PARTİ İÇİ DEMOKRASİ VE AK PARTİ GERÇEĞİ

Geçtiğimiz günlerde bir vatandaş, bir işi dolayısıyla aradığında kendisini “AK Parti Demokrasi ve Hakem Kurulu üyesi” olarak tanıttı. Söylediği bu unvanın bende nasıl bir etki bıraktığının farkında değildi. Muhtemelen AK Partili olmanın benim gözümde bir artı değer taşıyacağını düşünerek bunu belirtti. Ancak aslında tam tersi oldu; zira “demokrasi” ve “hakem kurulu” gibi kavramların AK Parti ile yan yana gelmesi bana oldukça ironik geldi. Telefonu kapattıktan sonra bu çelişki üzerine düşünmeden edemedim ve hatta istemsizce gülümsemek zorunda kaldım. AK Parti ve demokrasi, hele ki parti içi demokrasi… Birbirine ne kadar da uzak kavramlar!

AK Parti’nin kuruluşundan bu yana genel başkanlık, il başkanlıkları, ilçe başkanlıkları ve belde başkanlıkları dâhil olmak üzere hiçbir kademede gerçek bir demokratik yarışın yaşandığını görmedik. Genel başkanlık seçimlerinde kimse mevcut lidere karşı aday olamadı, il ve ilçe başkanları partinin üst yönetimi tarafından belirlendi, delegelere ise sadece önceden seçilmiş isimleri onaylama görevi düştü. Madem ki AK Parti kendi içinde bile demokrasiyi işletmiyor, o hâlde “Demokrasi ve Hakem Kurulu” gibi kavramlar ne kadar gerçekçi olabilir? Bu tablo karşısında, parti içi demokrasinin tamamen şekil şartlarına indirgenmiş bir gösteriden ibaret olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Demokrasi, siyasetin en temel ilkelerinden biridir. Özellikle de “milli irade” vurgusunu sıkça yapan bir parti için vazgeçilmez bir unsur olmalıdır. Ancak gelin görün ki AK Parti içinde yıllardır demokrasi söylemi bolca dile getirilse de pratikte durum oldukça farklıdır.

Bunu anlamak için genel başkan seçimlerinden belde başkanlıklarına kadar uzanan süreci adım adım incelemek yeterlidir. Parti içerisinde bir “Demokrasi ve Hakem Kurulu” bulunduğu iddia edilse de, bu ismin kendisi bile trajikomik bir anlam taşımaktadır. Çünkü AK Parti’de parti içi demokrasi işletilmemekte, tüm süreçler bir merkezden belirlenmekte ve dayatma yoluyla teşkilata kabul ettirilmektedir.

GENEL BAŞKANLIK SEÇİMİ: TEK ADAY, TEK SONUÇ

AK Parti’nin kuruluşundan bugüne kadar yapılan tüm genel başkanlık seçimlerine bakıldığında, hep aynı tabloyla karşılaşırız: Tek aday, tek sonuç. Recep Tayyip Erdoğan’ın genel başkanlığı döneminde kimsenin karşısına rakip olarak çıkamaması, belki liderliğinin gücüne bağlanabilir. Ancak demokrasi sadece güçlü liderlerin olduğu bir yapı değildir; aksine fikirlerin, projelerin ve adayların serbestçe yarıştığı bir sistemdir.

AK Parti’de genel başkan değişikliği gerektiğinde bile bu yarış yaşanmamış, 2014 yılında Erdoğan Cumhurbaşkanı olduktan sonra Ahmet Davutoğlu’nun genel başkan olması, yine Erdoğan’ın işaretiyle gerçekleşmiştir. Daha sonra Davutoğlu’nun koltuğu bırakmasının ardından Binali Yıldırım da aynı yöntemle göreve gelmiştir. Yani hiçbir zaman birden fazla adayın yarıştığı, teşkilatın özgürce karar verdiği bir genel başkanlık yarışı yaşanmamıştır.

İL VE İLÇE BAŞKANLIKLARI: SEÇİM Mİ, ATAMA MI?

AK Parti’nin en büyük sıkıntılarından biri, yerelde de aynı merkeziyetçi anlayışı devam ettirmesidir. Teşkilatlarda il ve ilçe başkanlarının belirlenmesi sürecinde hiçbir demokratik yarış yaşanmamaktadır. Peki bu süreç nasıl işliyor?

1. Öncelikle parti içerisinde bir il veya ilçe başkanlığı için aday olmak isteyen kişiler belirleniyor.

2. Bu kişiler genel merkeze çağrılıyor.

3. Genel merkez, kendi uygun gördüğü ismi belirliyor ve teşkilata dayatıyor. Bu kişiler daha çok genel merkezle arası iyi olan kişilerin refere ettiği kişilerden belirleniyor.

4. Daha sonra kongre yapılıyor ve teşkilatın “oy kullanması” isteniyor. Ancak zaten alternatif bir aday olmadığından seçim bir formaliteye dönüşüyor.

