Ocak’ın 31’i, yıl 2009, saat 20:30.
Kardeşimgile oturmaya gitmek için evden Caddeyi Fuzuliye indik.
Malatya Kültür Yaşam Derneği Başkanı Yaşar Karaaslan aradı.
-Selahattin Abi neredesin? Belediye Binasını yıkacaklar; dozer, kepçe gelmiş deyince, beynimden vurulmuşa döndüm.
Şimdi, depremde ağır hasar alıp, kapısına yıkım kararı asılan, ancak can değil, mal derdindeki müteahhidin, işyerini kurtarmak için başlattığı, bilirkişilerin hep ağır raporu verdiği, benim de, Devletin yanında müdahil olduğum idari yargı sürecinde, mahkemenin ağır hasar kararını beklediğimiz apartmanımız, o tarihi belediye binasına iki yüz metre kadar yakınlıkta.
Hemen koştum.
Kepçeler, dozerler işin daha başındaydı.
Kahraman Türk Milletinin 15 Temmuzda tankların önüne durmaları gibi, dozerlerin, kepçelerin önüne dikildim.
-Burası Malatya’nın hatırası, aklı, malı mülkü, Yıkım Kararını gösterin bize. Usulüne uygun Yıkım Kararı verildi mi? dedim.
Duraksadılar.
Çevredeki insanlarla konuştuk.
Kimse yıkılmasını istemiyordu.
O sırada, Duayen Gazeteci İsmet Yalvaç’ın, telefonla konuştuğu kişiye,
-Sayın Valim, Baro Başkanımız Selahattin Sarıoğlu da burada. O da karşı çıkıyor dediği kulağıma geldi.
Ben ayrıldım.
Biraz sonra yıkımın durdurulduğu haberi geldi.
Ancak yıkım kararı veren irade sabah olmadan hükmü icra etmiş, yetmiş küsur senelik iki katlı binayı artık onarılamayacak hale getirmiş, muradına ermişti.
Çok üzüldüm.
Bir gün sonra Basın açıklaması yayınladım.
-Elin adamı, bir yazar, bir tarihi kişiliğin bir gece kaldığı oteli sonuna kadar koruyor, kentine kimlik kazandırıyor, gelecek kuşaklara bırakıyor; biz İnönülerin, Temellilerin, Hamidoların, Özalların gelip gittiği, oturup kalktığı, hatıra bıraktığı bir güzel mimarili Belediye Binamızı koruyamıyoruz, yıkıp geçiyoruz… dedim.
Sonra bu yer, yeşil alan olarak, şehri ferahlatacak bir alan olarak değerlendirildi ve verilen zarar kısmen de olsa azaltılmış oldu.
Sonra, Asrın Felaketi, Şehrin Felaketi yaşandı, insanlar öldü, binalar yıkıldı, işyerleri, okullar, camiler yıkıldı.
Malatya’nın üç büyük camisi olan, Teze Cami, Kiğılı Camii, Söğütlü Cami de yok oldu.
Söğütlü camiye geçeyim.
Güzel bir camiydi.
Kerpiçten tek katlı bina iken, binası, seksenlerin başında yıkılıp demirli betondan yapılsa bile minaresi, aslı tarihiydi.
Geçen yüzyılın başlarında hapishane olarak da kullanılmıştı.
Dahası cezaevinden kaçan bir mahkumun, o zaman Malatya’nın ilçesi olan Adıyaman’a giderken yolda soğuktan donduğu bilgisi bile var.
Caminin, deprem sonrasında yıkılması gerekince nereye yapılacağı çokça tartışıldı ve sonunda benim de doğru olmadığını düşündüğüm bir görüşle Eski Belediye Binasının yeşil alan olan yerine yapılmasına karar verildi.
Ve on beş, yirmi gün önce çevre boşaltıldı. Etrafı çevrildi. Bina yapımına hazır hale getirildi. Kazı işine birkaç gün önce başlandı, belki de bitirildi.
Yani Malatya’nın göbeğindeki, Malatyalının nefes aldığı meydan meydanlıktan çıkartıldı.
Şimdi gelelim Kız Enstitüsü, Kız Sanat Okulu, Kız Meslek Lisesi ve son adı Hafize Özal Kız Mesleki Ve Teknik Anadolu Lisesine.
Okuyan kızlarına, bu günün üniversite bitirmiş, yüksek lisans yapmış kızları gibi itibar kazandıran, öğrencilerinin, caddelerde, sokaklarda, gözü orada burada olmadan, önüne bakarak, dosdoğru, çok terbiyelice yürüdüğü, hatta hiç unutmam, bura öğrencisi dayım kızı ablamın, caddede birlikte yürürken başımı kaşıdığımı görüp, “Yolda başını kaşıma” diye beni azarladığı durumu da ekleyerek söyleyeyim, bu okula halkımız Gız Enüstüsü derdi.
Okulun hemen yanında bulunan otobüs durağının adının, elektrik direğine asılı tabelasında, “Enüstü Durağı” diye yazdığı hala gözlerimin önündedir.
Okul yıkıldı, ne olacağı planlanmamış olan bir yeni alan ortaya çıktı.
Sanırım neyi önereceğimi anlayan okuyucularım çoktur.
Eğer anlayanların sayısı yarıdan çoksa sevinirim, çünkü benim görüşümün doğru olduğuna inanırım.
Evet, Eski Belediye Binasının yeri, onca yoğun bina arasında nefes alınabilen güzel bir alan olmuştu.
Kız Meslek yerinde ise böyle bir meydan sıkıntısı yoktur.
Okul, dört yolun köşesinde, kavşakta.
Evet, sadede geleyim, diyorum ki:
-Ben olsam, hemen şu anda, saniye geçirmeden, Söğütlü Cami inşaatını durdurur, projesini kız sanat okulu alanına uyarlar ve Söğütlü’yü bu boşluğa yaparım.
Belediye meydanında yapılan iş en fazla temel kazısıdır.
Bu temel kazısı emeği, masrafını da boşa harcamam, buraya yer altı çarşısı yapar, bu çarşıyı da İnönü Kapalı Çarşısıyla yolun altından birleştiririm.
Bu dükkanları da ya deprem işyeri hak sahiplerine veririm veya satarım.
İki dönümlük Meydan yok olmamış, üstelik meydandan dükkanlar çıkarılmış olur.
Söğütlü Caminin Kız Meslek yerine yapılması, aynı zamanda yine Şehrin Felaketinde yıkılmış olan Kiğılı Camiinin boşluğunu, yokluğunu da aratmaz.
Yok olan Kiğılı Camii Kız Mesleğe elli metre yakınlıktaydı. Bu cami Vakıf Malı olsa da mütevelli heyetiyle anlaşılır.
Sonuç:
Benim projemle, bir hamleyle, iki değil üç kuş tutulmuş olmadı mı?
Haksız mıyım?
Benden söylemesi, deyip geçmek istemiyorum.
Atılımcı, cesaretli, hür iradeli, vatanını, milletini canından çok seven karar vericilerimize söylüyorum.
Atalarımız ne güzel söylemişler:
Zararın neresinden dönersen kardır!