Sevgili hemşerilerim…

Sevgili “Malatya Malatya”lılar…

Bir Altı Şubat geçti, ikinci Altı Şubat geçti bir yıl etti.

Üçüncü Altı Şubat’a varıp iki sene etmesine yetmiş dokuz gün var.

Ölenlerimize rahmet, yaralananlarımıza sağlık olsun.

Gördüklerimiz, çektiklerimiz tarihe geçti.

Bir köşe yazısında okumuştum,

-Çin Seddi’nin son taşı yerine konup, iş bitirildikten sonra ustalar ne yaptılar acaba? diyordu yazar.

Az değil, iki bin yıl önce, 7-8 metre yükseklik, 5-6 metre genişlik ve tam 8851 kilometre uzunluktaki bir duvarın yapımı bitiyor!

Dile bile kolay değil.

Bu merakın çözümü, çok değerli olmaz mı hiç!

Gecenin dördünde, oturduğun kocaman apartman sallanıyor, sallanıyor.

Sallanış bitmiyor.

Her seferinde yıkıldı, yıkılmadı, şimdi yıkılacak, yıkılırsa ne olacak diyorsun…

Eşine, evladına sarılıyorsun, korumaya çalışıyorsun.

Allah’a dua ediyorsun, dua ediyorsun…

Yalvarıyorsun, yalvarıyorsun… 

Kurtuluyor yola çıkıyorsun.

Çıktığın yol da başka bir alem.

Bağıran, ağlayan, içeride hastası, yaşlısı kalan…

Dokuz saat sonra yine aynısı…

Allah’ım kimseye vermesin…

1513’te önemli bir deprem olmuş Malatya’da. 511 yıl önce.

Bizler de, 6 Şubat 2023 depremlerinin yaşayanı, şahidi olduk.

Böyle bir şanslılığımız (!) var.

Yüz yıl, belki yüzlerce yıl sonra da bizim depremimiz anılacak, konuşulacak. 

Yerin oynaması sırasında ve sonrasında neler yaptığımız, nasıl yaşadığımız merak edilecek.

Belge, kayıt, kanıt çok, o insanlara, onlardan öğrenilecek.

Geçtiğimiz cumartesi, Kongre ve Kültür Merkezinde bir Deprem Paneli yapıldı.

Sağolsun, düzenleyen, masraf yapan MAGİNDER… Malatya Girişimci İş İnsanları Derneği.

Sahnede, ikisi, iki Malatyalı, Prof. Dr. Bülent Kara,  Prof. Dr. Mustafa Talas Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi, üçü, Prof. Dr. Hasan Aydemir, Prof. Dr. Ramazan Sever, Prof. Dr. Zeki Boyraz İnönü Üniversitesinden beş hocamız vardı.

Depremin Malatya’daki nedenleri ve toplumsal sonuçları üzerine konuştular.

Depremin yağmurun yağması, rüzgarın esmesi, Ay’ın, Dünya’nın hareketleri gibi bir doğa olayı olduğu ve dünya durdukça devam edeceği; doğa olayları insanlara dokununca afet olarak nitelendirildiği, üzerinde durulduğu, önlemler düşünüldüğü söylendi.

Dünya’nın doğusunun batıya doğru hareket ettiğini, batı blokun buna direndiği ve bunun bir enerji biriktirdiği, Afrika ve Arabistan kütlesinin Türkiye üzerine baskı yapığı, Türkiye’yi sıkıştırdığı, bunun da Türkiye’de deprem riskine sebep olduğu söylendi.

Malatya’nın merkezi, Bostanbaşı, İkizce, Çarmuzu’nun riskli bölgeler olduğu, Paşaköşkü, Tecde ve Beydağı eteklerinin güvenli olduğu söylendi.

Beydağı’ından inen suların, Derme, Karagöz Derelerinden gelen suların milyonlarca yıl içerisinde taşıdığı sürüntülerin Malatya’nın merkezini, yüzlerce metre derinlikte doldurduğu, yerin altı incelendiğinde, merkezde bir ana kayanın görülmediği, Malatya’nın merkezinin geçmişte bir göl, bir deniz, bir okyanus yatağı olduğunun düşünüldüğü söylendi.

