Bir ulus olarak Suriye meselesinde Türk askerinin operasyonlarının etkilerini gün gün izlerken, bir miladı ise gözden kaçırıyoruz.

Hâlbuki “Tarih tekerrürden ibarettir” sözü katmerli bir gerçek gibi karşımızda durmaktadır. Bu gerçek, Halep’teki yağmaya ‘Türk oku’ ile son verilmesidir.

Şöyle ki; Kayı boyunun ve Türkmen boylarının tarih sayfasındaki manevralarına bakar isek, neden İslam bayrağının biz Türklere nasip olduğunu görürsünüz.

Osmanlının kuruluş sürecinde yine İslam birliğimiz bozulmuş, Selçuklu dağılmıştır.

Bu süreçte kendi güvenliğini düşünen ve gaza etmekten kaçınan nice Türk ve Arap devletler küçülmeye başlarken, bir küçük Osmancık ortaya çıkmış ve kalbindeki iman sevgisi ile önce bir devlet, sonra imparatorluk kurmuştur.

Çağ açıp çağ kapatan, dünya kâfirlerini titreten bir nesli Arap dünyası bile ağzı açık izlemiştir.

Çok sonrasında ise Hak yolundan geri kaldık ve dağıldık.

Şimdi ise Osmanlı torunları Fırat Kalkanı ile yine; Müslüman Arap dünyasının vurdumduymazlığına ve diğer vahşi batının ateşi körüklemesine rağmen zulme “dur” demeye çalışmaktadır.

Genelkurmay BaşkanıHulusi Akar’ın da dediği gibi Mehmetçiklerimizin bileğini kimse bükemez.

Siyonist İsrail ve onun köpeği vahşi batı, bizi içten ve dıştan terörle yıkmaya çalışıyor, çalışacaktır da.

Düşünsenize, zaafımızın din adamları olduğunu düşünerek kendi köpeğini gözümüzde hoca yapmış.

Bu ne derin bir kindir, bu ne derin bir kavgadır…

Araştırsan ucu Habil ile Kabil’e dayanır. Ama inşallah kaybeden şeytan ve taraftarları olacaktır.

Fırat Kalkanı, mazlumun ahı’dır. Fırat Kalkanı, Siyonist DEAŞ’e vurulan tokattır. Fırat Kalkanı, ayağa kalkan bir milletin ayak sesleridir. Fırat Kalkanı, mazlumun hakkının Allah rızası için zalimden sorulmasıdır.

Ve Fırat Kalkanı, akıncıların Müslüman topraklarını Siyonistlerden temizleme harekâtıdır.