Yani sandık var ama yarış yok. Oylama var ama seçenek yok. Bu nasıl bir demokrasi?

BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARI: PARTİYE EMEK VERENLER NEDEN GÖRMEZDEN GELİNİYOR?

Her seçim döneminde belediye başkan adayları belirlenirken benzer bir süreç yaşanıyor. Partiye yıllarca hizmet etmiş, teşkilat içinde öne çıkmış isimler bir umutla aday adayı oluyor. Ancak sonunda bakıyorsunuz ki adaylar Ankara’da belirlenmiş ve genel merkezden gelen bir isim teşkilata dayatılmış.

Peki bu insanlar ne düşünüyor? “Bunca yıl partime hizmet ettim ama birilerinin tanıdığı olmadığı için beni görmezden geldiler” diye kırılıyorlar. Parti yönetimi bu kırgınlıkları önlemek için ne yapıyor? Hiçbir şey

Bir belediye başkanı belirlenirken ön seçim yapılmıyor. Parti üyelerine sorulmuyor. Halkın beklentileri göz ardı ediliyor. Bunun adı demokrasi değil, merkeziyetçi bir yönetim anlayışıdır.

MİLLETVEKİLİ ADAYLARI: KİMİN SEÇİLECEĞİ BAŞTAN BELLİ!

Milletvekili adaylarının belirlenme süreci de benzer şekilde işliyor. Parti teşkilatlarında yıllarca emek verenler, vekil olmayı hayal ederken, partiye sonradan eklemlenen veya güçlü ilişkileri olan kişiler ön sıralara yazılıyor

AK Parti’nin listelerinde sürekli aynı isimlerin yer alması, seçmenin de teşkilatların da tepkisini çekiyor. Çünkü insanlar biliyor ki bu listeler yarışla değil, genel merkezde yapılan hesaplarla belirleniyor.

SEÇİLENLERİN KİBRİ, TEŞKİLATTAKİ KIRILMALAR

Bu sistemin bir başka zararı da seçilen kişilerin üzerinde oluşturduğu kibir. Çünkü gerçekten bir yarışla, tabanın iradesiyle gelmeyen bir insan, o makamı kendisinin bir lütfu olarak görmeye başlıyor. Kendi çabasıyla oraya gelmediği için, partinin emekçilerine ve teşkilat üyelerine tepeden bakıyor.

Bu da iki önemli sonuca yol açıyor:

1. Teşkilatta küskünlük: Yıllarca partisine emek vermiş, bu dava için çalışan insanlar, hak etmediklerini düşündükleri kişilerin atanmasını hazmedemiyor.

2. Yönetim kademelerinde ego patlaması: Genel merkezden gelen “gaz” ile bu isimler kendilerini vazgeçilmez sanıyor ve teşkilat üyelerine üstten bakmaya başlıyor.

OLAN VE OLMASI GEREKENLER

Olan:

1- İl, ilçe ve belde başkanları demokratik bir seçimle değil, genel merkezin atamasıyla belirleniyor.

2- Partiye yıllarca emek verenler değil, belli kişilerin referansıyla gelen isimler ön plana çıkıyor.

3- Milletvekili adayları önceden belirlenmiş listelerle açıklanıyor, teşkilatın ya da halkın iradesi hiçe sayılıyor.

4- Seçilenler, teşkilattan kopuk bir şekilde hareket ediyor ve kendi koltuklarını garanti altına almak için yalnızca yukarıya sadakat gösteriyor.

Olması gereken:

1- Genel başkanlık seçiminde birden fazla adayın yarışmasına fırsat verilmeli.

2- İl ve ilçe başkanlıkları için adaylar önceden belirlenmemeli, teşkilatın özgürce seçim yapmasına izin verilmeli.

3- Belediye başkan adayları için mutlaka ön seçim yapılmalı, teşkilat ve halkın iradesi esas alınmalı.

4- Milletvekili aday listeleri parti içinde şeffaf bir şekilde belirlenmeli, teşkilatın ve halkın görüşleri önemsenmeli.

5- Seçilenler, teşkilata hesap verebilir olmalı ve sadece genel merkeze değil, tabana da bağlı kalmalı.

DEMOKRASİ SANDIKTAN ÖNCE BAŞLAR!

Gerçek demokrasinin olduğu yerde korkuya yer yoktur. Aday olmaktan, yarışmaktan, rekabetten korkulmaması gerekir. Eğer AK Parti, parti içi demokrasi söylemini sürdürecekse, önce kendi içinde bu süreci işletmelidir. Aksi halde “Demokrasi Hakem Kurulu” gibi isimler sadece tabeladan ibaret kalmaya devam edecektir.

Ve unutulmamalıdır:

“Bir insana makam verildiğinde, o makam onun karakterini de ortaya çıkarır.”

Saygılarımla!