Eski filmlerin tadına doyamazdık. Her şey doğaldı, erkekler erkek gibi, kadınlar kadın gibiydi. Arada bir Sadri Alışık kadın kılığına girerdi ama, çarpık ilişkiler görülmezdi. Fatma Gül’ün suçu falanda yoktu..!
Alevi miydi Belgin Doruk, Sünni miydi Ayhan Işık?
Kürt kökenli miydi, Çerkez miydi yoksa laz mıydı Sadri Alışık?
Kaç kişi biliyordu, kaç kişi hiç merak ediyordu, Sami Hazinses'in, Kenan Pars’ın, Nubar Terziyan’ın Ermeni olduğunu?
Bırakın mezhebi kökeni, Adile Naşit'i Münir Özkul'u, Ahmet Tarık Tekçe’yi, Hulusi Kentmeni, Sami Hazinsesi, Suphi Tekniker’i, Efgan Efekan’ı Ayşecik ve Ömercik’i sevmeyen bir Allah’ın kulu varmıydı…
"Horoz Nuri" desem, bir çoğunuzun yüzünde bir tebessüm oluşur sanıyorum. Kimi filminde "Rüknettin" olarak karşımıza çıktı, kimisinde "Kart Horoz" tiplemesiyle, Bedia'sına kur yaparken. Kimi filminde Süleyman Demirel'in fötr şapkası gibi başından çıkarmadığı şapkasıyla, "Yeşşe" repliğiyle hafızalarımızda yer eden "Adana'lı Tayfur" gibi haylaz çocukları olan ve onlara "efferim oğlum Ehmet, saa da prafo" diyen bir pamuk tüccarı olarak karşımıza çıktı. Kimi filminde pavyonlardan çıkmayan, çapkın bir zengin olarak seyrettik onu.
Boynunu sağa sola, öne arkaya oynatarak çok sevdiği Bedia'sına "avans ver gülüm" deyip masum bir öpücük istediği sahneleri unutmak mümkün mü?
Kimden bahsettiğimi anladınız sanırım bu usta sanatçı "Vahi Öz" dü.
Vahi Öz ve Bedia'sı "Mualla Sürer" iyi bir çift oluşturmuşlardı.
Çoğu filmde Vahi Öz'ün oğlu rolünü oynayan kendine has konuşma üslubuyla hafızalarımıza kazınan "Adana'lı Tayfur" rolüyle, "yeşşe" repliğiyle ve yaptığı twist dansıyla zirve yapan "Öztürk Serengil" ve filmlerinde genellikle boyacı rolünde görmeye alıştığımız, döneminin en ünlü komedyeni Cilalı İbo lakaplı “Feridun Karakaya”.
Yakışıklılığıyla ve karizmatik tavırlarıyla o dönem herkesin takdirini kazanan ve çok genç yaşta kaybettiğimiz sinemanın Taçsız kralı "Ayhan Işık" en tepede olmayı hakediyor sanırım. Ayhan Işığın can arkadaşı "bu da mı gol değil hakim bey" repliğiyle hatırlanan, daha sonraki yıllarda sinemanın Turist Ömer'i "Sadri Alışık".
"Cüneyt Arkın", ayrı bir başlık altında anlatılması gereken bir sanatçıydı. Önceleri çevirdiği salon filmlerine inat daha sonraları, her türlü tehlikeyi göze alarak, dublör kullanmaksızın çevirdiği tarihi filmlerle hepimizin anılarında ki müstesna yeri aldı. Cüneyt Arkın filmlerinde dublaj yapan sanatçı Abdurrahman Palay'ın teknolojinin azizliğinden hayır ve olamaz sözcükleri "nayır, nolamaz diye anlaşılınca Cüneyt Arkın hep bu iki kelime ile anılacaktı.
Adım kan soyadım silah, Mezarını kaz beni bekle, Ölmeden tövbe et, Ölümünü kendin seç! gibi enteresan isimli avantür filmlerin vazgeçilmez oyuncuları "Orhan Günşıray", "Yılmaz Güney", "Tanju Gürsu", "Fikret Hakan", "Tamer Yiğit", "Eşref Kolçak", "Yılmaz Köksal".
Yılmaz Güney daha sonraki yıllarda sosyal içerikli ve mesaj içeren filmler çevirmeye başladı.
