"Ayneye girmek"
Ayne de neyin nesi dediğinizi duyar gibiyim.
Gençler, hiç beyninizi yormayın, beyninizi yaksanız dahi bilemezsiniz!
Eczanelerin sadece ilaç yaptığı ve sadece ilaç sattığı, bulaşıkların külle, çamaşırların çivitle yıkandığı, bulaşık tuzu denince bön bön suratınıza bakıldığı, Japon, Kore, Çin malı arabaların ülkemizde henüz arz-ı endam etmediği… ve dahi Hacı Murat'ların bile üretilmediği yıllar!
Onun için zorlamayın beyninizi, bilmeniz na mümkün.

Hatırlamanız için biraz ipucu vereyim mi?
-"Börgüm arğıyı ölem, gağham gidem de bi ayneye girem"
Bu daha açıklayıcı oldu sanırım.
Evet, bizim ayne dediğimiz "ayna", röntgenin babası!, emar! ve tomografinin büyük dedesi olan efsanevi bir görüntüleme cihazının adıdır!
Dudak kıvırdığınız, hor gördüğünüz, bu devrinin müthiş icadı, öyle her doktorda da bulunmazdı.
Eğer, beliniz, bığhınınız arğıysa, ayneye girme niyetiniz de varsa, mutlaka Müştak Çobanlı’nın, Kemal Özmansur'un Ökkeş Akış'in veya Yusuf Turfanda'nın muayenehanesine gitmeniz ve randevu sistemi olmadığı için, uzun bir süre beklemeniz gerekirdi.
Emar çektirmek, için aylarca sonraya sıra verildiği bu günlerden o günlere bakınca biraz beklemek, fazla olmasa gerek!.
Doktor sayısının bir elin parmaklarını geçmediği günlerdi, gerçi doktora çok da ihtiyacımız yoktu!!!
Eczacılarımız, eczacı kalfalarımız, berberlerimiz, inneci (iğneci)lerimiz, sünnetçilerimiz, baharatçılarımız, kırıkçılarımız, sülükçülerimiz vs herbiri birer doktor edasıyla! sorunlarımızı tüm iyi niyetleriyle çözerlerdi.
-"Dizlerim arğıyı çağam Cumhuriyet ezağhanasına gidem de, Osman bana bi melhem yapa"
-"Anam çağa çıtlıyı, sancılanıyı, Ucuzcu Dursun'a gidem de nöbet şekeriynen, ırziyanı karıştırıp bi ilaç yapıymış, ölem bi gaflede sancıyı kesiymiş"
-"Gız başım çatlıyı, Dursun Ucuzcu, çekeminen, gınayı garıştırıp gafana yağhtırıymış, arğı şıppadanağh kesiliymiş"
Var mı doktora ihtiyaç?
Berberlerimiz tam bir poliklinik yoğunluğunda çalışırlardı.
Allah var işleri çok zordu!
Diş mi çeksinler, hacamat mı yapsınlar, sünnet mi yapsınlar, saç kıran tedavisi mi yapsınlar, kan çıbanlarını mı deşip tedavi etsinler, kirlenen kulakları mı yıkasınlar, yoksa kendi rutin işleri olan tıraş mı yapsınlar.
Velhasıl, berberlerimiz, diş hekimi, üroloji, cildiye, kulak burun boğaz ve plastik cerrahi uzmanlarının işini tek başlarına yapan bir özel hastane gibi çalışırlardı.
Var mı doktora ihtiyaç?
İnnecilerimize daha gelemedim bile...
Onlar başlı başına bir sağlık ordusuydu.
İnneci Kaya, inneci Yaşar, inneci Memet, İnneci Kamil, İnneci Halil en meşhurlarındandı.
İnneci Yaşar Sivas Caddesi ve civarı, inneci Memet İstasyon caddesi ve SSK civarı inneci Hanifi Sitmapınarı ve civarından sorumluydu!
Velesbitle gelirler ve bir doktor ciddiyetiyle körüklü siyah çantalarını açar, kocaman, metal inne kutusunu çıkarır, yüzlerce kişiye kullandığı kocaman enjektörü kaynattırıp steril! hale getirdikten sonra innemizi yaparlardı.
Ya ortopedi doktorlarımız! Gırığhçı Alaeddin, Kırığhçı Şaben, Çığhığgçı Fatma….
İki tağhta dola bi dolağ sar iş bitti, gaynadı getti!…
Ya sülükçüler, algoloji ve romatoloji merkezlerine taş çıkarırcasına çalışırlar, üstelik hizmeti ayağınıza getirerek,
-"Sülük ha sülük, sülükçü geldi sülükçü"
Anonslarıyla eve teslim hizmet yaparlardı.
Var mıydı doktora ihtiyaç?
Geçmiş zaman olur ki hayal-i cihan değer.
Eskilerden değerlerimizi andık, sizlere de hatırlattık...
Yüzünüzde küçücük bir gülümseme oluşturabildiysem ne mutlu bana...
Selam olsun Malatya'mın güzel insanlarına...
NOT:
Ayna film vermeyen, küçük bir x-ray tüpü bulunan, sadece görüntü veren bir cihaz; Bu cihazı radyolog olmayan bütün hekimler, kanunen kullanabilirdi.