GERGİNLİĞİN FİTİLİNİ KİM ATEŞLEDİ?

Siyaset, milletin huzur ve refahını sağlamak için yapılır. Siyasi liderler, toplumun önünde yürüyen ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gereken şahsiyetlerdir. Ne yazık ki son günlerde Türkiye, siyasetin bu asli misyonundan uzaklaştığına bir kez daha şahit oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk ve terör soruşturmalarının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Saraçhane’de yaptığı miting ve sokak çağrısı, zaten gergin olan toplumsal atmosferi daha da alevlendirdi.

Özgür Özel’in “sokağa çıkın” çağrısı, bir siyasi hamleden öte, adeta bir kışkırtma niteliği taşıdı. Sorumluluk sahibi bir siyasetçinin, hukuki süreçleri takip etmek ve adaletin yerini bulmasını sağlamak yerine, halkı sokağa çağırması kabul edilemez bir durumdur. Böyle bir çağrı, toplumun farklı kesimlerini karşı karşıya getirmekten ve kutuplaşmayı körüklemekten başka bir işe yaramaz.

SOKAK ÇAĞRISININ SONUÇLARI: PROVOKASYON VE ŞİDDET

CHP’nin bu çağrısı, ne yazık ki kısa sürede karşılık buldu. Saraçhane’de toplanan kalabalık, demokratik bir tepki göstermek yerine, bir isyan havası estirdi. Ellerinde taşlar, havai fişekler ve çeşitli cisimlerle polis memurlarına saldıran, belediye binasının camlarını kırarak içeri giren yüzleri maskeli gruplar, bir hak arayışından çok bir provokasyonun parçası gibiydiler.

Burada sorulması gereken en önemli soru şudur: Bunlar gerçekten CHP’ye gönül vermiş, demokratik haklarını savunmak isteyen insanlar mıydı? Yoksa kalabalığın arasına karışmış, ortamı daha da kaosa sürüklemek isteyen marjinal gruplar mı vardı? Hangi ihtimal doğru olursa olsun, sorumluluk çağrıyı yapan CHP yönetiminin omuzlarındadır.

Protesto hakkı elbette kutsaldır. Ancak o hakkın şiddete dönüştüğü an, meşruiyetini kaybeder. Şiddet, hak arayışının aracı olamaz. Hukukun üstünlüğünü savunduğunu iddia eden bir siyasi parti, şiddeti teşvik edecek adımlar atmamalı, tam aksine sükuneti sağlamak için uğraşmalıdır.

CHP’NİN TAVRI: AYRIMCILIK VE GÜVEN KAYIPLARI

Saraçhane’deki olayların bir başka düşündürücü boyutu ise, CHP’nin kendi kitlesine karşı sergilediği tavırdı. İddiaya göre, olaylar sırasında İBB binasına girmek isteyenler arasında bile bir ayrım yapıldı. Binaya sadece CHP üyelerinin alınması, partiye destek vermek için gelen birçok insanı hayal kırıklığına uğrattı.

Bu durum, CHP’nin halka karşı samimiyetini sorgulatan bir kırılma noktasıdır. Zira bir siyasi parti, yalnızca kendi üyelerine değil, tüm millete hizmet etmekle yükümlüdür. Ancak yaşananlar gösteriyor ki, CHP bu olayda bile ayrımcılık yaparak, toplumdaki bölünmüşlüğü daha da derinleştirmiştir.

Daha da vahim olan ise, bu olayın halk nezdinde CHP’ye duyulan güveni ciddi anlamda sarsmasıdır. Sokağa inenler, destek için geldikleri partiden dışlanınca, isyan bayrağını açmış ve “Allah belanızı versin!” nidalarıyla tepkilerini dile getirmişlerdir. Bir siyasi partinin, kendi kitlesinden dahi böylesine ağır bir tepki alması, üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.

GENÇLERİN GELECEĞİ ÜZERİNDEKİ KARA GÖLGE

Bu olayların en büyük mağduru ise gençlerdir. Siyasi çekişmelerin ortasında kalan, umudu sokakta arayan, kime güveneceğini bilemeyen gençlik, en büyük tehlike ile karşı karşıya bırakılmıştır. Gençleri şiddet olaylarının içine çekmek, onları sokak çatışmalarının ortasına atmak, sadece onların hayatlarını riske atmak değil, aynı zamanda ülkenin geleceğini de karartmaktır.

Oysa bir milletin gençleri, taş atarak değil; üreterek, okuyarak, düşünerek geleceği inşa eder. CHP gibi köklü bir partiden beklenen, gençleri sokağa değil; bilime, sanata, üretime yönlendirmesidir. Gençlerin eline taş değil; kalem, kitap, bilgisayar vermektir.

KAOSUN BEDELİ: TOPLUMSAL YARALAR VE GÜVEN BUNALIMI

Bu süreç, yalnızca CHP’nin değil, tüm toplumun üzerinde uzun vadeli etkiler bırakacaktır. Her kaos anı, toplumsal hafızada derin yaralar açar. Halkın devlete olan güvenini sarsan bu tür olaylar, yıllarca sürebilecek bir kutuplaşmanın da kapılarını aralar.

Kaos ortamı, yalnızca şiddeti körüklemekle kalmaz, aynı zamanda toplumun refah seviyesini de aşağı çeker. Ekonomi darbe alır, yatırımlar durur, güven ortamı sarsılır. Ve en önemlisi, insanlar birbirine olan güvenini kaybeder.

