Geçtiğimiz pazar günü Belediye eski Başkanımız M.Yaşar Çerçi’nin nazik daveti üzerine Bursaspor- Malatyaspor maçını Bursagaz locasından dostlarla birlikte izledik.

Sevgili başkana bu jestinden dolayı teşekkür ediyorum.

Ben de fırsat bu fırsat diyerek daha önce kaleme aldığım futbolla ilgili bir yazımı, spor yazarı arkadaşlarımın affına sığınarak yayınlamak istedim.

“Bir oyun milyarlarca insan için önemli ise bu oyun sadece bir oyun olmaktan çıkar”, diyen Simon Kuper, dünyada fırtınalar koparan aynı adlı kitabında en nihayet şu hükme varıyor:

“Savaşlar çıkmasına ve devrimler yapılmasına neden olan, mafyayı, diktatörleri ve diğer muktedirleri adeta büyüleyen, hiç mi hiç futbol oynamadıkları ve futboldan anlamadıkları hâlde siyaset adamları ve para babalarına, futbol etrafında adeta takla attıran futbol “asla sadece futbol değildir”...

Kitaptan alınan bu bölümden sonra gelelim ülkemize:

Futbol, ülkemizde de dev bir sektör haline gelmiş durumda. Süper lig kulüplerinin gelirlerinin 750 milyon eurolara yükseldiği, yıllık maaşların 30 milyon eurolara geldiği, TV yayınlarından, ürün satışlarından, reklam anlaşmalarından seyirci hasılatından, kombine bilet satışlarından elde edilen gelirlerin her yıl katlanarak arttığı muazzam bir sektör oldu.

Maalesef kulüp yöneticilerimizin bu büyüme ve gelişmeye ayak uydurduklarını söylemek çok zor.

Bu konuda başarılı bulduğum kulüp sayısı bir kaç tane ile sınırlı.

Bu yazımda iki kulübü, Başakşehir kulübü ve İzmir’in Altınordu kulübünü irdelemek istiyorum.

Başakşehir kulüp Başkanı Göksel Gümüşdağ siyaset gücünü arkasına alarak dernekler yasasına göre yönetilen kulübü, anonim şirkete çevirerek bir anda kulübün sahibi oldu.

Nasıl mı?

İBB’si dernekler kanununa göre yönetilen kulübü bedelsiz olarak özel şahıslardan oluşan bir şirkete devretti ve kulüp Göksel Gümüşdağ Başkanlığında bir şirket haline geldi...! Olay bu kadar basit.

Allah var Göksel Başkan da iyi bir yönetim örneği gösterdi. Kulübü şirket CEO su gibi yöneterek seyircisi dahi olmayan takımı, yıllık geliri 60 milyon euro olan bir takım haline getirdi. Yılların köklü takımı Malatyaspor sponsor bulmakta zorlanırken, onlarca sponsor bu kulübün kapısında beklemekte..!

Hislerim beni yanıltmıyorsa ki bunu zaman gösterecek, iki üç sene içerisinde takımın %50 sini 200- 250 milyon euroya Paris PSG takımının da sahibi olan Katarlı Bein Sport’a satacak. Hem biliyor musunuz? Bu satış olursa hisse sahiplerinin alacağı paraya vergi de yok. Böyle anlamsız bir ticaret kanununa sahibiz maalesef...!!!

Verdiğim ilk örnek pragmatik bir kişilik yapısı olan bir başkanın durumuydu. Oysa idealist olan başkanlar bu sistemde öyle güzel işler yapar ki tahayyül bile edemezsiniz. Altınordu kulüp başkanı Seyit Mehmet Özkan bunlardan biri.

İddia ediyorum Türkiye’nin en mükemmel alt yapı tesis ve yönetimini gerçekleştiren Seyit Başkan yabancı oyuncu almama prensibince kendi oyuncusunu yetiştiriyor, oynatıyor ve zamanı gelince satıp bu gençlerden yılda 6 - 8 milyon euro para kazanıp bu parayı yine gençlere ve tesislere harcıyor. İstese süper ligde oynuyor olacak bir takım Altınordu.

İşte size iki başkan örneği..!

Diğer kulüpler ve üç büyük kulüp ise borç batağında çırpınıp duruyorlar, borçlar giderek çevrilmez hale geliyor. Hepsi bankalara borçlu. Müflis tüccar gibi mübarekler.

Borç takibi bir süre sonra FİFA tarafından daha sıkı takip edilecek ve borçlarını çeviremeyen kulüpler direk amatör kümeye yollanacak.

Marka değeri yüksek olan üç büyük kulübümüz bu işten fazla zarar görmeyebilir çünkü, onların alıcısı olabilir, ama diğer kulüplerin işi çok zor çünkü marka değerleri fazla değil.

Artık önemli olan, gelir gider tablosunu tutturabilmek, borçları çevirebilir hale getirmek ve kulübün marka değerini yükseltmektir. Bunu başarabilen kulüpler başarılı ve kalıcı olacaklardır.

Diğerleri mi?

Ülkenin amatör liglerini inceleyin ne demek istediğimi anlarsınız...

Selam olsun idealist ve dürüst yöneticilere...