Kâğıt üzerinde kırsal yerleşimlere bina inşaat harcı muafiyeti, indirimli emlak vergisi ve özel su tarifeleri getiren yasal mevzuatlar, taşra belediyelerinin bütçelerinde ve sahadaki hizmet kabiliyetlerinde öngörülemeyen krizler doğuruyor. Büyükşehir yasasının kırsal alanlardaki sosyolojik ve ekonomik etkilerine dair en çarpıcı ve felsefi analiz, Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu’ndan geldi. Duruş Dergisi’ne yaptığı özel açıklamalarda klasik yerel yönetim şablonlarının tamamen dışına çıkan Cömertoğlu, mevcut sistemin kaynak-saha ilişkisini kopardığını ve kırsalı zayıflattığını belirtti.
"BÜYÜKŞEHİR YASASI KIRSALI YOK SAYAN BİR YASA HALİNE GELDİ"
7254 Sayılı Kanun kapsamında mahalle muhtarlıklarının başvurusu ve Büyükşehir Meclisi’nin onayıyla işletilen "kırsal statü" mekanizması, taşrada hizmet üreten ilçe belediyelerinin en büyük öz gelir kaynaklarını sıfırlarken, merkezi bir bütçe desteği sunmuyor. Sahadaki bu yapısal çıkmaza parmak basan Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu, yasanın getirdiği tezatları şu sert sözlerle eleştirdi:
"Büyükşehir yasası merkezleri esas alarak yasalaştırıldı. Kaynak-saha ilişkisi kurulmadı. Kırsaldaki gerçeklik yeterince düşünülmedi. Bana göre bu yasa kırsalı yok sayan bir yasadır. İlçe belediyesinin yetkisi azalıyor ama sorumluluk sahada devam ediyor. Mezardan suya, yayladan meraya, gurbetçiden eğitime, kadından sağlığa kadar kocaman bir alan ilçe belediyesinin önüne geliyor. Bize sorumluluk kalmış, yetki başka yere geçmiş. Bu taşınabilir bir şey değil. Göçün en büyük sebeplerinden biri de budur."
"TÜRKİYE'DE BU ÖLÇEKTE PLANLAMAYI TAMAMLAYAN TEK İLÇE KONUMUNDAYIZ"
Büyükşehir sınırları içerisindeki plansızlığa ve idari kargaşaya karşı Arapgir’in kimliğini korumak adına göreve gelir gelmez devasa bir imar ve envanter hamlesi başlattıklarını ifade eden Cömertoğlu, plansız bir kentin hüviyet kazanamayacağını vurguladı:
"İlk girdiğimizde ne yapmak istediğimizi tanımlamıştık. Yerel yönetim, şehrin geçmişiyle geleceğini bütünleştiren bir anlayıştır. Geçmişin ilhamını yanımızda tutmak için araştırmaları, birikimleri bir araya getirip önce bir envantere ihtiyaç duyduk. Somut ve soyut bütün varlıklarımızı önümüze koyup, bu varlıklar üzerinden markalaşma sürecini başlattık. İmarı olmayan bir şehrin gelişimi söz konusu olamaz. Biz imarla başladık. Bugün geldiğimiz noktada 81 köy ve mezranın, merkezdeki 21 mahallenin jeolojik etütleri, hâlihazır sayısal haritaları, imar planları ve dört bölgede koruma imar planları yapılmış durumdadır. Plan olmayan yerde hüviyet olmaz, gelişim olmaz, kargaşa olur. Biz imar planı ve imar uygulamaları konusunda Türkiye'de çok özel bir noktaya geldik. Türkiye'de bu ölçekte planlamayı tamamlayan tek ilçe konumundayız."

"ARAPGİR, MERKEZLERİN MERKEZİDİR"
Haluk Cömertoğlu’nun yönetim vizyonunda Arapgir, coğrafi bir yerleşim yerinin çok ötesinde, Yukarı Fırat havzasının kadim medeniyet ve kültür mayası olarak konumlanıyor. Belleğini koruyan bir kenti yönetmenin ağırlığına dikkat çeken Başkan Cömertoğlu, ilçenin derinliğini şu cümlelerle özetledi:
"Biz her yerde iddia ettiğimiz bir başlıkla başlıyoruz: Kimlik, medeniyet olgusu, kültürel miras ve insanlık medeniyetinin harmanlanmış hali... Arapgir; yaşayan gelenekleri, töreleri, sokağına nüfuz eden toplumsal birlikteliği ve uzlaşı kültürüyle özel bir yerdir. Arapgir, Yukarı Fırat'ın merkezi olma özelliğini çok eski dönemlerden bugüne taşıyan bir yerdir. Toprağı, suyu, havası, tarımı, avcılığı, endemik çeşitliliği ve topografik yapısıyla bu coğrafya medeniyet geçişlerine çok uygun bir havzadır. Arapgir bir sanat şehridir. Arapgir bir kültür şehridir. Arapgir bir ürün şehridir. Arapgir bir yaşam şehridir. Derinlikli düşünen insanların, veren insanların, misafirini en iyi ağırlayan insanların yoğunlukta olduğu bir şehirdir. Burada belleğini koruyan bir kentin, hafızası olan bir kentin yöneticiliğini yapmak da o derece zordur."
