Malatya, son yıllarda sadece kayısıyla değil, kökleri binlerce yıl öncesine uzanan kadim medeniyetleriyle de adından söz ettiriyor. Geçmişin toprak altına gömülmüş hikâyeleri, bu yıl Cumhuriyet’in 102. yılına özel düzenlenen "Cumhuriyet’in 102. Yılında 102 Eser Sergisi"nde gün yüzüne çıktı. Ama bu sergide iki eser var ki, adeta zamanın içinden kopup gelen bir selam gibi: Arslantepe Höyüğü’nden çıkarılan 5 bin 500 yıllık "silindir mühür" ve 3 bin yıllık "alev ve yaprak motifli fildişi plaket".
UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmeyi başaran Arslantepe, sadece bir arkeolojik alan değil; Anadolu'nun ilk şehir devletinin kurulduğu yer olarak da tarihte önemli bir yere sahip. Ve şimdi bu alan, sessizce sakladığı hazinelerini bir bir açığa vuruyor.
Söz konusu eserler, yalnızca estetik objeler değil; bize o dönem insanının sosyal yapısından yönetim biçimlerine, zanaatkârlığından dış ticaret ilişkilerine kadar pek çok bilgi sunuyor. Sergilenen silindir mühür, büyük ihtimalle dönemin yönetici sınıfına aitti. O küçük mühür, belki de binlerce yıl önce alınan bir kararı, yapılan bir anlaşmayı ya da bir malın sahibini belgelemek için kullanıldı. Bugün elimizde tuttuğumuz bir kalem veya kimlik kartı neyse, o gün için de bu mühür aynı öneme sahipti.
Diğer taraftan, alev ve yaprak motifli fildişi plaket ise, lüks ve zarafetin simgesi. Muhtemelen bir mobilya aksesuarıydı. İnce işçiliğiyle göz kamaştıran bu plaketin Mezopotamya ya da Filistin’den gelmiş olabileceği düşünülüyor. Yani bugünkü deyimle “ithal” bir parça. Bu da bize gösteriyor ki, Arslantepe sadece Anadolu’nun kalbi değil, aynı zamanda dönemin ticaret yolları üzerinde canlı bir merkezdi.
Sergiye yoğun ilgi var. Vatandaşlar sadece iki eseri görmek için bile Arslantepe Karşılama Merkezi’ne akın ediyor. Bu ilgi, aslında geçmişle bağ kurma arzusunun bir yansıması. Çünkü tarih sadece kitaplarda değil, toprağın altındaki her bir parçanın içinde saklı.
Bu sergi, Cumhuriyet’in 102. yılına denk gelmesiyle daha da anlamlı hale geliyor. Cumhuriyet; geçmişiyle barışık, köklerini bilen ama yüzünü geleceğe dönmüş bir medeniyetin simgesi. Arslantepe’den çıkan bu eserler ise, tam da bu anlayışa hizmet ediyor.
Bugün Malatya’da sergilenen o iki küçük ama güçlü eser, aslında hepimize ait. Çünkü tarih, yalnızca arkeologların değil; onu sahiplenen toplumların geleceğe bıraktığı bir mirastır. Gidip görmek, hissetmek ve bu mirası anlamak hepimizin görevi.