İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun “Ellerimin Arasındaki Hayat” isimli oyununu izledik. Tiyatronun bir konu üzerinde kalması imkansız iken, tüm konular üzerindeki muhteşem etkisi ise gerçekten büyüleyici.
İstanbul Devlet Tiyatroları’nın eşsiz sunumu ile oynanan oyunda; bir yazarın hayat görüşü, yine yazarın suça ve insana bakış açısı, bunun yanında yazarın “dünyalık insanları” ve “insanlık insanları” kavramları arasındaki yorumları anlatılıyor.
Öncelikle şunu belirtmek isterim: Yazarlar insanlığın günlüğünü tutan usta kalemlerdir ve onların kaleminden çıkan her kelimenin muhatabı tüm insanlık olmuştur…
Bir zamanlar Avrupa’da, ekmek çalan çocuklar idam edilirmiş. Sadece hareketleri tuhaf olan kadınlar cadılık ile isnat edilip diri diri yakılırmış. Bu sistem, insanı anlamak yerine onu yok etmek üzerine kurulmuştur.
Bugün ve bundan sonraki günlerimizde ilginç ve farklı insanlarla karşılaşabiliriz. Bu karşılaşmalar ya insanlık için bir yükseliş ya da vahşete dönüşebilir, bu bizim ellerimizde.
Avrupa’da Rönesans’ı başlatan sanat akımlarını o zamanın insanları anlamasaydı bugün ne tiyatro vardı ne de teknoloji.
Karanlık çağlarda yaşamaya mahkûm kalacaktık.
İnsanlık farklılıklara insani düzeyde yaklaştığı sürece ilerleyecek ve kendini tanıyacaktır. Tüm insanlık tarihini bir yolculuk olarak görür isek; tüm canlılara yaklaşımımız bizim ellerimizde ve hayat ellerimizin arasında şekil alırken ya bir şaheser çıkarırız ya da geçmişimizden utanç duyarız.
İşte bütün mesele bu…
13-14 Mayıs tarihlerinde Hristo Boytchev’in yazdığı ve Van Devlet Tiyatroları’nın oyunlaştırıp temsil edeceği “Albayın Karısı” adlı oyunu izleyeceğiz.
Ayrıca yine 13-14 Mayıs tarihlerinde sahnelenecek olan “Kurbağa Prens” adlı çocuk oyunumuza tüm miniklerimizi bekliyoruz.