Yeşilçamın sevimli kötü adamı "Ahmet Tarık Tekçe", "Kenan Pars", "Turgut Özatay", “Atıf Kaptan”, Sadettin Erbil”, Susuz yaz filmiyle sanat hayatına başlayan en ünlü kötü adam "Erol Taş", Hüseyin Zan, "Hayati Hamzaoğlu", "Bilal İnci", "Yıldırım Gencer", “Feridun Çölgeçen”, yakışıklı olduğu kadar da kötü olan "Önder Somer" ve "Kuzey Vargın", Apdo Ağa rolüyle mezarımı taştan oyun filmiyle ünlenen "Hüseyin Peyda", çekilin aradan "Hüseyin Baradan", Camoka karakterine can veren "Danyal Topatan" hepsi de sanki kötü olmak için doğmuş sanatçılardı.
Ya o, insanda gidip elini öpme hissi uyandıran, o babacan mı babacan, sevimli mi sevimli karakter rollerinin değişmez isimleri, ne kadar da sevmiştik onları. Zengin fabrikatör rollerinin değişmez oyuncusu "Hulusi Kentmen", doktor rollerinde seyretmeye alıştığımız "Nubar Terziyan", ailemizden biri gibi gördüğümüz "Kadir Savun", uşak rollerinin olmazsa olmazı "Cevat Kurtuluş", garson deyince akla ilk gelen "Sami Hazinses", meyhaneci rolleriyle hafızamıza kazınan "Asım Nipton", zengin Kayserili rolleri ve şivesiyle "Ali Şen", oynadığı her role hayat veren "Münir Özkul", randevu evi patroniçesi deyince aklınıza gelen "Mürüvvet Sim", babacan "Reha Yurdakul" ve "Ahmet Mekin", aşçıların kralı "Necdet Tosun", "Suna Pekuysal", sevimli dazlak "Altan Günbay", monşer rolleriyle “Kayhan Yıldızoğlu”, arkadaşı için her fedakarlığı göze alan “Süleyman Turan”, ufacık boyuyla ve sevimli fiziğiyle “Halit Akçatepe “,
Yeşilçamın kötü ve vamp kadınları "Aysel Tanju", "Suzan Avcı", "Neriman Köksal", "Leyla Sayar", “Sevda Ferdağ”, sadece kötü kadın rolleri için yaratılmış diyeceğiniz "Aliye Rona" ve "Lale Belkıs".
Salon filmlerinin bebek yüzlü sanatçıları "Muzaffer Tema”, İzzet Günay", "Yusuf Sezgin, "Ediz Hun" "Kartal Tibet", "Ekrem Bora", "Murat Soydan", "Engin Çağlar", "Salih Güney", Çakma James Bond Altın çocuk "Göksel Arsoy".
O dönem sinemanın en güzel kadınları kimler? Tabi ki en başa Türkan Sultan'ı yani "Türkan Şoray"ı koymak gerekir diye düşünüyorum. Daha sonra;
"Hülya Koçyiğit", "Filiz Akın", "Fatma Girik", "Nebahat Çehre", "Semra Sar", "Sema Özcan", "Selda Alkor"u sayabiliriz.
Bu jenerasyondan önceki dönemin en önemli yıldızı "küçük hanımefendi, şöför Nebahat" rolleriyle hatırladığımız "Belgin Doruk", üç arkadaş filminin kör kızını canlandıran "Muhterem Nur" ve Ayşecik rolüyle ünlenen “Zeynep Değirmencioğlu”.
Daha sonraki jenerasyondan "Tarık Akan", "Kadir İnanır" ve İnek Şaban tiplemesiyle gönüller’de taht kuran, çok genç yaşta kaybettiğimiz hemşehrimiz “Kemal Sunal” ve “İlyas Salman”.
Evet biz bu sanatçıları seyrederek büyüdük, bizler onlara "artiz" derdik, kah onlar gibi oyuncak silah çektik, kah onlar gibi yumruk salladık, kah onlar gibi konuşmaya çalıştık, onlar gibi giyinmeye çalıştık velhasıl onlar bizim dönemin örnek aldığımız sanatçılarıydı.
Hafızanızı zorlayıp şimdi ki yeni sanatçılardan on isim yazın desem, çok zorlanırsınız sanırım!
Ama bu isimlerin hepsini hatırladınız değil mi?
Başka sorum yok!
Bir çoğu artık aramızda değil maalesef
Ölenlere rahmet, kalanlara sağlıklı bir ömür diliyorum...
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına...