Elbette annenin Diyarbakırlısı, Edirnelisi diye bir ayrım olmaz. Lakin bazı anneler vardır ki bunların feryadı arştaki melekler tarafından duyulur da yeryüzündeki hatta aynı bölgedeki insanlar tarafından duyulmaz.
DİYARBAKIR ANNELERİ
Elbette annenin Diyarbakırlısı, Edirnelisi diye bir ayrım olmaz. Lakin bazı anneler vardır ki bunların feryadı arştaki melekler tarafından duyulur da yeryüzündeki hatta aynı bölgedeki insanlar tarafından duyulmaz. Duyulmak istenmez belki de.
Bir tavuğun dahi yavrusunu kediye, köpeğe kaptırmamak için canını hiçe sayarak onların üzerlerine saldırdığı bir annelik şefkati ve içgüdüsü olduğunu hepimiz biliriz. Akıl olgusundan yoksun, sadece içgüdüleriyle hareket eden bir anne böyle yapıyorsa aklıyla çocuğuna neler olacağını kestiren bir anne, neler yapmaz çocuğunu kurtarmak için?
Sadece etnik kimliği sebebiyle annelerin körpe yavrularını zorla veya kandırarak dağa çıkaran vahşi, his yoksunu sırtlanların zaten hiçbir vahşet umurlarında olamaz. Ancak kendimize insan diyen bizlerin ses çıkarmaması ne garip değil mi!..
Sıcak evimizde keyif çatarken akşama hangi lezzetli yemeği yiyelimin hesabından başka derdi olmayan bizler… Hele bir de çocuklarımız kadrolu birer işe girmişse başka ne derdimiz var ki!
Gelin kısa bir empati yolculuğuna çıkalım sizlerle.
Mesela Hakkari’nin bir köyünde yaşıyoruz. Birkaç dönüm toprağımızı ekip biçerek 8-10 çocuğumuzu doyurmaya çalışıyoruz zar zor. Sonra onu da bize çok gören ve Ermeni, Yahudi, İngiliz karışımı; yuları Amerika’nın elinde olan bir grup çete üyesi geliyor ve diyor ki: “Efendi, biz Kürt’üz ve Kürtlerin hakkını savunuyoruz. Sen de bize katkıda bulunmak ve çocuklarından bir ikisini bize vermek zorundasın, yoksa burada yaşayamazsın. Vermezsen ailenin diğer fertlerini biz öldürürüz.” Ne yapalım, çaresizce ailemizin kalan fertleri yaşasın diye veriyoruz oğlumuzu veya kızımızı o acımasız çetenin eline.
İkinci bir yöntem de o dağ köyünde zar zor karnını doyuran gençleri, siyasi parti görünümlü, takım elbiseli teröristler alıyor parti(!) binalarına ve başlıyor beyinlerini işlemeye. Onların refah seviyesi yüksek hayat sürme hayallerini bir güzel kullanıyor ve bu hayatın ancak kurmak istedikleri terör devleti ile mümkün olabileceğini anlatıyorlar o çocuklara. Yanına biraz da hamaset hisleri kattılar mı o çocuk artık hipnoz olmuşçasına eline silahı alıp yürüyor dağa.
Bizim odasında üşümesin diye üzerine iki yorgan örtüp geceleri de üstü açılmış mı diye kontrole gittiğimiz evladımız, dağın eksi 30-40 derece ayazında dağdaki mağaralarda yatıyor. Kız çocuğumuz ise daha 12 yaşındayken dağdaki terör baronlarının yatağında bütün varlığını kaybettikten sonra onların kucaklarında poz verdirtiliyor objektiflere.
Ne oldu? Kendimizi kötü hissettik mi? Umarım hissetmişizdir. Aksi halde bize insan sıfatı değil, hayvan sıfatı bile çok gelir.
Son aşama. Öpüp koklamaya kıyamadığımız o yavrumuz, sarı bir ceset torbasının içinde köyümüze bırakılıyor. Ve ardından aynı çete yöneticileri, bu kez ölü evladımızın intikam yeminleri üzerinden diğer evlatlarımızı ve köyümüzün diğer gençlerini alıyor yanlarına.
İşte DİYARBAKIR ANNELERİ adıyla ortaya çıkan bu anneler, bu vahşeti ve kısır döngüyü durdurma adına, bugüne kadar sivil kanattan atılabilecek en önemli ve etkili adımı atmışlardır.
Hacire Akar adlı yürekli bir annenin 22 Ağustos 2019’da, HDP Diyarbakır İl Başkanlığı binasının önünde başlattığı protesto ve ailelere yönelik çağrısı, bana göre teröre vurulacak en büyük darbe olmuş ve ardından evladını hain çeteye kaptıran diğer anneler, Hacire Akar’ın başlattığı oturma eylemini, Fevziye Çetinkaya, Remziye Akkoyun ve Ayşegül Biçer öncülüğünde 3 Eylül 2019’da kitlesel bir eyleme dönüştürmüştür.
Bugün itibariyle bu muhteşem faaliyete katılan aile sayısı 349, çocuğuna kavuşan aile sayısı ise 39’dur.
Devletimizin bu acılı ailelerin yanında olup güvenliklerini ve ihtiyaçlarını karşıladığını biliyorum lakin yetmez.
Avrupa Parlamentosundan bu ailelere ziyarete gidildiğini biliyorum ama yetmez.
Avrupa Konseyinin, bazı yabancı ülke büyükelçilerinin de sözde ziyaretlerini biliyorum ama yetmez.
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun, birçok resmi ve sivil toplum kuruluşlarının destek bildirdiklerini biliyorum ama yetmez.
Terörün kaynağını kurutacak ve masum Kürt vatandaşlarımızın acılarını bitirecek olan böylesine büyük bir hamleyi başlatan o fedakâr anne ve babaların bu eylemine milletçe ve ulusça destek olmamız şarttır, bir anlamda farzdır.
Hiç olmazsa keyif için Diyarbakır’a gezmeye ve ciğer kebap yemeğe gittiğimizde o ailelerin yanına beş dakikalığına bile olsa uğrayıp onlara güç olamaz mıyız?
Hiç olmazsa hitabetimizle, kalemimizle, bilgeliğimizle onlar hakkında yazıp konuşamaz mıyız?
Hiç olmazsa devlete onlar hakkında başka başka çözüm metotları sunamaz mıyız?
Bütün mesele; terörün sadece o annelerin değil, hepimizin sorunu olduğunu kavramamızdadır.
Bütün mesele; dağa kaçırılan o gencecik çocukların, melek misali kızların sadece o ailelerin değil; bizim de evlatlarımız olduğunu idrak etmektir.
Bütün mesele; dini bir cemaat mensubu birinin yaptığı(ki hâlâ yapıp yapmadığı belli değil) bir yanlışın üzerine gittiğimiz kadar, böylesine vahşet ve iğrenç olayları bütün dünyanın önünde yapan alçakların da üzerine gitmemizdedir.
Bütün mesele; terörün fiili olarak bizim çocuklarımızı yakmasa da ekonomik olarak bu ülkeyi ve çocuklarımızı 100 yıl geriye götürdüğünü bilmektir.
Aslında bütün mesele ne biliyor musunuz? Bütün mesele: doğusuyla-batısıyla, güneyiyle-kuzeyiyle; Türk’üyle-Kürt’üyle, Zaza’sıyla-Laz’ıyla, Çerkez’iyle-Gürcü’süyle; Sünni’siyle-Alevi’siyle tek millet olduğumuzun bihakkın farkına varmaktır, vesselam.