Çok yakın bir tanıdığım, okul harçlığını çıkarmak üzere 2 ay gibi bir süre parkmetre işinde çalıştı.

Malatya’da bu işin çok zor olduğunu her fırsatta anlatıyordu bana. Ama çok güzel şeyler de yaşandığını ekledi bazı zaman…

İnsanlarla uğraşmak hiçbir zaman kolay olmamıştır. Bu böyle bilinegelir… Ama bence insanlarla uğraşmak değil, insanlarla para üzerine uğraşmak dünyanın en zor işidir.

Neyse…

Bir gün bunun bulunduğu ‘mıntıkaya’ Malatya’nın il yetkililerinden, protokolünden biri gelmiş.

Selam vermiş, hoşbeş etmiş, konuşmuşlar güzel güzel.

O gün kendisiyle görüştüğümde, “Bu işi yaptığım süre boyunca ilk defa kaçılan bir insan olmadım” dedi.

Sonraki süreçte birkaç defa daha gelmiş sayın yetkili.

Her defasında yanına çağırmış bizimkini; “Bir sıkıntın var mı, işler nasıl gidiyor, bir şey olursa yanıma gel” falan…

Kendisi anlatıyor; “Ne yalan söyleyeyim ben onun aracına fiş kesmiyordum, görmezden geliyor, jest yapıyordum kendimce” dedi.

Sonra durumu fark etmiş bahsi geçen beyefendi. Yanına çağırmış, “Sen bize fiş kesiyorsun değil mi evladım?” demiş. Bizimki “Yok!” deyince o içerlemiş, “Bizim diğer insanlardan farkımız yok evladım, fişlerimizi muhakkak kes olur mu…” demiş.

Yine kendisi anlatıyor şunu:

“Resmen üzüldü bu duruma. Bana uzun uzun nasihat etti. ‘Böyle insanlar var mı?’ diye düşündüm. Kendisinden ücret almadığım için üzüldü resmen. Yaptığımdan utandım ama kendime geldim. Ne kadar helal ve haramı unutan, gözlerimizi kapatan insanlar olmuşuz biz, dedim. Hayatım değişti…”

Daha 20 yaşında bir gençten bahsediyorum. Basit bir olay gibi görünen bu durumun o gencin hayatını nasıl değiştirdiğini tahmin bile edemezsiniz.

Her gün parkmetre işi yüzünden duyduğu hakaretleri, kendisinden kaçan insanları ve daha birçok şeyi bir yana bırakırsak, 20 yıllık hayatında sürekli aynı tipte insanlarla karşılaşmanın onda nasıl bir travma yarattığını belki tahmin edebilirsiniz.

Farkında mısınız?

20 yaşında ve daha küçük yaşlarda çocuklara örnek olamıyoruz. Bir telaştır gidiyor, geleceğimizi iyi yetiştiremiyoruz.

Şunu bilelim; gençler sigara içiyorsa bizim yüzümüzden, saygı göstermiyorsa bizim yüzümüzden, şiddet eğilimli ise bizim yüzümüzden…

-Önce onları dört duvar içine hapsedip bir öğretmenin onu yetiştirmesini bekliyoruz. (Öğretmenlere saygım sonsuz)

-Sonra ona, en başta derslerinde başarılı olma konusunda baskı yapıp, sürekli sorumluluklar yüklüyoruz.

-Ardından ‘Bu gençler neden böyle?’ deyip ahkâm kesiyoruz.

Gençlerin suçu yok, onlara iyiliği aşılayamayan biziz.

Onlara zaman ve fırsat tanımayan biziz.

Onlara örnek olamayan biziz.

Ben yukarıda anlattığım 20 yaşındaki bu arkadaşımız adına MALATYA İL MÜFTÜSÜ ÜMİT ÇİMEN’e teşekkürü borç bilirim.

1 genci bu ülkeye kazandırdınız, teşekkür ederiz…