ŞİDDETİN GÜNLÜK HALİ: SOKAKTAKİ SÜRÜ, EKRANDAKİ SESSİZLİK
Her yeni gün, yeni bir ısırık izi bırakıyor toplumun vicdanında. Sokak ortasında bir çocuğun etrafını saran başıboş köpekler, ekranlarda dönen sıradan haber bültenlerinin doğal unsuru hâline geldi artık. Ne bir yönetici sorumluluk alıyor, ne bir hukuk eli çözüm sunuyor. “Hayvan hakları” adı altında organize bir ilgisizlik, şehirleri korku tüneline çeviriyor. Peki ya insanlar? Onların hakkı nerede?
İşin daha düşündürücü tarafı, bu “sürüselleşme” yalnızca hayvanlarla sınırlı değil. Bugün dünyanın farklı köşelerinde, özellikle Gazze’de, adeta organize bir sürü gibi hareket eden, planlı ve kasıtlı bir şiddet uygulanıyor. Bu sadece askeri bir işgal değil; medya üzerinden yapılan algı operasyonları, ekonomik kuşatma ve diplomatik ikiyüzlülükle desteklenen sistematik bir zulüm. Ve bu zulmün arkasındaki zihin yapısı, tıpkı sokak köpeklerinin sürüleşmesi gibi, kendini üstün gören, dokunulmaz sanan, sorumsuz ve saldırgan bir yapıdır.
GAZZE: VİCDANIN VE MEDENİYETİN TEST ALANI
Gazze, artık sadece bir coğrafya değil; insanlığın yüzüne tutulmuş bir ayna, küresel düzenin ne kadar çürümüş olduğunu gözler önüne seren bir vicdan testidir. Hastanelerin bombalandığı, bebeklerin hedef alındığı, sivil halkın açlıkla terbiye edilmeye çalışıldığı bir yer, artık yalnızca savaş alanı değildir; ahlaki bir çöküşün belgesidir. Ve bu belgenin altında imzası olanlar yalnızca silahı tutan eller değil; sessiz kalan diller, işbirlikçi rejimler ve adaleti eğip büken kurumlar da aynı vebalin altındadır.
Özgürlük, demokrasi, insan hakları diyen Batılı devletlerin tamamı bu mezalime göz yumdu. Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail’e sağladığı silah desteği, Avrupa’nın ikircikli açıklamaları ve Birleşmiş Milletler’in kronik suskunluğu, Gazze’deki zulmü meşrulaştıran perdeyi oluşturdu. Gazze’deki çocukların çığlığına sağır kalan bir Batı dünyası, bugün hâlâ “insan hakları” dersi vermeye çalışıyor. Bu ikiyüzlülük artık gizlenemez hâle gelmiştir.
SİYONİZM: DİN KILIGINA BÜRÜNMÜŞ IRKÇI SİSTEM
Siyonizm, din değil; dini istismar eden siyasi bir projedir. Her Yahudi Siyonist değildir; ama her Siyonist, inancı siyasi bir aparat olarak kullanan küresel bir sistemin parçasıdır. Bu ideoloji, “Tanrı vaat etti” yalanını, milyonların ölümüyle meşrulaştırmaya çalışan modern bir sömürge anlayışıdır. Kudüs’ü başkent yapanlar, vicdanlarını lağvetmiş şehir mühendisleridir.
Bugün Gazze’deki yıkımın arkasında yalnızca bombalar değil, aynı zamanda medya manipülasyonları, uluslararası finans sistemleri ve lobi ağları da vardır. Bu ağların merkezinde, çoğunlukla Siyonist örgütlenmeler yer alır. Bu yapı ne dinîdir, ne de insani; tamamen güç, çıkar ve hegemonya merkezlidir. Zulmü kitlesel kabul hâline getirmek için “meşruiyet maskesi” takar. Biz bu maskeyi indirmedikçe, mazlumun sesi asla duyulmayacaktır.
KUR’AN IŞIĞINDA: “ĞAYRİ’L MAĞDÛBİ ALEYHİM” NE DEMEKTİR?
Fâtiha Suresi’nde geçen “Ğayri’l mağdûbi aleyhim” ifadesi, yalnızca tarihsel bir kavmi işaret etmekle kalmaz; Allah’ın gazabına uğramış her zihniyeti anlatır. Gazap, sadece etnik kimliğe değil; zulmü meşrulaştıran her zihne iner. Bir kişi Yahudi olabilir ama zulüm yapmıyorsa, Kur’an ona gazap etmez. Ancak biri ister Müslüman olsun ister başka dinden, eğer zulmediyorsa bu ayetin muhatabıdır.
İbn Kesîr, bu ayetin tefsirinde “gazaba uğramışlar” ifadesinin Yahudilerin tarihsel isyanlarını ve öğretileri çarpıtmalarını işaret ettiğini belirtir. Ancak bu, her Yahudi bireyin lanetlendiği anlamına gelmez. Nitekim Kur’an’da “onların içinde hakkaniyetli olanlar da vardır” (Âl-i İmrân, 113-115) denilir. Yani Rabbimizin mesajı nettir: Zulme karşı olun, zâlime karşı olun; kimliğine değil, fiiline bakın.
ADALETİN TARAFI OLMAK
Zulüm, etnik bir mesele değildir; ahlaki bir tercihtir. Bugün bizlerin yapması gereken şey, “kimden” geldiğine değil, “ne” yapıldığına bakmaktır. Yahudi, Hristiyan ya da Müslüman fark etmez; kim çocukları öldürüyorsa, kim sivilleri açlığa mahkûm ediyorsa, kim adaleti kendi çıkarına göre eğip büküyorsa, işte o zalimdir. Ve biz, zalime karşı durmakla emrolunduk.
İslam, bir halkı toptan suçlamayı değil, adaletle hükmetmeyi emreder. Öfkemizle değil, hakla hareket etmeliyiz. Bir Yahudi kiracının sorun çıkarması o şahsı ilgilendirir; bu, tüm bir halkı suçlamaya dönüşemez. Tıpkı bir Müslüman hırsızlık yapınca tüm Müslümanların hırsız sayılmayacağı gibi. Aklı, vicdanı ve Kur’an’ı ölçü alan bir mümin için bu denge çok nettir.
Eğer gerçekten zalimle mücadele etmek istiyorsak, önce kendi dilimizi, niyetimizi ve adalet terazimizi düzeltmeliyiz. Slogan değil, hikmet üretmeliyiz. Kin değil, iz’an taşımalıyız. Ve bunu yaparken sadece şehitler için değil, yaşayanların onuru için de mücadele etmeliyiz. Zira “adalet bir gün herkese lazım olur” sözü, sadece bir uyarı değil; evrensel bir hakikattir.
UNUTMAYIN
Zulüm kimden gelirse gelsin, karşısında olmak imanımızın şerefidir; zalim kim olursa olsun, mazlumun yanında olmak ise kulluğumuzun gereğidir.