Kıymetli hemşerilerim, ildaşlarım, arkadaşlarım. Nasılsınız?
İyilik, güzellik içinde olasınız inşallah.
Bu, ‘İldaş’ kelimesi de, ‘Hemşehrim’, ‘Hemşerim’ yerine benim icadım, benim önerim.
Hemşerim de çok güçlü. Çok anlamlı. Çok değer yüklü. Belki bin yıldır, aynı ilden, aynı elden insanlar askerde, cephede, gurbette, hapiste, kodeste, okulda-mektepte ilbirliği ile birbirlerine ‘hemşerim’ demişler, özverilerde bulunmuşlar, harçlıklarını paylaşmışlar, ekmeklerini bölüşmüşler, birbiri için döğüşmüşler, ölmüşler, birlikteyken olan bitenleri, her cümlede-tümcede ‘hemşerim’ kelimesi geçerek anlatmışlar, anlatılmışlar.
Yeni kuşakların, çocukların, gençlerin, bu hemşeri kelimesini bilmeleri, konuşulanları, yazılanları bütün anlam derinliğiyle anlayabilmeleri ve dolayısıyla etkilenebilmeleri bakımından faydalarına olacaktır.
‘Hemşeri’ kelimesi de, gardaş, yoldaş, arkadaş, soydaş, dindaş, ülküdaş, vatandaş, yurttaş gibi olan ‘ildaş’ da hoşuma gidiyor doğrusu.
Ancak, şunu da biliyoruz ki, kelimeler, doğar, yaşar, yaşlanır, eskir ölür.
Kıymetli hemşerilerim, şunu diyeceğim size:
-Bizim ekmekten aştan önce dürüst siyasetçilere ihtiyacımız var.
-Dürüst ve çalışkan, kafası çalışan, bilgili, donanımlı, deneyimli, vatanını milletini canından çok seven, paraya pula önem vermeyen, şimdiki Bakanlara bakıp Yüksek İşçi gibi çalışan siyasetçilere gereksinimimiz var.
Flaş Haber Gazetesi tarafından 2006’da, Yılın Siyasetçisi seçilmiştim.
Ödül töreninde,
-Siyasetçiye güvenin bu kadar alt sıralarda olduğu bir ülkede, ‘En iyi siyasetçi’ ödülüne layık görülmem ilginç. Umarım seçici kurul kararını verirken, bu kavramın tanımına uygun davranarak beni seçmiştir. Bir de şu var: ‘Bir ülkede demokrasinin yerleşip kökleşmesinde, o ülkede kişi başına düşen ulusal gelirin kaç dolar olduğu ve nasıl dağıtıldığı önemli de, kişi başına düşen iyi siyasetçi sayısı önemli değil mi?” demiştim.
Evet, Büyük Milletimizin havadan sudan çok, doğru, dürüst politikacılara ihtiyacı var.
Şimdi de, hep dikkatimi çeken şu hususu burada söyleyeyim; evet Milletimizi, çoğunlukla ‘Büyük’, ‘Şanlı’, ‘Aziz’, ‘Yüce’ gibi güzel sıfatlarla, nitemlerle anıyoruz, dilimize alıyoruz.
Evet, bu Büyük Milletimizi yeri geldikçe de Türk Milleti diyerek adıyla analım, adıyla dilimize alalım artık.
Sıfat da iyi, güzel ama asıl olan ad.
‘Türk Milleti’ deyince alınanlar, küsenler olurmuş gibi bir yanlış, bir yanlış anlayış, düşünüş var.
Recai Kutan, Allah yerini cennet eylesin, has Malatyalıydı.
2012’de yöneticiliğini yaptığım, Kamer Genç, Hasan Basri Özbey ve Osman Özbek’in konuşmacı olduğu, Milli Anayasa Forumu’ndaki konuşmama, Recai Kutan’ın, Milliyet’te Fikret Bila’ya verdiği röportajda söylediği şu sözlerle başlamıştım:
- Yeni anayasada etnik vurgu yapılmamalı. Çünkü Türkiye Balkanlardan, Kafkasya’dan, Ortadoğu’dan gelen birçok halkın kaynaştığı topraklar. Ama Türk kelimesi bir etnisitenin değil, bu topraklarda yaşayan herkesin ortak adı, çatı adı.
Bu sözler, ne güzel, ne doğru sözler…
Kafkasya’dan, Balkanlardan, Ortadoğu’dan gelip, bin yıldır Anadolu’suyla, Trakya’sıyla bu topraklarda yaşayıp, gelenek görenek, töresiyle, iklimiyle, tabiatı, doğasıyla, huyu husuyla, suyuyla, tarihiyle, coğrafyasıyla, kültürüyle insan kaynaklarıyla, şairi, yazarı, alimi uleması, Müslümanlığıyla birleşmiş, bütünleşmiştir.
