BÜYÜK GÖVDE GÖSTERİSİ ORTADOĞU’DA YENİ DENGELERİN HABERCİSİ Mİ?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunan Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın Ankara temasları, sadece Türkiye-Suriye ilişkileri açısından değil, tüm Ortadoğu’daki güç dengeleri bakımından kritik bir sürecin başlangıcını işaret ediyor.
Bu ziyaret, uzun yıllardır donmuş ve düşmanca seyreden Türkiye-Suriye ilişkilerinde yeni bir sayfa açarken, bölgesel güvenlik, ekonomik iş birliği ve terörle mücadele başta olmak üzere birçok alanda büyük değişimlere zemin hazırlıyor. Türkiye’nin bölgedeki rolünü ve stratejisini yeniden şekillendirebilecek bu sürecin şifrelerini çözmek, hem Türkiye hem de Suriye için kritik bir dönemeçte olduğumuzu gösteriyor.
DÜN DEVRİMİ MİSAFİR ETTİK
Türkiye’nin başkentinde gerçekleşen bu kritik görüşme, yalnızca iki ülkenin diplomatik ilişkilerinde değil, bölgesel siyasetin temel dinamiklerinde de köklü bir dönüşümün habercisi oldu. Uzun yıllardır savaşın, yıkımın ve siyasi krizlerin gölgesinde kalan Suriye, Ahmed eş-Şara liderliğinde yeni bir döneme adım atarken, Türkiye de bu yeni sürecin mimarlarından biri olmayı hedefliyor. Belki de dün, Ankara’nın sokaklarında sadece bir devlet başkanı değil, bir devrim misafir edildi. Çünkü bu görüşme, 2011’den beri süregelen bir çatışma düzeninin sonuna, Suriye’de yeni bir siyasi yapının inşasına ve en önemlisi Ortadoğu’nun geleceğini şekillendirecek yeni dengelerin doğuşuna tanıklık etti. Ahmed eş-Şara, bir devlet adamı olarak değil, bir geçiş sürecinin temsilcisi olarak geldi; bu, artık Suriye’de eski statükonun kalmadığının, dengelerin yeniden kurulduğunun en açık göstergesiydi. Türkiye, bu değişimi yönlendiren aktörlerden biri olmayı başarabilirse, yalnızca Suriye ile değil, tüm bölgeyle ilişkilerini yeni bir eksene oturtabilir. Dün Ankara’da misafir ettiğimiz bu “devrim”, yalnızca bir liderin ziyareti değil, Suriye’nin küllerinden doğmaya başladığının ve Türkiye’nin de bu yeniden doğuşta kritik bir rol üstleneceğinin işaretiydi.
TÜRKİYE-SURİYE YAKINLAŞMASININ NEDENLERİ
Türkiye ve Suriye arasında 2011’de iç savaşın patlak vermesiyle başlayan gerginlik, son yıllarda Suriye’de yaşanan değişimlerle birlikte yeni bir boyuta evrildi. Türkiye, yıllardır Beşar Esad yönetimini tanımayarak muhalif grupları desteklemiş ve Suriye’nin kuzeyinde terör tehdidine karşı askeri operasyonlar düzenlemişti. Ancak Ahmed eş-Şara’nın geçiş dönemi Cumhurbaşkanı olarak atanması, Ankara için Şam ile diplomatik ilişkileri yeniden tesis etme fırsatı sundu.
Bu yakınlaşmanın birkaç temel nedeni bulunuyor:
Suriye’de Yeni Bir Dönemin Başlaması:
Beşar Esad sonrası dönemde Suriye’de yeni bir siyasi yapılanma oluşuyor. Türkiye, bu süreci yakından takip ederek, Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak istiyor.
PKK/YPG ve Güvenlik Endişeleri:
Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde faaliyet gösteren PKK/YPG yapılanmasını kendi ulusal güvenliği açısından büyük bir tehdit olarak görüyor. Şara yönetiminin Türkiye ile iş birliğine açık olması, Ankara’ya bu yapıları zayıflatma fırsatı verebilir.
Mülteci Sorunu:
Türkiye’deki milyonlarca Suriyeli mültecinin geri dönüşü konusu, Türkiye açısından büyük bir ekonomik ve sosyal yük haline geldi. Türkiye, Suriye’de istikrarın sağlanmasını bu sorunun çözümü için bir ön koşul olarak görüyor.
Ekonomik ve Ticari İş Birliği:
Suriye’nin yeniden inşası sürecinde Türkiye önemli bir aktör olmak istiyor. İnşaat, altyapı, enerji ve gıda sektörlerinde Türk şirketlerinin Suriye’de yatırım yapması planlanıyor.
Ortadoğu’daki Yeni Denge Arayışları:
ABD ve Rusya’nın bölgedeki etkisinin değişmesi, Türkiye’yi daha bağımsız ve proaktif bir dış politika izlemeye yönlendiriyor. Suriye ile yakınlaşma, Türkiye’nin bölgesel güç dengelerinde daha etkin bir aktör olmasını sağlayabilir.