Altı Şubat’ta Yeşilyurt, Doğanşehir ve Akçadağ’ın uyuyan faylarının uyandığı söylendi.

Malatya’da 1984’ten itibaren tarımsal araziler aleyhine yerleşimin ve yüksek bina yapımının başlandığı ve bunun genişlediği söylendi.

Deprem sonrasında, Malatya’nın nitelikli insanlarının, sermaye sahiplerinin şehri terk ettiği, nüfusta yetmiş bin kadar azalma olduğu, bazı ilçelerde nüfusun arttığı, bazılarında azaldığı, Malatya’ya gelenlerin niteliksel olarak zayıf olduğu, Malatya insanının değerlerinden uzak olduğu söylendi.

Malatya’nın diğer deprem illeri gibi yardım alamadığı, mesela Gaziantep’te depremin D’si olmadığı halde 177 milyon lira acil durum yardımı aldığı söylendi.

Bu hususu Büyükşehir Başkanımız Sami Er de dile getirmiş, “Gaziantep’e Büyükşehir adayları tanıtım toplantısına gitmiştim. Belediye Başkanı Fatma Hanım bir sunum hazırlamıştı. On bir ilde deprem oldu ama önemlisi dört ildi. Antep de o dört ilin içindeymiş gibi 177 milyon lira destek yardımı almış. Malatya’nın aldığı 155 milyon. Yerimde duramadım. Şoke oldum.” demişti.

Konuşmacılar, Malatya’da işlerin ağır yürüdüğünü, yapılan işyerlerinin cezaevine benzediğini, diğer illerin gerisinde kaldığını, Elazığ’ın Havayolları yolcusunun Malatya’yı geçtiğini, üniversitelerimize hocaların gelmek istemediğini, öğrenci sayısının düştüğünü söylediler.

Malatyalıların güzel insanlar olduğu, ama birbirlerini çekemediği, kıskandığı, il dışında ise birbirlerine çok iyi oldukları söylendi.

Panel bittikten sonra iki üç soru alındı.

İlk ben söz aldım ve konuşmaları değerlendirdikten, Asrın Felaketi denen büyük bir deprem yaşadığımızı, daha öncesinde ağır bir Pandemi sürecinden geçtiğimizi, Devletimizin Bütçesinde de sıkıntılar olduğunu, buna rağmen bütün olanaklar kullanılarak çalışıldığını, kötü günlerin geçeceğini, Malatya’nın, o Güzel Malatyalılarca mutlaka ayağa kaldırılacağını vd. söyledikten sonra, sorumu sordum:

-Mademki Ramazan hocamızın söylediği gibi dünyanın sonuna kadar deprem devam edecek ve deprem yağmurun yağması, Ayın, Dünyanın dönmesi gibi bir doğa olayıysa, dört beş odalı, iki üç banyolu lüks daireler almak yerine, bu büyük dairelere ödediğimiz parayla, zemini güçlendirilmiş, temeli çok sağlam, demiri, çimentosu olması gerekenden daha fazla, kumu çakılı temiz, projesi doğru, denetimi sıkı, yani yüksek güvenlikli ama biraz küçük daireler alsak daha doğru olmaz mı?

Devletimiz güvenlikli küçük evlere vergiyi düşürse, büyükleri artırsa, kredi olanaklarını ucuzlatsa, daha başka teşvik edici kolaylıklar sağlasa, vatandaşlarımız uyarılsa, eğitilse, özendirilse ve ‘desinler’ yerine ‘güvenliği’ seçse depremi yenebilir olmaz mı?

Bu husustaki görüşleriniz nasıldır?

Yanıt veren Ramazan Sever Hocam, bir kısım açıklamalar yaptıktan, “İnsanlar deprem olduğunda dışarıdaysa evine kaçabilmeli, dışarıya değil”  dedikten sonra,

-Size aynen katılıyorum dedi.

Yanımda oturan Defterdarımız Nazmi Erol da bana mevcut vergi hususunda bilgiler verdi.