GASTRONOMİDEN KADIN EMEĞİNE 120 YEMEK KİTAPLAŞTIRILDI
Kırsaldaki çözülmeyi engellemenin yolunun yerel değerleri ve insan kaynağını markalaştırmaktan geçtiğini belirten Cömertoğlu, destinasyon odaklı kalkınma modellerini ve kadın istihdamı projelerini şu verilerle aktardı:
"Belediyenin eliyle tanıtılabilecek kısmı fazlasıyla yapılmıştır, yapılmaya da devam etmektedir. Ama bu iş Malatya ve bölge özelinde pastanın büyütülmesi meselesidir. Bilinirlik turizmi getirir, bilinirlik yatırımı getirir, bilinirlik sosyolojik birlikteliği ve kalkınmayı getirir. Biz 2009'da 5 il, 8 ilçe bir arada destinasyon düşüncesiyle yola çıktık. Yukarı Fırat destinasyonu dedik ve merkezine Arapgir'i koyduk. Çünkü tarihsel olarak Arapgir bu havzanın güçlü merkezlerinden biridir. Arapgir'de markalaşma tesadüf değildir. Bu kültürle yetişen insanlar gittikleri her yerde başarılı olmuş, sektörlerinde öncü olmuşlardır. Gastronomide çok büyük bir gerçekleşme ortaya koyduk. 120 yemeği açığa çıkarıp kitaplaştırdık. Gastronomi merkezini kurduk. 40 kadın aşçı yetiştirdik. Kadının sosyalleşmesi, kurslarla rehabilite edilmesi, meslek kollarında eğitilmesi bizim için önemliydi."
EĞİTİMDE GÖÇÜ FRENLEYEN KADRO VE TARIMSAL ALIM GARANTİSİ
Taşradan kente yönelen göç dalgasının en büyük tetikleyicilerinden birinin eğitim kaygısı ve tarımsal geleceksizlik olduğunu ifade eden Başkan Haluk Cömertoğlu, Arapgir'de bu iki hayati alanda ürettikleri çözümleri paylaştı:
"Eğitim bizim hiç düşmeyen başlığımız oldu. Arapgir'de okuma potansiyeli çok yüksek. Ancak aileler çocuklarının eğitimi için şehri terk ediyordu. İlk yıl, büyük sıkıntılara rağmen bir merkez yapıp 400 öğrencimizi ücretsiz olarak 13 öğretmenle dershane hizmetine kavuşturduk. Okullardaki iyileştirmeler, sosyal faaliyetlerin artırılması, aidiyet bağının kurulması ve öğrencinin gelişimi birlikte çalışıldı. Bu süreç iş adamlarımızın katkılarıyla çok anlamlı bir noktaya geldi. Bugün Arapgir, Türkiye'nin en nezih ve nitelikli okullarının olduğu ilçelerden biri olarak anılıyor. Bu bizim için çok kıymetli. Öğretim diplomayla endekslendi. Ezberle-unut anlayışı gençleri tehdit ediyor. Gençlerimizi kabiliyetleri esas alan, istihdamda açık noktaları hedefleyen bir anlayışla geleceğe hazırlamamız gerekiyor. Gençler şu an asıl odak noktamız. Gençlere nüfuz etmek baştan beri hedefimizdi. Programlarimizi bunun üzerinden yürütüyoruz. Okullarla birlikte çalışıyoruz. Rehabilite etme konusunda ciddi programlar ve dayanışmalar gösteriyoruz."
"Tarım bir çalışma işidir, beden işidir, teknik ve imkânları birlikte yürütme işidir. Tarım sadece ayakta kalmak için değil, geleceği sağlıklı yaşamak için önemlidir. Geleneksel tarım bu işin tam merkezindedir. Biz tarıma destek veren, farkındalık oluşturan, alım garantisi veren, markalaştıran bir belediyeyiz. Reyhan ve üzüm başta olmak üzere dut, elma ve AAP (not: endemik çeşitlilik) birçok ürünümüz var. Küçükbaş hayvancılıkta da yaz döneminde 120 bin koyun ve keçiye ulaşan yaylalarımız var. Geçen yıl 50 bin fidan dağıttık. Bu yıl da özellikle badem, üzüm ve zeytin gibi ürünlerde adaptasyon çalışmaları yaptık. Arapgir Belediyesi bünyesinde yüksek ziraat mühendisimizin başkanlığında bu işleri takip eden birimimiz var."
"BİZ ENANİYET YARIŞI DEĞİL, HİZMET YARIŞI YAPIYORUZ"
İdari kısıtlamalara ve kaynak yetersizliklerine rağmen Arapgir’de yakalanan toplumsal huzurun sırrını "Şehr-ül Emin" felsefesiyle açıklayan Cömertoğlu, tüm yerel yönetimlere ders niteliğindeki şu çağrıyla konuşmasını noktaladı:
"Biz enaniyet yarışı yapmıyoruz. Biz hizmet yarışı yapıyoruz. Belediye başkanı olmak Şehr-ül Emin olmaktır. Herkese karşı emin olmaktır. Partiler demokrasinin vazgeçilmez araçlarıdır. Ama belediye başkanı herkesin başkanıdır. Ben şahsım adına ne kendi kullandığım aracı ne de karşı araçları hiçbir zaman karşıma koymadım. Herkesle eşit mesafede dostluklarımı yürütürüm. Halkımın da, yöneticilerin de, herkesin de eşit mesafede anlaması gereken toplumsal kurallar vardır. Yük olmadan yük alan bir anlayışa ihtiyacımız var. Kalkınmak için eşik olmak değil, manivela olmak şarttır. Birbirimizin manivelası olmak zorundayız. Birbirimizin elini tutmak, gözüne bakmak zorundayız. Selamı yaygınlaştırıp muhabbeti kendi aramızda halkalar halinde büyütecek, paylaşım duygularını geliştirecek ne varsa karınca kararınca onu yapmak zorundayız.




