oluruz…” demiştim.  Dikkatle, düşünerek dinlemişti.

Bir yazımda, Malatya’mızın çok ünlü bestekar ve yorumcusu Fahri Kayahan’ın, ünlü türküsünde, Ben esmeri fıstık ile/Ben esmeri fındık ile/Ben esmeri badem ile beslerim… derken keşke üçüncü dizesinde, Ben esmeri Kayısı ile beslerim deseydi, Malatya bir Malatya daha olmuştu diye yazmıştım.

Şunu önerebilirim, ve öneriyorum: Öncelikle Malatyalı ses sanatçılarımızdan başlamak ve diğer tüm hemşerilerimize yaymak üzere, bu türküdeki Badem yerine Kayısı ile beslemeyi dile getirmeliyiz.

Türkülerin sözleri çok kez değiştirilebiliyor.

Ayrıca Malatyalı sanatçılarımız, sanatçı arkadaşlarına da böyle söylemesini rica edebilirler.

Bakınız, eskiden Antep Fıstığı denmez, Şam Fıstığı denirdi. Şimdi Şam Fıstığı diyen var mı?

Fahri Kayahan’ımızla ilgili ikinci önerim şu: Bu şanlı sanatçımızın kabrini Malatya’ya getirelim.

Muhakkaktır ki Malatya’ya gömülmek isteği vardır.

O şimdi gurbet elde yatıyor.

Gaziantepli, ünlü Ezo Gelini bilirsiniz.

Veremden, Halep’te, hastanede yatarken kocasına,

-Beni Türkiye’ye götürüp gömün. Götüremezsen veya zorluk çıkarsa, höyüğün tepesine gömün. Mezar taşım Türkiye’ye dönük olsun. Ben doyunca bakamadım, toprağım, taşım baksın diye vasiyet etmiş.

1952’de, 43 yaşında vefat etmiş, cenazesi Türkiye’ye götürülememiş ama dediği yere, höyüğün tepesine gömülmüş.

Devletimiz, Ezo Gelinin vasiyetini yerinde koymamış.

1999 yılında cenazesini doğduğu köye getirmiş, valinin ve kızının da katıldığı bir törenle özel bir yere defnetmiş.

Törene 5 bin kişi katılmış.

Evet, muhakkaktır ki, Fahri Kayahan’ımızın da Malatya’ya gömülmek isteği vardır.

Bakın, ölümünden sonra arkadaşı Avni Kurtbilek, yazdığı şiirin bir dörtlüğünde ne diyor:

 

“İşittim ki, cesedin üç gün buzlukta kalmış

Toprağa vermek için yakın bir dost aranmış

Seni sever görünen ne de dostların varmış

Bunun da var hikmeti, vallah toprak yanardı…”

 

Evet ildaşlarım, Valim, Büyükşehir Belediye Başkanım, Milletvekillerim; Malatya’mızın ve de Türkiye’mizin  Mozart’ı,  üstat mertebesine ermiş Fahri Kayahan’ımız, 22 Nisan 1969 yılında İstanbul’da vefat etmiş ve hala gurbet elde, İstanbul Zincirlikuyu mezarlığında yatmaktadır.

Onun aziz na’aşını sılasına, hemşerilerinin yanına getirelim.

Bu icraat gerçekleşirse, hem merhumun hatırasına hizmet edilir, hem tarihe not düşülür, hem de şimdiye ve geleceğe örneklik yapılır.

Ne demiştik yazımızın başlarında, evler barklar yapıldı,  şimdi önümüzde duran işlerden biri, güzel işlerle, güzel etkinliklerle ulusal çapta Malatya Malatya’mızın adını yaymak, gündeme getirmektir.