Açılım sürecinde, 2009’da, Anemon Otel’deki İftar ve Yeni Yargı Yılı Açılış Törenimizde,
-O nedenlerle, açık ve net söylüyorum ki Türkiye bu açılımı kaldıramaz. Şu yapılmalıdır dedikten sonra,
-Kürt yurttaşımız, salt Kürt olması nedeniyle her nerede ve ilişkide nasıl bir sorunla karşılaşıyorsa, o sorunlar en teknik biçimde bir bir saptanmalı ve kalıcı çözüm için gereken hukuki düzenlemeler derhal yapılmalıdır dedim.
Baro’muzun Aşure Etkinliğinde, 2010’da, basınımıza şunları söyledim:
-Devletimize yurttaşlık bağı ile bağlı her kökenden vatandaşımız, bin yıllık Anadolu serüveninde Türk Milleti adı altında muhteşem bir tat, muhteşem bir renk meydana getirmiştir.
Biz birlik içinde yaşarsak, etnik farklılığımıza, mezhep farklılığımıza, ayrı ayrı siyasal partilere oy verişimize bakmadan, bu farklılıklarımıza saygı göstererek, yüze dost, içe dost arkadaşlığımızı, komşuluğumuzu, ticari ilişkilerimizi sürdürürsek bu muhteşem aşure daha da tatlanır, dedikten sonra yumruğumu havaya kaldırıp:
-O zaman Bölgede de, dünyada da bileğimizi büken olmaz; kalkınır ve her birimiz bu Ülkenin mutlu bireyleri oluruz ve de İsrail Filistin’le ilgili bir plan yaparken,
-Türkiye ne der? diye düşünmeden adım atamaz!
Bu konuşmamın ertesi günü, Güneş Televizyonunun aşure töreninde, Covid 19’un aramızdan aldığı, güzel insan, Şeker Camii İmamı, Rahmetli ‘Şeker Hoca’, yanımıza gelmiş ve tokalaşırken kucaklaşma hareketi yapmam üzerine,
-Dur, yiğitlerin alnından öpülür diyerek alnımdan öpmüştü.
“Açılım Sürecinde” etnik sorunlar yaşayan Avrupa devletlerinin durumunu incelemeye giden Parlamento Heyeti Raporunda,
-İncelediğimiz ülkelerdeki farklı etnisiteler birbirlerinden duygusal, kültürel, iktisadi olarak tamamen kopmuşlardır. Bizde, iç içe geçilmiş, kaynaşılmıştır denmiştir.
Cumhurbaşkanımız Diyarbakır’da,
-Kürt kardeşim, Kürt olduğu için nerede bir eşitsizliğe uğrasa, onunla beraber mücadele ederim dememiş miydi?.
Şimdi sen kalkıp, böyle bir ülkenin, bin yıldır birbirini sevip sayan, evlenip çoluk çocuğa, kanı kanına, canı canına karışmış, insanları hakkında, “Türk Milleti” dersem alınırlar, küserler sanısıyla Milletimizi adıyla değil, sıfatlarla an…
Doğru mu bu… Doğru mu?
Bizim Milletimizin adı Türk Milleti, Ülkemizin adı Türkiye, Devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.
YENİ DÜNYA DİKTİK YENİ TÜRKİYE’YE
Dün abim, avlusunda seyreltme yaparken, vakitsiz de olsa fazlalık bir Yeni Dünya fidanını söküp bize getirmişti.
Ben de dedim ki, yarın (bugün) 15 Temmuz ve bu tarih, bizim Milli Kurtuluş Savaşımızdan sonra adeta İkinci Kurtuluşumuz.
Çünkü, Türk Milleti güvendiği, inandığı, sevip saydığı Recep Tayyip Erdoğan’ın ardından giderek, Emperyalistlerin Feto eliyle uygulamak istedikleri bölücü planı, aziz canlarını, asker kisvesine bürünmüş hainlerin kullandığı tanklara siper ederek paramparça edip attı ve onuruna, özgürlüğüne, bağımsızlığına ne kadar düşkün olduğunu bir kez daha bütün dünyaya öğretti.
Bu duygu ve bilinçle, ‘Bu Yeni Dünyayı, yarın Yeni Türkiye adıyla dikeyim!’ dedim ve sevgili eşimle birlikte dikim zamanı geçmiş olsa da, umutla ve özenle diktik. İnşallah tutar, büyür...
Evet, 15 Temmuz 2020
Not: O fidan hem yerini sevmediği, hem zamanına uygun dikilmediği içi kurudu.
Yeniden cığalar umuduyla köküne yakın yerden kestim.
Gelen baharda filizlendi, cığalandı.
Oradan söküp başka bir yere diktim.
Yeni yerinde maşallah dallandı, budaklandı.
Bu vesileyle, aramızdan ayrılmış olan abimizi de rahmetle, hürmetle anıyorum.
SAHTE İÇKİ!
İyi bir şeyin sahtesi kötüdür...
İçki iyi mi ki, sahtesi kötü olsun!
Öyleyse,‘İçki iyidir, sahtesi kötüdür’ anlamına gelecek şekilde haber yapmak niye?