Bu nedenle siyasi partiler, sorumluluk bilinciyle hareket etmeli, toplumu sokağa dökerek değil, masada çözüm yolları arayarak mücadele etmelidir. Aksi takdirde, ateşle oynayan siyasetçiler, bir gün o ateşin içinde kendileri de yanacaklardır.

HUKUK HERKESE EŞİT İŞLEMELİDİR: İMAMOĞLU AYRICALIKLI MI?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında açılan soruşturmalar, hukukun işleyişinden çok, siyasetin gölgesinde tartışılıyor. Özellikle CHP yönetiminin, İmamoğlu’nun yargılanmasını “siyasi bir kumpas” olarak lanse edip toplumu sokağa çağırması, hukuk devletinde kabul edilemez bir durumdur. Hukukun üstünlüğüne inanan bir toplumda, kim olursa olsun, suç isnadı varsa yargı önünde hesap vermelidir.

Peki, Ekrem İmamoğlu’nun ne gibi bir ayrıcalığı var ki, hakkında en ufak bir soruşturma açıldığında kıyamet koparılıyor? Hukukun karşısında herkes eşittir. Eğer ortada bir suç iddiası varsa, bu iddia yargı önünde şeffaf bir şekilde incelenir ve gerçekler ortaya çıkar. Masumiyet karinesi elbette esastır; ancak yargı sürecine müdahale etmek, halkı kışkırtmak ve hukuku baskı altına almaya çalışmak, demokrasinin ruhuna aykırıdır.

CHP’nin yaptığı ise tam olarak budur: Hukuku savunmak yerine, hukuku baskı altına almak. Ekrem İmamoğlu, suçsuzsa mahkemede aklanacak; suçluysa cezasını çekecektir. Hukukun işleyişini durdurmak, adaleti siyasete kurban etmek demektir. Bu tavır, halkın adalete olan güvenini sarsmaktan başka bir işe yaramaz.

Adalet, kimsenin tekelinde değildir. Siyasi kimliği ne olursa olsun, herkes yargı önünde eşittir. CHP, hukuku araçsallaştırmaktan vazgeçmeli, toplumu sokağa dökmek yerine adaletin yerini bulması için sürecin sağlıklı işlemesine katkı sunmalıdır. Unutulmamalıdır ki, adaletin terazisi siyasetle değil, hakikatle tartmalıdır.

ATEŞLE OYNAYAN SİYASET VE SOKAĞA ÇAĞRILANLARIN VEBALİ

Siyaset, bir millete hizmet etme sanatı olmalıdır; kavgayı körükleme, kaosu büyütme aracı değil. Ne yazık ki son günlerde CHP’nin izlediği yol, tam tersine bir tablo çiziyor. Halkın güvenini kazanması gerekenler, aksine, gençleri ve toplumu sokağa çağırarak bir öfke selinin önünü açıyor. Bu çağrılar, toplumda derin yaralar açmakla kalmıyor; aynı zamanda insanların huzur ve güvenliğini tehlikeye atıyor. Siyaset, milleti ateşe sürmek değil, o ateşi söndürmek için yapılmalıdır.

Bugün, iktidar mücadelesi uğruna sokakları hareketlendirenler, aslında en büyük zararı o sokaklara çağırdıkları insanlara veriyor. Öfkeye kapılıp taş atan gençler, yarın işsiz kaldıklarında ya da adli sicilleri lekelenip gelecekleri karardığında, onları sokağa çağıranların hiçbiri yanlarında olmayacak. CHP, toplumun kırılgan dengesiyle oynarken, sadece siyasi rakiplerini değil, en çok kendi destekçilerini ateşe atıyor. İnsanların öfkelerini kullanarak siyaset yapmak, günü kurtarsa da, bir neslin umutlarını ve güvenini yok etmek demektir.

Bu tür kaos ortamlarında, sadece sokaklara sürülenler değil, onları o yola itenler de büyük bir vebal altındadır. İnsanları hukuki sürecin önüne geçip şiddete yönlendirenler, onların yaşadığı her acının, kaybettiği her fırsatın sorumluluğunu omuzlarında taşırlar. Adaleti sokakta değil, hukukun çerçevesinde aramak esastır. Gençleri sokaklara çağırmak, onların geleceğini tehlikeye atmak demektir. Bu vebal, tarihin ve vicdanların önünde ağır bir yük olarak kalacaktır.

Tarih, milletin huzurunu bozarak siyaset yapanları hiçbir zaman affetmemiştir. Ateşle oynayan siyasetçiler, eninde sonunda o ateşin içinde yanar. Bugün sokakları kışkırtanlar, yarın o sokakların ateşi kendilerine döndüğünde sığınacak bir yer bulamayacaktır. Tarih, milletin iradesiyle dalga geçenleri, kendi siyasi hesapları uğruna toplumu ateşe atanları unutmaz; aksine, o isimleri kara harflerle yazar.

CHP’ye buradan bir çağrım var,

Sokağa çağırdığınız her gencin, her insanın vebali sizin üzerinizdedir. Toplumu öfke ve nefretle bölmek yerine, adaleti ve hakkaniyeti savunarak siyaset yapın. Ateşi körüklemek kolaydır; zor olan, milletin güvenini kazanmak ve geleceğe umutla bakmasını sağlamaktır. Unutmayın, siyasetin en büyük erdemi, millete hizmet etmektir; kavga çıkarmak değil, barışı inşa etmektir. Bugün sokağa çağırdıklarınızın feryadı, yarın sizin vicdanınızda yankılanacak.

Saygılarımla,