TERÖRLE MÜCADELEDE YENİ BİR ORTAKLIK MI?
Türkiye’nin en büyük güvenlik kaygısı, Suriye’nin kuzeydoğusunda faaliyet gösteren PKK/YPG yapılanmasıdır. Şimdiye kadar ABD’nin desteğiyle bölgede varlık gösteren bu yapılar, Suriye Geçiş Hükümeti’nin kurulmasıyla zayıflayabilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamalarda, Türkiye ve Suriye’nin “PKK ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı ortak hareket etme” konusunda mutabakata vardıkları vurgulandı. Bu, YPG’nin Suriye’nin yeni yönetimi tarafından da tehdit olarak görülebileceği anlamına geliyor. Eğer Şara yönetimi gerçekten YPG’yi bir tehdit olarak tanır ve Türkiye ile iş birliği yaparsa, bu durum ABD ile Suriye arasındaki ilişkileri de büyük ölçüde değiştirebilir.
Bu süreçte Türkiye’nin Suriye’ye askeri destek sağlaması, istihbarat paylaşımı yapması ve hatta ortak operasyonlar düzenlenmesi gündeme gelebilir. Ancak burada Rusya ve İran gibi aktörlerin tavrı da belirleyici olacaktır.
EKONOMİK BOYUT: TÜRKİYE SURİYE’NİN YENİDEN İNŞASINDA ÖNEMLİ ROL OYNAYACAK MI?
Savaşın harap ettiği Suriye’nin yeniden inşası için ciddi yatırımlara ihtiyacı var. Türkiye, bu süreçte aktif rol almak istiyor ve Şara yönetimi de Türkiye’nin bu alanda destek vermesini istiyor.
Ankara, bu süreçte:
Türk inşaat firmalarını Suriye’ye yönlendirmek,
Çimento, makine ve gıda ihracatını artırmak,
Serbest ticaret anlaşmalarını canlandırmak,
Sınır kapılarında ticareti kolaylaştırıcı düzenlemeler yapmak istiyor.
Bu adımlar, Türkiye ekonomisi için de büyük fırsatlar sunabilir. Özellikle Türk müteahhitlik sektörü için Suriye büyük bir pazar haline gelebilir. Ancak burada en büyük soru, Batı’nın Suriye’ye yönelik yaptırımlarının ne olacağıdır. Eğer bu yaptırımlar kaldırılmazsa, Türkiye’nin Suriye ile ticaretini geliştirmesi zor olabilir.
SURİYE’DE TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN RİSKLER
Her ne kadar Türkiye ve Suriye arasında diplomatik yakınlaşma sağlanmış olsa da, bu sürecin önünde bazı ciddi riskler bulunuyor:
ABD ve Batı’nın Tavrı:
Türkiye’nin Şara yönetimiyle yakınlaşması, ABD’nin Suriye politikasını zorlaştırabilir. ABD, halen PKK/YPG’yi desteklemeye devam ediyor ve Türkiye-Suriye iş birliği bu desteğin kesilmesine yol açabilir. Bu da Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni gerilimler doğurabilir.
Rusya ve İran Faktörü:
Rusya ve İran, Suriye’de önemli aktörlerdir ve Türkiye’nin artan etkisi bu ülkeleri rahatsız edebilir. Ankara, Moskova ve Tahran ile diplomatik dengeyi iyi kurmak zorunda.
Suriye’nin İç Dinamikleri:
Ahmed eş-Şara yönetimi halen geçici bir hükümet niteliğinde. Eğer Suriye iç politikasında yeni krizler yaşanırsa, Türkiye’nin buradaki planları da sekteye uğrayabilir.
Mülteci Krizi ve Toplumsal Algı:
Türkiye’de Suriyeli mültecilerin geri dönüşü konusunda beklentiler yüksek. Ancak geri dönüş sürecinin nasıl işleyeceği, mültecilerin güvenliği ve ekonomik koşulları büyük bir soru işareti olarak duruyor.
TÜRKİYE VE SURİYE’Yİ YENİ BİR DÖNEM BEKLİYOR
Ahmed eş-Şara’nın Türkiye ziyareti, Ankara-Şam ilişkilerinde tarihi bir dönüm noktasıdır. Türkiye, Suriye’nin yeniden inşasında önemli bir aktör olmayı hedeflerken, güvenlik iş birliği konusunda da ciddi adımlar atmaya hazırlanıyor. Ancak sürecin önünde önemli siyasi, ekonomik ve askeri riskler bulunuyor. Türkiye ve Suriye arasındaki bu yeni dönemin, Ortadoğu’nun geleceğini nasıl şekillendireceği ise önümüzdeki aylarda daha net ortaya çıkacak.
Unutulmalalıdır ki,
“Türkiye-Suriye yakınlaşması, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, tüm bölgesel dengeleri değiştirebilecek tarihi bir dönüşüm sürecinin habercisidir; ancak bu sürecin başarısı, diplomatik ustalık, stratejik dengeler ve sahadaki gerçeklerle uyumlu politikaların hayata geçirilmesine bağlı olacaktır.”
Saygılarımla.