Her sabah aynı ritüelle güne başlıyoruz. Mutfağa geçip çayı demliyor, kahvaltı masasını donatıyoruz. Beyaz peynir, zeytin, bal, tereyağı ve çıtır bir ekmekle kurduğumuz o masa, ilk bakışta sağlık dolu, besleyici ve huzurlu bir tablo sunuyor. Ancak çatalımızı uzattığımız o tabakta, etiketinde "yüzde yüz doğal" yazan ambalajların arkasında nasıl bir kimyasal laboratuvarın saklandığını hiç düşündünüz mü?
Bugün sormaktan çekindiğimiz ama mutfağımıza her girdiğimizde yüzleşmek zorunda kaldığımız o hayati soruyu yüksek sesle soruyoruz: Biz gerçekten ne yiyoruz, ne içiyoruz?
Son yıllarda gıda sektörü, maalesef insan sağlığını koruma amacından uzaklaşarak tamamen maliyet odaklı bir akıl oyununa dönüştü. Mutfak masraflarının arttığı, alım gücünün zorlandığı bir dönemde ucuza ürün sunma yarışı ne yazık ki kaliteyi değil, dürüstlüğü katletti. Doğrudan toplum sağlığına kasteden sistematik bir gıda skandalıyla karşı karşıyayız.
Markete gittiğinizde raflara şöyle bir göz attığınızda, "Geleneksel", "Köy Tipi", "Hakiki" veya "Yüzde 100 Doğal" gibi yaldızlı ifadelerle süslenmiş yüzlerce ambalaj görürsünüz. Ancak gıda mevzuatındaki boşlukları ve tüketici psikolojisini çok iyi bilen bazı üreticiler için bu kelimeler sadece birer satış stratejisinden ibarettir. Cazip ambalajların içine gizlenen hileler ise tahmin ettiğimizden çok daha derin boyutlara ulaşıyor.
Şifasıyla bilinen zeytinyağlarına ucuza mal edilen kanola, pamuk ve soya yağları karıştırılarak sızma etiketiyle basılıyor, hatta rengi tutturabilmek için işin içine gıda boyaları ve sentetik aromalar dahi dahil ediliyor. Benzer şekilde yoğurdun ekşimemesi veya peynirin sünmesi için sütün yağı çekilip yerine bitkisel yağlar konuluyor, kıvamı tutturmak adına nişasta ve jelatin ekleniyor. Arının hiç uğramadığı, laboratuvarda renklendirici, aroma ve glikoz şurubuyla üretilen sahte ballar çocukların önüne koyulurken; kırmızı et ürünlerine sakatat, kanatlı eti veya soya kıyması karıştırılması artık sıradan bir hile haline geliyor.
Asıl çözüm; sıkı denetim, caydırıcı cezalar ve şeffaf teşhirden geçmektedir. Gıda hilesi yapan, insan sağlığıyla oynayan firmalara verilen komik para cezaları, bu firmaların kazandığı trilyonların yanında devede kulak kalmaktadır. Cezalar caydırıcı olmadığı sürece hile yapanlar isim değiştirip yeni ambalajlarla piyasaya girmeye devam edecektir. Sağlığımızla oynayanlara uygulanan yaptırımlar ticari bir ceza değil, kamu sağlığını tehdit suçu kapsamında değerlendirilmelidir. Unutmayalım ki sağlıklı bir toplumun temeli temiz ve güvenilir gıdadan geçer. Sofranıza koyduğunuz her ürünü sorgulayın, çünkü tabaklarınızda sadece yemek değil, geleceğiniz duruyor.