Anlam veremediğim 2 şey var.

BİR…

Google’ı açıp bakıyorum: “Futbol kaç kişi ile oynanır?”

Cevap: “11’er kişilik 2 takım + 3-7 arasında yedek oyuncu ile. En az bir takımda 7 kişi olmalı, yoksa maç başlamaz.”

Güvenmiyorum ve grafikerimiz Ünal Ertem’e soruyorum. O da aynı cevabı veriyor.

Hemen bana kızıp, “Ne cahilmişsin sen de!” demeyin. Aslında cevabını biliyorum bunun ama obsesif bir şekilde garantici olduğum için, bilmediğim ve anlamadığım bir konu hakkında konuşmayı sevmem. Konuşursam da sorup, garanti ederim.

Neyse…

Bu 22 kişinin bir topun peşinde koşmasına asla laf edecek bir insan değilim. Çünkü sporun her dalını çok severim. Yalan olmasın, sporun bazı dallarını severim ama her dalına saygı duyarım.

22 kişilik bu oyunun binlerce kişi tarafından izlenmesini de aşırı şekilde saygıyla karşılıyorum. Çünkü insanların kafasını boşaltması gereken ortamlar lazım. Bu ortamlardan biri de pekâlâ stadyumlar olabilir.

Geldik zurnanın laf ettiği yere:

Benim takıldığım nokta, bu binlerce kişinin 1-2 gol için şiddete eğilimli olması.

Her defasında stadyum çıkışında veya kahvehanelerde yaşanan kavgalara anlam veremiyorum. Bu neyin kafası!

Düşünsenize o uğruna kavga edilen 22 adam, takım sorumluları ve personellerin hepsi maçtan sonra evlerine gidip dinleniyor, paralarını alıp hayatlarını yaşıyor ama maçtan çıkan gariban adam gidip bir de dayak yiyor, küfür işitiyor falan…

Tabi her maçta olmuyor bu tarz şeyler ama ben bu tür kavgaları görünce ayar oluyorum.

Evine ekmek götüremeyen adam 2 golün peşine düşüyor…

Tabi sosyal medyada yaşanan linçleri hiç hesap etmiyorum bile.

Anlam veremiyorum bu duruma…

***

İKİ…

Şimdi sizden anlattığım şu meseleyi kafanızda canlandırmanızı istiyorum:

Olay bir mahallenin ortasında gelişiyor.

Oğlunuz, babanız, kardeşiniz, yeğeniniz ya da herhangi bir akrabanız, bir grup adamla birlikte, o grubun lideri olarak görülen kişinin arkasından yürüyor.

Birden silah sesleri duyuluyor ve gruptaki herkes silahlarını çıkarıp cevap veriyor.

Çatışma çıkıyor. Grubun hepsi liderini korumaya çalışıyor.

Herkes bir bir ölüyor. Tabi oğlunuz, babanız, kardeşiniz, yeğeniniz ya da herhangi bir akrabanız da o ölenler arasında bulunuyor. Sağ kalan tek kişi ise lider…

Sorarım size: Liderin hayatta kalmasından dolayı rahatladınız mı, yoksa oğlunuz, babanız, kardeşiniz, yeğeniniz ya da herhangi bir akrabanız onun yüzünden öldü diye üzüldünüz mü?

Birçok farklı açıdan birçok farklı cevabı duyar gibiyim.

Ben cevap vereyim: Siz de herkes gibi liderin hayatta kalmasından dolayı rahatladınız…

“Hayır canım, ne alakası var!” diyorsanız, açıp izlediğiniz dizilere bakın. Kim yalan söylüyor, ondan sonra tartışırız.

Anlattığım bu mesele, birçok dizide neredeyse her bölümde yaşanıyor ve ölen o kişiler bir eşyaymış gibi boşveriliyor. Yani empati duygumuz yok ediliyor, her bir bireyin önemli olduğuna ilişkin fikirlerimiz bitiriliyor.

O dizilerdeki çatapatlar (silahlı çatışma) yüzünden gençlerin kavga etme, silah taşıma eğilimlerinin arttığını biliyor muydunuz?

Ayrıca bu nedenle gençlerin fanatikleştiğini ve çete eğilimi içerisinde girdiğini biliyor muydunuz?

Bunu ben söylemiyorum, bilimsel araştırmalar söylüyor.

O gençlerden biri, bir gün oğlunuz, babanız, kardeşiniz, yeğeniniz ya da herhangi bir akrabanız da olabilir.

Öte yandan bir dizide çıkan çatışma sahnelerinde lider dışında diğer herkesin ölmesine ve bunun da ollllllldukça normal karşılanmasına ayar oluyorum.

Öldürmek normalleştirilemez. Farkında olarak izleyin, okuyun, öğrenin…

***

Sonuç olarak, ne futbol maçından sonra kavga etmenin, ne de öldürmenin normalleştirilmesinin hiçbir anlamı yok. Anlamı varsa siz söyleyin.

Ondan sonra centilmen bir savaş sunabiliriz hayata…