DÜNDEN HABERSİZ, BUGÜNDE YİTİK, YARINA MAHKÛM
(Dünü Bilmeden Geleceği Kurmaya Kalkanların Hazin Akıbeti)
DÜNÜN İZİ OLMADAN YARINA YOL ALINMAZ
Tarihini bilmeyen, onu hakkıyla anlamayan milletler, yalnızca kulaktan dolma bilgi kırıntılarıyla geleceklerini inşa etmeye çalışır. Bu ise bir bina temeli yerine, kâğıttan duvarlarla kale yapma teşebbüsüdür. O kalenin ilk rüzgârda dağılması kaçınılmazdır. Zira geçmiş, yalnızca yaşanmış olaylar değil; bir milletin aklı, hafızası ve dersler manzumesidir. Hz. Ali’nin “Geçmiş, geleceğin aynasıdır” sözü tam da bu yüzden kıymetlidir.
Dününe sırt dönen bir fert, bugünün ruhunu kavrayamaz. Çünkü dün, bugünü mayalayan unsurdur. Bugünü anlayamayan ise yarına dair ancak sanrılar üretir. Bu hal fertte hayal kırıklığı, toplumda ise çöküşle neticelenir. Bugün yaşadığımız krizlerin, travmaların ve kimlik bunalımlarının temelinde de bu kopukluk yatmaktadır. Modern birey, geçmişi yük gibi görmekte; geçmişle bağ kurmak yerine geçmişi suçlamakta, onun izlerini silmeye çalışmaktadır. Bu ise kişinin önce köklerinden kopması, sonra ise rüzgârlara savrulması anlamına gelir.
BUGÜNÜN FARKINDALIĞI, YARININ GÜVENCESİDİR
Bugün, geçmişin sonuçlarını; yarının da sebeplerini taşır. Dünü anlayan kişi, bugünde doğru tavır alır. Bugününü anlamlı kılan insan ise yarına yön verir. Bu anlamda her birey, her toplum için “an” sadece yaşanmak için değil, şekillendirilmek içindir. Şayet bugün; hesaplaşmanın, anlamanın ve dirilişin zemini kılınmazsa, yarın yine kendini tekrar eden bir çıkmaz olur.
Bugün, alışkanlıklarla, ataletten ve bireysel menfaatten kurtulmanın adıdır. Mahalledeki bir çocuğun gülüşü ile ülkenin sınır güvenliği arasında anlam bağları kurabilmek gerekir. Zira toplum güvenliği, sadece polisle sağlanmaz; toplumsal tahammül, adaletle, ahlâkla ve liyakatle inşa edilir. Kur’an’ın şu emri bu hususta çok açıktır: “Ey iman edenler! Kendi aranızda adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun…” (Maide 8 ) Adalet, sadece mahkeme salonlarında değil; evde, sokakta, iş yerinde ve devlet kurumlarında yaşatıldığında bugün anlamlı olur ve yarın umut olur.
MÜNFERİT MENFAATTEN TOPLUMSAL HİZMETE GEÇİŞİN ZAMANI
Eğer yalnızca bireysel kazançlar uğruna hareket ediliyorsa; ortak iyilik, ortak değer ve ortak gelecek duygusu yok olur. Bugün, bireysel konfor uğruna toplumun huzuru feda edilirse, yarın o bireysel konfor da kalmaz. Bu nedenle artık münferit menfaatlerin değil, müşterek maslahatın peşinden gitme vaktidir. Çünkü kalıcı olan yalnızca kendini kurtaran değil; başkasını da düşünen, topluma katkı sunan yaklaşımdır.
Ekip çalışması, sadece bir araya gelmek değil; ortak aklı, ortak amacı ve ortak emeği paylaşmaktır. Bugün Türkiye’nin birçok alanında yaşanan krizlerin çözümünde de bu bakışa ihtiyaç vardır. Farklılıklarımızı zenginlik olarak görmek, bir masa etrafında birbirini anlamaya niyet etmek ve kendi doğrusunu mutlak hakikat saymadan yürümek; geleceğe dair umutları diri tutacaktır. Toplum mühendisliği değil, vicdan mühendisliği yapılmalıdır. Herkesin kendi sorumluluğunu bildiği, başkasını itham etmeden önce öz muhasebesini yaptığı bir zemin inşa edilmelidir.
YARINA HAZIRLANMAK CESARET VE BİLİNÇLE MÜMKÜNDÜR
Yarın, sadece zamanın ilerlemesi değildir; ilkenin, iradenin ve istikametin sonucudur. Korkularla, kaoslarla, kargaşayla yıldırılan zihinler, geleceği tehdit olarak görmeye başlar. Oysa gelecek, tehdit değil; imanla ve izanla dizayn edilecek bir imkândır. Bediüzzaman’ın “Mazi, hal ve istikbâl bir daire-i vahdetin üç cephesidir” sözü de bunu vurgular: Her biri diğerine bağlıdır, koparılamaz.
Korku, kaos, kargaşa; yokluk, yoksulluk ve yoksunluk… Bunlar tarihte nice milletin yıkılmasına sebep olduysa da, aynı zamanda nice milletin şahlanmasına da vesile oldu. Farkı belirleyen şey; gösterilen dirayet, dayanışma ve sabırdır. Nitekim Kur’an’da buyrulur: “Sabredin, sabırda yarışın, birbirinize kenetlenin…” (Âl-i İmrân, 200). Bugün, dünle hesaplaşıp yarınla sözleşme günüdür.
GELECEĞİ KAZANMAK, GEÇMİŞİ İYİ BİLMEKTEN GEÇER
Gelecek, tesadüflerin değil, tedbirlerin mahsulüdür. Yarınını düşünen milletler, geçmişine küfretmek yerine onu okuyup, ders alır. Çünkü geçmiş bir hazineyse, bugünkü akıl o hazinenin anahtarıdır. Kendi geçmişine düşmanlık edenler, kendi geleceğini başkalarına teslim eder. Bugün, bu ülkede yaşanan pek çok kırılma, kendi tarihimize, kültürümüze ve değerlerimize olan uzaklıktan kaynaklanmaktadır.
Yarınlarımızı şekillendirmek istiyorsak; mahallemizden devlete, bireyden topluma kadar her yerde adalet, liyakat ve sadakatle yürümeyi öğrenmeliyiz. İbn Haldun’un dediği gibi: “Devletlerin ömrü de insanlar gibidir; doğar, büyür ve yok olur. Onu yaşatacak olan adalettir.” Türkiye’nin ve İslam dünyasının güçlü yarınlara ulaşması, ancak bugünkü samimi gayretle, ortak akılla ve dürüst yönetimle mümkündür.
Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle: “Kim var denildiğinde sağına soluna bakmadan ‘Ben varım!’ diyebilen bir gençlik…” Bu ruh geleceği inşa eder. Yola revan olurken geçmişin tortularını temizlemek gerekiyorsa da korkmamalı, yılmamalı, bedel ödemeyi göze almalıdır. Çünkü hakikatin izinde yürüyenleri yolun meşakkati değil, istikametin huzuru motive eder.
Bugün, bireysel hesaplarla değil; toplumsal sorumluluklarla hareket eden, geçmişine vefa, bugününe dirayet ve yarınına umut taşıyan bir anlayışa ihtiyaç vardır. “Ben yeterliymişim” demek, geçmişin yükünü alarak geleceğe omuz vermek demektir.
UNUTMAYIN,
“Zamanı aşmak, geçmişin hakkını verip bugünün kıymetini bilerek yarına umut olmaktır.”