Küçük yaşlardan beri kayısının içerisindeyim.

Kayısının çağlasını da bilirim, islimden çıkarılıp sermesini de, patik yapılmasını da, reçelini de…

Ben de bir çiftçi evladıyım.

Çok küçük yaşlardayken bahçe bahçe kayısımız vardı. Gece-gündüz kayısı ile uğraşırdık yaz aylarında.

O zamanlar kayısının fiyatıyla ilgilenmezdim tabi; “turuncu altın” derdik bu meyveye.

“Altın”dı harbiden. Ekmek paramızdı.

Sonra ağaçlarımız yavaş yavaş eksildi. Çok sevdiğimiz turuncu altınların ağaçları kışın yakacak odun oldu.

Ve geldiğimiz son durumda sadece 23 adet kayısı ağacımız kaldı.

Kayısı para etmedi. Kendimi bildim bile kayısı para etmedi, etmiyor.

Bu ne demek biliyor musunuz?

Elbette biliyorsunuz.

Kayısı çiftçinin evi, aşı, evladının ekmek parası…

Malatyalı çoğu çocuk, kayısıdan çıkan parayla okumuştur. Çok emeği vardır kayısının Malatya’ya…

***

Kayısı ağaçları kesiliyor.

Ne kadar inkar edilirse edilsin; öyle az-buz değil, inanılmaz çok kesiliyor kayısı ağaçları.

Çiftçi haklı.

Koca bir yılını veriyor bahçeye; sezon açılıyor, kayısı bedavaya gidiyor.

Yıllardır “taban fiyat” konusu konuşuluyor. Kayısı için bir şeyler yapılması bekleniyor.

Ve yıllardır kayısı ağaçlarının sayısında yaşanan değişiklikten başka hiçbir değişiklik görülmüyor.

Hakikaten yazık-günah çiftçiye.

Evvelden beri bitmeyen bir çilede çiftçi:

Ya susuzluktan dolayı verim alamıyor ya da ürününü bedavaya veriyor.

Ezbere bildiğimiz sorunlar.

Daha saymadığım bir milyon sorunlar…

***

En son yaklaşık 6 yıl önce yurt dışından hayvanlar için ot ithal edildiğinde çok şaşırmıştım.

Umarım bir gün kayısıyı ithal etmek zorunda kalmayız.

Çiftçinin sabrı kalmadı.

Kabul edilmek istenmese de Malatya ekonomisi ciddi bir oranda bu sabra bağlı…